YERİDİNG PÜTKENİ
(Yerin Yaratılışı)

Herşeyden önce su vardı. Yer ay gök güneş yoktu. Tanrı (Kuday) ile Kişi vardı. İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı.

Tanrı bir şey düşünmüyordu. Kişi yel çıkarıp suyu dalgalandırdı; Tanrı'nın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı'dan güçlü olduğunu sandı; daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı; suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi. "Bana yardım et!" diye bağırıp Tanrı'dan yardım istedi.

Tanrı "Yukarı çık!" dedi o da sudan çıkıverdi. Sonra Tanrı "Sağlam bir taş olsun!" dedi. Suyun dibinden bir taş yükseldi. Tanrı ile Kişi taşın üzerine oturdular. Tanrı Kişi'ye "Suya dal suyun dibinden toprak çıkar!" diye buyruk verdi. Kişi Tanrı'nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Tanrı'ya götürdü.

Tanrı Kişi'nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken "Yer olsun !" diye buyurdu. Buyruk yerine geldi yeryüzü yaratıldı. Tanrı yine Kişi'ye "Suya dal suyun dibindeki topraktan çıkar !" diye buyruk verdi. Kişi suya daldığında bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Tanrı'dan gizlemek için ağzına attı. Dileği Tanrı'dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Tanrı'ya uzattı. Tanrı toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. O'nun suya serptiği toprak gibi Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi öleyazdı. Kaçmağa başladı. Ancak nereye kaçsa yanı başında Tanrı'yı buluyordu. O'ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı Tanrı'ya yalvarmağa başladı: "Tanrı! Gerçek Tanrı! Bana yardım et".

Tanrı Kişi'ye "Ağzındaki toprağı ne için sakladın" dedi. Kişi "Kendime yer yaratmak için saklamıştım" diye yanıt verdi. Tanrı da "Öyleyse at ağzından ve kurtul" dedi. Kişi'nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu. Tanrı "Artık sen günahlı oldun" dedi "Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak güneş ve aydınlık yüzü görecek. Ben gerçek Kurbustan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun".

Yeryüzünde dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi. Tanrı bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı. "Dalları yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun!" dedi. Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. Tanrı "Dokuz dalın herbirinin kökünden birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz ulus olsun!" dedi.

Erlik bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. Nedir acaba diye düşündü. Tanrı'ya gürültünün nedenini sordu. Tanrı "Ben bir kaganım sen de kendince bir kagansın. İşittiğin gürültüyü yapanlar benim ulusumdur!" dedi. Erlik Tanrı'dan bu ulusu kendisine vermesini istedi. Tanrı "Olmaz!" diye karşıladı; "Sen git kendi işine bak!".

Erlik'in canı sıkıldı. Hele bir gidip şu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan başka yaban hayvanları kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı. Erlik Tanrı bunları nasıl yarattı acaba bunlar ne yer ne içerler diye düşündü. O düşüne dursun insanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu. İnsanlar şu yanıtı verdiler: "Tanrı bize şu yandaki dört dalın yemişini yemeği yasakladı. Biz yalnızca Tanrı'nın izin verdiği ağacın gündoğusundaki yemişlerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor. Bundan sonra Tanrı göğe çıktı. Beş dalın yemişi de bizim aşımız oldu"

Bu yanıt Erlik'i sevindirdi. Erlik Körmös insanlardan Törüngey denilen erkeğe yaklaştı. Ona "Tanrı size yalan söylemiş. Asıl yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz" dedi. Erlik uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi. Yılan ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi. Doğanay'ın karısı Eje yanlarına geldi. Erlik Törüngey ile Eje'ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi. Törüngey Tanrı'nın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi. Karısı Eje dayanamadı yedi. Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü. Törüngey ile Eje'nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp herbiri bir ağacın ardına saklandılar.

Derken Tanrı geldi. Bütün ulus kaçışıp bir köşeye gizlendi. Tanrı "Törüngey! Törüngey! Eje! Eje! Neredesiniz" diye haykırdı. Törüngey ile Eje "Ağaçların arkasındayız" dediler "Karşına çıkamıyoruz utanıyoruz". Sonra olanları bir bir anlattılar. Tanrı bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi. "Şimdi sen de Körmös'ten (Şeytan'dan) bir parça oldun" diyerek yılana verdi ilk cezayı. "İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup ezip öldürsünler!" dedi. Eje'ye döndü "Sen Körmös'ün sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin ölümü tadacaksın". Törüngey'e de şöyle diyerek cezasını verdi: "Körmös'ün aşını yedin. Benim sözümü dinlemedin Körmös Erlik'in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaşar karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben insan yaratmayacağım. Artık insanlar senden türeyecek."

Tanrı Erlik'e de kızdı. "Benim adamlarımı niçin aldattın ?" diye sordu öfkeyle. Erlik "Ben istedim sen vermedin" dedi "Ben de senden çaldım. Artık hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceğim. Suya girseler ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım". Tanrı da "Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum" diyerek Erlik'i cezalandırdı. Her şey bitince bütün insanlara birden şöyle dedi: "Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok. Artık yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım. Bundan sonra size May-Tere'yi göndereceğim".

May-Tere insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da May-Tere yaptı. Ot köklerini yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik May-Tere'ye yalvardı: "Ey Gök Oğul bana yardım et. Tanrı'dan izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle. Yardım et bana". May-Tere Erlik'in dileğini Tanrı'ya iletti. Tanrı aldırış etmedi. May-Tere altmış yıl yalvardı. Sonunda Tanrı Erlik'e haber gönderdi: "Düşmanlıktan vazgeçersen insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm yanıma gelirsin!" Erlik söz verdi. Tanrı'nın katına çıktı. Baş eğdi. "Beni kutsa. Bana izin ver ben de kendime gökler yapayım" diye yalvardı. Tanrı izin verdi. Erlik kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti. Çok kalabalık oldular. Tanrı'nın en sevgili kullarından olan Mangdaşire bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü: "Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik'in adamları ise göklerde keyfedip duruyor." Mangdaşire bu üzüntü içinde Erlik'e savaş açtı. Erlik daha güçlü çıktı. Ateş ile vurup Mangdaşire'yi kaçırdı. Mangdaşire Tanrı'nın katına çıktı. Tanrı "Nereden geliyorsun?" dedi. Mangdaşire "Erlik'in adamlarının gökte oturması bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti. Erlik'in yandaşlarını yere indirmek göklerini başına yıkmak için Erlik'le savaştım. Gücüm yetmedi o beni kaçırdı" diye yanıt verdi. Tanrı üzülmemesini söyledi. "Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez" dedi "Erlik'in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek senin gücün Erlik'in gücünden üstün olacak". Mangdaşire'nin yüreği serinledi rahat rahat uyudu.

Gün geldi Mangdaşire güçleneceğini anladı. O gün Tanrı Mangdaşire'yi yanına çağırdı. "Var git. Güçlendin artık. Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni. Dileğine ereceksin" dedi "Sana kendi gücümden güç verdim". Mangdaşire şaşırdı: "Yayım yok okum yok. Kargım yok kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim?". Tanrı Mangdaşire'ye bir kargı verdi. Mangdaşire kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti. Erlik'i yendi kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik'in gökleri parça parça oldu yeryüzüne döküldü. O güne değin dümdüz olan yeryüzü o günden sonra kayalıklarla sivri dağlarla doldu. Görklü Tanrı'nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu. Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi sivri kayaların üstüne düşenler öldü hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.

Erlik varıp Tanrı'dan kendine yeni bir yer istedi. "Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı" dedi. Tanrı Erlik'i yerin altındaki karanlıklar ülkesine sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu. "Burada gün ışığı ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateşler olsun. İyi olursan yanıma alır kötü olursan daha derinlere sürerim" dedi. Bunun üzerine Erlik "Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun canları benim" dedi. Tanrı "Yo onları sana vermeyeceğim" dedi "İstiyorsan kendin yarat". Erlik eline çekiç körük ve örs aldı. Vurmağa başladı. Bir vurdu kurbağa çıktı. Bir vurdu yılan çıktı. Bir vurdu ayı çıktı. Bir vurdu domuz çıktı. Bir vurdu Albıs (kötü ruh) çıktı. Bir vurdu Şulmus (kötü ruh) çıktı. Sonunda Tanrı Erlik'in elinden çekici örsü körüğü aldı; ateşe attı. Körük bir kadın çekiç bir erkek oldu. Tanrı kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş eti yenmez tüyü yelek olmaz Kurday denilen kuştur. Tanrı erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler.

Bu olanlardan sonra Tanrı insanlara "Ben size mal verdim aş verdim. Yeryüzünde iyi güzel pak olan ne varsa verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Ben göklerime çekileceğim tez dönmeyeceğim" dedi.

Yardımcı ruhlarına döndü: "Şal-Yime; sen rakı içip aklını yitirenleri körpe çocukları tayları buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri hırsızları başkalarına kötülük edenleri de alma. Benim için bir de kaganları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al benim yanıma getir.

İnsanlar ! Size yardım ettim. Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım. Körmösler size yaklaşırsa onlara yiyecek verin ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz onlardan olursunuz. Benim adımı söylerseniz korumam altında olcakasınız. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum ama yine geleceğim. Beni unutmayın geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Yapkara Mangdaşire ve Şal-Yime kalacaklar; size yardımcı olacaklar.

Yapkara! Gözlerini dört aç. Erlik senin elinden ölenlerin canlarını çalmak isterse Mangdaşire'ye söyle; o güçlüdür.

Şal-Yime! Sen de iyi dinle. Albıs Şulbus yeraltındaki karanlıklar ülkesinden çıkmasınlar. Çıkarlarsa hemen May-Tere'ye bildir. Ona güç verdim. O kötü ruhları koğar.

Podo-Sünku Ay'ı ve Güneş'i bekleyecek. Mangdaşire yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak. May-Tere kötüleri iyilerden uzaklaştıracak.

Mangdaşire sen de kötü ruhlarla savaş. Güç gelirse benim adımı çağır. İnsanlara iyi şeyleri iyi işleri öğret. Oltayla balık avlamayı tiyin (sincap) vurmayı hayvan beslemeyi öğret".

Sonra Tanrı uzaklaştı. Mangdaşire Tanrı'nın sözlerini yerine getirdi. Olta yaptı balık avladı. Barutu buldu sincap vurdu. Gün geldi Mangdaşire kendi kendine mırıldandı: "Bugün beni yel uçuracak alıp götürecek". Bir yel geldi Mangdaşire'yi uçurup götürdü. Bunun üzerine Yapkara insanlara "Mangdaşire'yi Tanrı yanına aldı. Artık onu bulamazsınız. Gün gelecek beni de yanına çağıracak. Nereye isterse oraya gideceğim. Öğrendiklerinizi unutmayın. Tanrı'nın yargısı budur" dedi.

İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti