Etiketlenen üyelerin listesi

  1. #6
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    Öksüz Kiz


    Kışın soğuk bir gününde öksüz biri Türk kızı su almaya gider. Vücudu yarı çıplak ayakları soğuktan şişkin; karnı aç gözleri yaşlı bir haldedir.

    Elinde bir bakraç vardır. Birden bir kasırga kopar. Ay ise gökteki sarayından kasırgaya tutulmuş olan bu zavallı fakir kıza bakmaktadır. Ay kızın haline acır. Kendi kendine der ki: (Mutlaka üvey annesi bu kıza zulüm ediyor). Öksüz kız o sırada bir çalılıktan geçmektedir ay çalıya işaret eder: (O kızı al yanıma gel). Ayın bu emri üzerine çalı hemen bir at olur. Bir yandan aya giden gök yolu açılır bir yandan da at haline gelen çalı üzerinde kız olduğu halde yükselmeye devam eder. Aya vardıklarında kız elinde bakracıyla ayın yanında durur.

    Ay bu öksüz kızı sever içi ürpermeye başlar. Şekilden şekile girmeye başlar. Bundan sonra ayın gökte şekilden şekile girisi de bunun ve sevgisinin sonucudur.

    Ilk geceler ay bir gümüş yay gibidir. Öksüz kiz büyüdükçe ay da büyümektedir. Bazı zamanlarda bu kız gökteki ayin sarayından içeri girer hali dokur. O zaman ay sevgilisini görmediği için üzülür hilale döner. Bazen de kızın keyfi yerine gelir coşar neşelenir. O zamn ayin yüzü güler dolun halini alır.

    Ayin keyfini kaçıran güçlü bir rakibi vardır. O da gökte bulunan beyaz ayıdır. Bu ayı da Ösüz kızı sevmektedir. Bu sebeple ayı tutarak boğmak ister. Ama ne de olsa gücü yetmez. Yirmi beş gün ay bu ayıya üstün gelir onu ezer. Ayı yalnız üç gün aya üstün gelir. Ay bundan korkar saklanır kimselere görünmez. Bu mücadele her ay böyle devam eder.

  2. #7
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    Cesteni Bey


    Cesteni Bey (aslanların yürüyüşü ile yürüyüp) (Uçayan) şehrin arkasında durarak ileri geri dolaştı. Ondan sonra dört yol ağzına gelerek bu yolların arasıdan sayısız denecek kadar çok cinler gördü. Bu cinler insan etini yiyip kanını içiyor barsaklarını vücutlarına dolandırıyorlardı. Yüzlerini korkunç hale getirip pek kuvvetli sesle haykırıyorlardı. Ellerinde de bayraklar vardı. Ateş gibi kızıl ve örgülü saçlarını omuzlarına bırakıyorlar kapkara büyük daglara benzeyen vücutlarını kaldırıp zehirli yılan gövdeleriyle yürüyorlardı.

    Cesteni Bey bunları görünce yüreğini pek tuttu bir kaplan gibi hiç korkup çekinmeden bu cinlerin arasına girdi. O zaman cinler Cesteni Bey'i görüp etrafına toplanarak: ( Hey kimsin sen? Nasıl oldu da kendi kendine bizim üstlü altlı dağ gibi dişlerimize lokma olmaya geldin) dediler.

    Cesteni Bey bu sözü işittiği halde yüreğini pek tutup hiç korkmadan cinlere şöyle dedi:

    (Hey cinler çabuk söyleyin bana benim şehrimdeki insanları nasıl öldürüyorsunuz. Sizlere bu şehre girme iznini kim verdi? Benim şu keskin kılıcıma bakın bununla gövdelerinizi keserek parça parça edip bırakırım. Şehrimizde milletin başına gelen bunca felaket haberi dururken hala dayanılacak değildir.) Cesteni Bey'in bu sözünü duyduktan sonra cinler öfkelenip karma karışık oldular. Öd koparıp kendilerince bir türkü söyleyerek yumruklarını sıktılar. Kolkola girerek dirseklerini tutuyor ateş renkli kızıl saçlarını arkalarına salıverip alev gibi bayraklarıyla gurz ve tokmakları ellerinde Cesteni Bey'i mızraklayıp vurmaya çalışıyorlardı.

    Birbirleriyle şöyle söyleştiler: (Daha ne bekliyorsunuz? Çabuk bunu mızraklayıp keselim vücudunu parçalayıp öteki dünyaya gönderelim.) Bunun üzerine Cesteni Bey var kuvvetiyle atlayarak (Urumki) adlı cini tepesindeki saçlarından yukarı çekip tuttu. Kılıcını yukarı kaldırıp başını kesmek üzere vurdu. Böylece cinler Cesteni Bey'in gücünü kuvvetini ve şansını görerek çok korkarak kaçtılar.

  3. #8
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    Ulu Toyun


    Ulu Toyun Ay Toyun'un kızı Güneş'e aşık olmuş. Bir gün Ulu Toyun anası Seçen'e der ki: (Ay Toyun'un göğüne çık. Bana onun kızı Güneş'i işte. Ne kadar çok ağırlık isterse hiç esirgeme kabul et.) Seçen hemen göğe çıktı. Ay Toyun'un otağına gitti ve: (Oğlum kızınızı sevmiş onu oğluma verir misiniz) dedi. Ay Toyun: (Peki veririm fakat iki nisan isterim: biri dalga; Göl incisi öbürü Serap; Çöl incisi) dedi.

    Seçen bu haberi oğluna getirdi. Ulu Toyun istenilen iki nisanın tedarikini kolay gördü. Yer üstünde yeraltında ne kadar cinler periler ruhlar varsa hepsini davet etti. Cümlesi geldiler. Ulu Toyun dedi ki: (Ey kahramanlar! Içinizde benim istediğim iki armağanı bana getirmeyi kim üzerine alacak? Bu iki armağanı bulmak getirmek çok kolaydır. Bunun biri dalga; Göl incisi öbürü serap; Çöl incisi) dir.

    Gelenlerden bu teklifi kabul edecek kimse çıkmadı. Ulu Toyun teklifi tekrar etti. Yine cevap veren olmadı. üçüncü teklifinde kurt ile bir karga bu işi üzerine aldılar. Fakat kurt dalgayı tutabilmek için uzun bacaklar istiyordu. Karga ise serabı görebilmek için keskin gözlere ihtiyaç gösterdi. Ulu Toyun istediklerini onlara verdi ve: (Haydi kahramanlarım gidin bana dalga ile serabı getirin) dedi. Bu iki kahraman yola düştü. Aradılar taradılar çok çalıştılar ne kurt dalgayı ne de karga serabı ele geçirdi. Yüz yıllar geçti. Bir türlü bu iki armağan gelmedi. Ulu Toyun istenilen nisanları veremedi Güneş hanıımı alamadı)

  4. #9
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart




    Geyik Avi


    Hikaye bir öğretmenin öğrencisine canlıların öldürülmesinin ne kadar günah olduğunu anlatmasıyla başlar.

    Öğrenci de öğretmeninden bu öldürme günahı karşılığında tanrı tarafından verilen cezalara bir örnek gösterilmesini ister. Öğretmeni Dantipala'nin hikayesini şöyle anlatır: Kral Dantipala adamları ile ava çıkarak bir çok geyikler avlar. Başka bir ormanda daha beşyüz geyiğe rastlar. Aralarında öbürlerinden çok güzel altın renkli bir geyik vardır ki geyiklerin yol gösterici kralıdır. Bu işe geyik suretinde olan Buddha'nin kendisidir. Avcılar beşyüz geyiği kovalamaya koyulurlar. Onları altı defa kuşatırlar. Ölüm korkusu içinde çırpınan geyikler bu güzel geyiğin yanına gelerek canlarını kurtarmasını rica ederler. Fedakar iyiliği temsil eden fazilet sahibi geyiklerin kralı (Buddha) onlara yardımda bulunmak gerekirse kendini feda etmek ister. Kral Dantipala'nin yanına giderek ondan beşyüz maralin hayatını bağışlamasın rica eder. Nasihat ederek iyilik etmeğe teşvik eder. Canlıları öldürmenin ne kadar günah olduğunu anlatmaya çalışır. Fakat Dantipala bunların hiçbirini dinlemeyerek gözleri kanla dolu olup hiddetlenerek keskin kılıcını çeker. Kutsal geyiğin boynunu kesip başını yere fırlattığı sırada sağ eli bileğinden koparak kılıcıyla beraber yere düşer. Dantipala feryat etmeye başlayarak yaptığı kötülüğe pişman olur. Ama iş işten geçmiştir. Yer yarılır Avici cehenneminden alevler çıkararak Dantipala'nin bütün vücudunu sarar onu cehenneme götürür. Aviciden çıkan korkunç alevler Dantipala'yi sardıktan sonra yükselir göğe dayanır. Korkunç bir yankı duyulur. Yağız yer deprenir. Dört tarafı ateş almıştır. Büyük dağlar yıkılarak birbirinin üzerine gelir. Dantipala da bu alevler içinde kalır ümidi kesilir dayanamayarak kendisinden geçer. Vücudu yanıp kavrulur. Avici cehenneminin şeytanı ağzını açıp Dantipala'yi yutar.

  5. #10
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart








    Tepegöz ile Basat


    Bir gün Oğuz otururken düşman baskısına uğradı gece vakti oradan göçtü. Beraberindeki (Uruz Koca) nın küçük oğlu yolda düşmüştü. Hiç farkında olmadılar. Yollarına devam ettiler. Yolda kalan bu çocuğu bir arslan alarak götürdü besledi.

    Günlerden sonra Oğuz gene gelip yurduna yerleşti. O sırada Oğuz Han'ın atlarına bakan çoban bir haber getirerek dedi ki: (Ormanda bir arslan kükrüyor. Uzaktan gördüm salınarak yürüyüşü insan gibi. Atları yakalayıp yatırarak kanlarını emiyor) dedi. Çobanın bu sözü üzerine Uruz da Oğuz Han'a: (Hanim belki göçtüğümüz vakit yolda düşen benim oglumdur) dedi.

    Beyler hemen atlarına bindiler. Aslanın yatak yerine geldiler. Uruz'un dediği gibi bu kendi oğlu idi. Oğlanı tuttular. Uruz oğlanı alıp evine götürdü. Hep sevindiler. Ziyafetler oldu. Ama oğlan yine durmadı. Aslanın yatağına gitti. Bir daha tutup getirdiler.

    Bunun üzerine (Dede Korkut) geldi ve: (Oglum sen insansın hayvanlarla düşüp kalkma gel iyi ata binmeyi öğren. Iyi yiğitlerle beraber yaşa. Büyük kardeşinin adı (Kayan Selcuk)tur. Senin adın da (Basat) olsun dedi. (Adını ben verdim. Yaşını tanrı versin) dedi.

    Oğuz bir gün yaylaya gitti. Uruz'un bir çobanı vardı. Adına (Konur Koca Sarı çoban) derlerdi. (Uzun pınar) diye un alan bir pınar vardı. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyunlar ürktü. Çoban da bunu keçilerden bilerek onlara kızdı. Ilerleyince gördü ki peri kızları kanat kanata vermişler uçuyorlar. Çoban kepeneğini üzerlerine attı. Peri kızlarından birini tuttu.

    Zaman geçti. Oğuz yine yaylaya gitti. Çoban da pınara geldi. Yine koyunlar ürktüler. Çoban ilerledi yerde bir yığın gördü. Bu yığın gittikçe büyüdü. Çoban Korktu bıraktı kaçtı. Ürken koyunların peşine düştü.

    Meğer o zaman Bayındır Han ile Beyleri gezmeğe çıkmışlardı. Bu pınarın yanına geldikleri zaman garip birşeyin yattığını gördüler. Etrafını aldılar. Içlerinden bir yiğit ayağı ile bunu tekmeledi. Tekmeledikçe yiği nbüyüdü. Uruz Koca da merak etti atından inerek tekmeledi. Fakat mahmuzu dokununca bu yigin yırtıldı içinden bir oğlan çıktı. Bu oğlanın gövedsi adam gövdesi gibiydi. Ancak tepesinde bir gözü vardı. Uruz bu oğlanı alarak eteğine sardı veHan'ım bunu bana verin Oğlum Basat ile beraber besleyelim) dedi. Bayındır Han da Senin olsun) dedi.

    Uruz Tepegöz'ü aldı. Evine götürdü. Bir süt nine getirdiler. Kadın memesini Tepegöz'ün agzına verdi. Oğlan bir emdi süt ninenin olanca sütünü aldı. Ikinci emişinde kanını aldı. Üçüncüde de canını aldı. Birkaç süt nine getirdiler. Hepsini böylece öldürdü. Baktılar ki olmayacak sütle besleyelim) dediler. Günde bir kazan süt yetmezdi. Beslendiler büyüdü. Gezmeye oğlan çocuklarıyla oynamaya oynarken de bunlardan birisinin burnunu öbürünün kulağını yemeye başladı.

    Nihayet herkes onun yüzünden çaresiz kaldı. Uruz'a şikayet ettiler ağlaştılar. Uruz her ne kadar Tepegöz'ü dövdü ise de bu hareketlerini önleyemedi. Nihayet evinden kovdu.

    Bunun üzerine Tepegöz'ün peri olan anası gelerek oğlunun parmağına bir yüzük taktı ve Oğlum sana ok batmasın vücudunu kılıç kesmesin) dedi.

    Tepegöz Oğuz ilinden kaçtı. Bir yüce da vardı. Orada yol kesti. Adam esir etti. Büyük eşkiya oldu. Üzerine bir kaç adam gönderdiler. Onlar Tepegöz'e ok attılar batmadı. Kılıç vurdular kesmedi. Hepsini yedi bitirdi. Oğuz ilinden bile adam yemeye başladı. Oğuz'lar toplandılar üzerine yürüdüler. Bunu gören Tepegöz kızdı. Bir ağacı yerinden koparıp atarak elli altmış kişiyi öldürdü.

    Nihayet Basat bu Tepegöz'ün üzerine gitti. Tepesindeki tek gözüne şiş saplayarak kör etti. Bundan sonra da kafasını kesti.


Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş