Etiketlenen üyelerin listesi

  1. #1
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart Sağ ve Sol Terör Örgütleri




    TKP/ML
    (Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist)

    (Sol Terör Örgütleri)

    TKP/ML'nin kökeni Proleter Devrimci Aydınlar (PDA) olarak da bilinen Doğu Perinçek ve arkadaşları tarafından 1971 yılında kurulan Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) adlı örgüte dayanmaktadır.

    TKP/ML'nin kurucusu olan İbrahim Kaypakkaya Fikir Kulüpleri ve Dev-Genç içerisinde faaliyette bulunmuş Dev-Genç içerisinde meydana gelen bölünmeden sonra kurulan TİİKP'de faaliyetlerini Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölge sorumlusu olarak devam ettirmiştir.

    Perinçek ve arkadaşlarının silahlı mücadele için daha zamanın olduğunu savunduğu dönemde Kaypakkaya acilen silahlı mücadeleye başlanması gerektiğini düşünüyordu. 1972 yılında arkadaşlarıyla birlikte karar alan Kayakkaya TİİKP'den ayrılarak TKP/ML'yi kurdu. Örgütün silahlı faaliyetlerini yürütmek için de Türkiye İşçi Köylü Ordusu (TİKKO) adında bir de ordu kurdu.

    TKP/ML-TİKKO muhbir olarak gördüğü bir köy muhtarı ile bir bekçiyi öldürdü bir teğmenin evine dinamit atıp bir de emniyet binası bombaladı. Güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonlarda Tunceli'de ele geçirilen Kaypakkaya 17 Mayıs 1973 günü Diyarbakır Cezaevi'nde öldü.

    Yandaşları işkenceden öldüğünü iddia ederken yetkililer ise Kaypakkaya'nın intihar ederek öldüğünü savundular. Kaypakka'nın ölümünden sonra örgüt dağılma tehlikesi geçirmiş içerisinde bölünmeler meydana gelmiştir. Örgütün bölünmesiyle kurulan TKP/ML-BİRLİK grubunun herhangi bir faaliyeti bulunmazken TKP/ML-KONFERANS ve TKP-ML-DABK faaliyetlerine devam etmektedir.

    Bu iki grubun amacı mevcut sistemi 'Halk Savaşı Stratejisi'ni kullanarak yıkmak ve yerine Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye dayalı bir Komünist devlet kurmaktır.

    Alıntıdır.
    Ziyaretçilere, Gizli İçerik!

    ▌│█│║▌█ ██║▌║█ │█║▌│
    T ü r kB u d u n Ziyaretçilere, Gizli İçerik! ö k ü n !

  2. #2
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    DHKP-C


    1965-1980 yılları arasında sivrilen gençlik hareketleri siyasal süreç içinde şiddet gruplarına dönüşmüştür. Bu dönemlerde Türkiye'yi kana bulayan sağ-sol çatışmalarının arasında baş gösteren isimlerin bazıları günümüze kadar gelmektedir. Şimdilerde aşırı sol örgütler listesinin başlarında yer alan DHKP/C (Devrimci Halkın Kurtuluşu-Cephesı) terör örgütü ise 1970'li yıllardaki sosyalist-devrimci terör gruplarının kendi içlerinde bölünmesinin bir sonucudur. 1980 Askeri darbesiyle militanlarının bir çoğunun tutuklanması bazılarının ise çatışmalarda öldürülmesi terör örgütlerinin büyük kan kaybetmesine neden olmuştur. Örgütsel dinamiği tükenme noktasına terör grupları eylemsel sistemlerinin çökmesi ve efradlarının sayısının yok olma noktasının genel nedeninin salt askeri darbe değil aynı zamanda örgüt yöneticilerinin hatalarının sonucu olduğu kanısına vararak bölünme hareketleri başlatmıştır. DHKP/C ise bu "bölünme modasından" en çok etkilenen terör örgütü olmuştur. DHKP/C terör örgütünün tarihsel vizyonuna baktığımızda karşımıza çıkan en güçlü yapılanma Devrimci Sol yani bir zamanların tanıdık örgütü: Dev-Sol'dur.
    ATSIZ, Bunu Beğendi.
    Çocuklar uyurken sessiz olunurZiyaretçilere, Gizli İçerik! ölürken değil.!

  3. #3
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart






    DEVRİMCİ SOL

    1978 başında Bülent Uluer Paşa Güven ve Dursun Karataş'ın başında olduğu bir grup Devrimci Yol merkezi ile çeşitli konularda uyuşmazlık içinde olduğunu belirterek ilişkilerini askıya aldığını açıkladı. İstanbul merkezli grup aynı isimli bir dergi çıkarmaya başladı. Ayrışma sonrası üniversitelerde Devrimci Gençlik Federasyonu (Dev-Genç) kuruldu. Devrimci Yol'un SSCB'de revizyonist diktatörlüğün hüküm sürdüğü tespitine katılmıyarak; iç savaş tespitinin Mahir Çayan'ın öncü savaş stratejisini reddettiğini; ve direniş komiteleri önerisinin yatay örgütlenmeye yol açarak yukarıdan aşağıya örgütlenmeyi törpülediğini savunuyorlardı. "THKP-C'nin savunduğu çizgi temelinde yeni bir devrimci hareket yaratmayı" amaç olarak saptamışlardı. Kesintisiz Devrim broşüründe çerçevesi çizilen emperyalizm analizini benimseyerek III. Bunalım Döneminin sürmekte olduğunu savunuyorlardı. Türkiye'nin emperyalizmin yeni sömürgesi olduğunu ve egemen sınıfların oligarşik bir ittifak oluşturduğunu kabul ediyor; ve devletin "sömürge tipi faşist" bir karakter taşıdığı saptamasını yapıyorlardı. Devrimci Gençlik devrimci bir parti oluşturulmadan PASS'nin uygulanamayacağını temel görevin devrimci bir partinin yaratılması olduğunu ve bu görevin güncel politik-toplumsal çalışma içerisinde devrimci bir hareketin yaratılmasına yönelik bir mücadele sürecinde yerine getirilebileceğini savunuyordu. Türkiye'nin emperyalizmin yeni sömürgesi olması nedeniyle Kürdistanı sömürgeleştiremediğini Kürt ulusal sorununun yeni sömürgecilik siyasetinin bir parçası olarak ele alınması gerektiği görüşüne sahiptiler. Militan mücadeleye girişen Dev-Sol Silahlı Devrim Birlikleri (SDB) aracılığı ile faşist odaklara saldırılar düzenledi. MHP ileri gelenlerinden Gün Sazak ve Nihat Erim suikastleri gerçekleştirildi. 1980 sonrası en çabuk toparlanan gruplardan birisi olan Dev-Sol sansasyonel eylemlerine Özdemir Sabancı'nın öldürülmesi ile devam etti. 1993 başında Bedri Yağan (Darbeciler grubu) önderliğinde bir grup Dev-Sol'dan ayrıldı. Hareket daha sonra partileşme sürecini tamamladığını açıklayarak Mart 1994'de Devrimci Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (DHKP-C) adını aldı. Bedri Yağan ise 1993'de İstanbul'da yapılan polis baskınında öldürüldü.

    DHKP/C Terör örgütü liderlerinden Bedri YAĞAN'ın öldürülmesi örgütün bölünmesine neden olmuştur. Bu bölünme daha sonra örgüt içi cepheleşmeye dönüşmüştür. Bedri YAĞAN'ın İstanbul'daki hücre evinde öldürüldüğü sıralarda örgütün adı henüz değişmemişti. Dev-Sol terör örgütünün merkez yürütme kolu İstanbuldaki hücre evinde eylem ve strateji kararları almaktaydı. Gerçek şu ki; Dev-Sol'da fikir ayrılıkları çok önceden başlamıştı. Örgütün liderlerinden Dursun Karataş ile Bedri Yağan fikirsel ayrılıklara düşmüşler eylemsel yapılanmadan propaganda stratejisine kadar bir çok konuda farklı yolları benimsemişti.

    1993 Operasyonundan önce bu iki lider kendi fikirsel merkezleri ekseninde sempatizan ve militan toplamaya başlamışlar süreç içinde bu iki farklı oluşum kendi aralarında çatışmışlardır.

    1987 yılından sonra ise bu cepheleşme giderek derinleşmiş Dev-Sol Terör örgütü Devsel B.Y.'ciler (Bedri Yağancılar) Dev-Sol D.K.'cılar (Dursun KARATAŞÇILAR) olarak ciddi bir biçimde ikiye bölünmüştür.

    1993 Yılına kadar B.Y ve D.K.'cılar kendi aralarındaki bulanık cepheleşmeyi net olarak ortaya koymaktan sakınmaya çalışmışlarıdr. Ancak 1993 Yılında İstanbul'daki hücre evine yapılan operasyon sonucu Bedri Yağan'ın öldürülmesinden sonra Dev-Sol örgütünün içindeki Bedri Yağan taraftarları Dursun KARATAŞ grubuna derin bir kin beslemişlerdir.

    Bu öfke ve kinin bir çok nedeni bulunmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birinin; Hücre evi operasyonundan 4 saat önce Dursun Karataş'ın hücre evinde bulunmasıdır. Dursun KARATAŞ; hücre evindeki strateji toplantısı tamamlanmadan 4 saat önce evden ayrılmıştır. İlerleyen saatlerde ise bu eve polis tarafından operasyon düzenlenmiştir.

    Dev-Sol Bedri Yağan grubuna göre; "Polis bir eve operasyon düzenlemeden önce hücre evini en az bir hafta gözetim altında tutmaktadır. Öyle ise; Dev-Sol'un iki liderinin de hücre evinde bulunduğu zamanlarda polis evi gözetlemektedir. Peki örgütün iki üst düzey yöneticisi de bu hücre evinde bulunduğu sırada polis evi neden basmamıştır?"

    Bu varsayımdan hareket eden Dev-Sol Bedri Yağan Grubu Dursun Karataş'ın hücre evini polise ihbar ettiği kanaatine varmıştır. Böylece Dursun Karataş'ı "Baş Hain" grubunu ise "hainler grubu" olarak kabul etmiştir.

    Dev-Sol terör örgütü artık iki ye bölünmüş ve bu bölünme içerideki kanlı çatışmaların kaynağı olmuştur. Örgütün yayınlarının bir kısmında Dursun Karataş hain taraftarları ise "hizipçi yada hainciler" olarak tanımlandırılmıştır.

    Dursun Karataş grubunun yayınlarında ise Bedri Yağancılar "Provokatör grubu" olarak tanımlandırılmıştır. Örgüt içindeki kanlı çatışmalar ve hesaplaşmalar sadece terör örgütünü değil ülke huzurunu da tehdit eden boyutlara ulaşmıştır.

    Dev-Sol içindeki cepheleşmeyi eleştiren diğer aşırı sol terör fraksiyonlar ise ister-istemez bu hesaplaşmanın ortasına düşmüşlerdir. Örneğin Dev-Sol kendi içindeki hesaplaşmayı eleştiren Aydınlık'çılar'a yönelik hazırladığı tehdit içerikli bildiride şunları yazmıştır;

    "Aydınlık'ın provokatör kafaları merak etmesin biz Aydınlık gibi kontra taktikleriyle çalışmayız. Düşmanlarımızı gizlemeyiz. Aydınlık ve İşçi Partisi yetkilileri bizim hedefimiz değildir. Olsaydı bunu kamuoyuna ilan etmekten çekinmeyeceğimizi bütün dünya bilir. Aydınlık yetkilileleri kendilerine daha ciddi bir iş arasalar iyi ederler. Ne halkımızın nede örgütümüzün bu tür saçmalıklarla uğraşacak zamanı yoktur."

    Bedri Yağancılar artık; "Dayı" lâkaplı Dursun Karataş'ın Bedri Yağan'ı öldüren operasyonun "tetikleyicisi" olduğuna inanmışlardır. 1993 yılından bugüne kadar da bu inanç değişmeyecektir.

    Dursun Karataş'çılar Bedri Yağan'ı; "kisisel zaaflarina yenik duserek orgut icinde kariyerist hareketlerde bulunmus orgutun genel sekreterini kacirmaya kadar varan darbe girişiminde bulunmul bir karsi devrimci" olarak tanımlamaktadırlar. Bedri Yağan ve Grubu'nun; 1992 yılında yaptığı başarısız bir örgüt içi darbe girişimi neticesinde cepheleşmeyi derinleştidiği iddia edilmektedir.

    Dev-Sol D.K. ve Dev-Sol B.Y'cilerin örgüt içi çatışmaları örgütü zayıflatmaktadır. Artık katillerin namluları güvenlik görevlileri ve masum halka değil kendi içlerine dönmüştür. Her gün bir çok kandırılmış genç bu iç hesaplaşma sonucu yaşamını yitirmeye bsaşlamıştır.

    Bu terör örgütünün "Kurtuluş Cephesi" dergisinin 1993 yayınlarında iç çatışmalar basına şöyle yansımıştır.

    "Haziran ayı içersinde DS içinde meydana gelen olaylar yeni bir görünüm kazanmıştır. Nisan ve Mayıs ayında üç kişinin öldürülmesi kendi içersinde değişik anlatımlara sahne olmasına rağmen DS içindeki "düşmanlık" tutumunun varabileceği en uç noktalara kadar ulaştığını göstermiştir. Ancak 23 Haziran günü Bedri Yağan kesiminin yeni çıkartmaya başladığı *özüm dergisinin silahlı olarak basılması içerde bulunanların dövülmesi ve sonunda yere yatırılmış insanların kurşunlanmasının ortaya çıkardığı görüntüler hepsini bastırmıştır.
    Kurulan pusular sokaklarda gruplar halinde dolaşmalar ev baskınları vb. olaylarla süren çatışmalar belli bir "fiile" tavır almayı sağlasa bile kitleler gözünde devrimci değerlerin yıprandığını unutturmamalıdır. "

    Nihayet; terör artık kendi kazdığı kuyuya düşmüştür. Sayısız masum vatandaşın canına ve malına kast eden rejimsel terör artık kendini kemirmeye başlamıştır.

    DHKP/C Terör örgütü rejimsel terör örgütlerinin içinde en tehlikeli "aşırı sol" terör örgütüdür. Bu örügütün militan seçiminde özellikle eğitimli akademik veya ticari kariyer sahibi kimseleri tercih etmesi örgütün gizli inşiası konusundaki izlediği stratejiyi göstermektedir. DHKP/C yaptığı eylemlerde izlediği yöntem strateji ve sonuçlandırma ilişkisini hatasız inşa etmek konusunda zaaf göstermeksizin çalışan birinci dereceden tehlikeli örgütlerdendir.

    Örgütün mahiyeti ideolojik amacı ve niteliği gereği Terörle Mücadele Harekât daire başkanlığı ve Mîlli İstihbarat Teşkilatı bu terör örgütüne yönelik takip istihbarat ve operasyonlarda bir çok defa birlikte çalışmışlardır. DHKP/C terör örgütünün kent merkezlerinde yaptığı eylemlerin önüne geçilmesi için yapılan bu ortak çalışmalar meyvelerini vermiştir ve vermektedir.

    Bir çok defa bölücü terör örgütü P.K.K. ile iş birliği yapan DHKP/C terör örgütü P.K.K.'nın "komünist sosyalist bir işçi partisi" olma özelliği ile ideolojik bir yakınlık kurmaktadır.

    Provakasyonel girişimler ve etkili eylemler konusunda ideoloji ortaklarıyla fiziki ve stratejik ortaklık kurarak hareket eden DHKP/C bugün geçmişteki gibi büyük çaplı eylemlerden yoksun bir terör örgütüdür.

    Bunun bir çok nedeni vardır. En önemli nedenlerinden biri ise; bu örgüt hakkında yapılan takip ve istihbaratın daima istikrarlı ve genellikle hatasız olmasıdır.

    Tüm bu hassas çalışmların yanı sıra örügt içindeki kanlı hesaplaşma da örgüt dinamiğinin tükenmesi anlamında güçlü bir gerekçe olmuştur.
    ATSIZ, Bunu Beğendi.
    Çocuklar uyurken sessiz olunurZiyaretçilere, Gizli İçerik! ölürken değil.!

  4. #4
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Türkiye'de Sağ Terör Örgütleri







    Hizbullah Terör Örgütü

    Türkiyede Faaliyet gösteren Dinsel terör örgütlerinin başında; Hizbullah gelmektedir. Terör örgütü Hizbullah; Türkiye'deki bir çok kanlı eyleme imzasını atmıştır. Militanlarının ideolojik davalarına yönelik katıksız inancı hazırlık sorgusu ve ifadelerinde gösterdikleri terörsel direniş ve slogansal tavırları bu örgütün tehlikesini net olarak ortaya koymaktadır.







    Terör Örgütü HİZBULLAH'ın Kanlı Tarihçesi
    1980 Yılı Mayıs ayında; Millî Türk Talebe Birliği ve Akıncılar Derneği içinde faaliyet gösteren kimi köktendinci gruplar Diyarbakır'da bulunan Vahdet Kitabevi'nde bir araya gelerek yeni bir örgüt hazırlığına girmişlerdir. Bu toplantıda 1980 yılı askeri darbesiyle ağır yara alan dinci ve sağcı örgütlerin konumu dinsel devrim için yeni bir örgütlenmenin yapılandırılması gerekliliği ve kurulacak yeni örgütün gizli yöntemleri konuşulmaktaydı. Bu toplantıda ilerleyen yıllarda adını sıkça duyacağımız HİZBULLAH terör örgütünün İlimciler grubu lideri Hüseyin Velioğlu 1980 Yılına kadar TRT de çalışan ve askeri darbe sonrasında bu kurumdan ayrılarak dinsel terör örgütü kurulması konusunda öncülük yapanlardan Fidan Güngör ilerleyen yıllarda Nakşibendi tarikatı Menzil dini lideri olan Mansur Güzelsoy Abdullah Yiğit (Mehmet Ali Bilici) ve Ubeydullah Dalar katılmaktaydı.

    Terör örgütü HİZBULLAH'ın ilk temelleri bu toplantıda atıldı. Daha sonra örgütün varlığını ve stratejisini pekiştirmek maksatlı toplantılar düzenlendi. İkinci toplantı bir sonraki yıl Batman ilinde üçüncü toplantı Kasımpaşa / İstanbul'da gerçekleştirildi.

    Bu toplantılarda Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal düzeninin yıkılarak yerine şeriat temelli bir dini rejim getirilmesi yönünde etkili eylemlerde bulunma kararı alındı. Bu ideolojik stratejinin hayata geçirlmesi için Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan iller seçildi. Eylemsel gücün işlerlik kazanması için ise örgütsel hiyerarşinin oturtulmasına karar verildi. Bu sisteme göre örgüt şöyle yapılanacaktı:

    ŞURA GRUBU:
    Örgütün merkez yürütme merkez komuta merkez haber alma basın yayın düzenleyici propaganda ve disiplin kanadı olarak ŞURA grubu benimsendi. Şura grubu; etkili eylemlerin kararlarını vermek eylemsel strateji ve bölgeleri belirlemek ve örgütsel varlık ile örgütsel hiyerarşiyi denetlemek görevini üstlendi. Şura içinde farklı üniteler oluşturularak var olan örgütsel hiyerarşi örgütün iç tüzüğüyle yazılı hale getirildi. Bu tüzüğe göre HİZBULLAH terör örgütünde; Şura grubuna bağlı olarak Siyasi Kanat Eğitim Birimleri Halk Birimleri İstihbarat Kolu ve Askeri Kanat oluşturuldu. Bu birimlerden Siyasi kanat; Örgütün sözde bilim adamlarından Ülemaları barındırmakta ve bununla beraber örgüt ideolojisinin propagandasını yapan efradlarıbulundurmaktadır. Bu birimin elemanlarından ibadethane hususunda görevli olanlara "Seyda" bu propaganda elamanlarının sorumlularına ise "Mele" yani molla denir.







    HİZBULLAH terör örgütünün kuruluş ve işleyiş kararları vakit kaybedilmeden hayata geçirilir. O dönemlerde sosyal eğitimden yoksun olan ve dinsel konularda törel bir hassasiyet barındıran bölge halkı HİZBULLAH terör örgütünün gizli stratejisininin bir sonucu olan psikolojik telkin uygulamasına maruz kalmaktadır. Bir çok Kur'an kursunda yetişen talebeler bu terör örgütünün personel hedefi olmaktadır. Bununla beraber HİZBULLAH terör örgütü dini mübadeleleri yani dinsel toplantıları bir propaganda alanı olarak kullanmaktadır.

    Örgütün siyasi kanatlarından biri olan Halk Birimi; İbadethaneler kahvehaneler ve bölge halının yoğun olarak toplandığı yerde propaganda çalışamalarını yürütmektedir.

    Siyasi kanadın bir başka alk kolu olan Eğitim Birimi; kendi aralarında sınıflanarak Ortaokulda liselerde üniversitelerde yurtlarda ve öğrencilerin kaldığı öğrenci evlerinde faaliyet göstermekte öğrenci sorunlarıyla ilgilenme sınavlarda yardımcı olma harçlık sağlama vaatleriyle öğrencilerle ilişkiye geçilmektedir. Dinsel sohbet ve ibadet gibi yollarla eğitim verilir. Bu arada siyasî militanlarca da propaganda yapılır.

    Diğer ünite İstihbarat Kolu : Merkeze bağlı olarak çalışmaktadır. Bu ünite Örgütsel sistem ile eylem alanları ve yöntemleri konusunda istihbarat toplamak hususunda faaliyet gösterir.

    Örgütün en önmeli ünitelerinden biri olan Askerî Kanat "Cihat Grubu" olarak adlandırılmaktadır. Cihat; savaş anlamına gelmektedir. terör örgütünün savaş kolu örgüt ideolojisini dayatmak için yapılan eylemlerin personellerini ve eylem türünü hazırlamakla görevlidir. Bu eylem kümesi; eylemerini değişik metodlarla uygulamaktadır. (Örneğin satırlı saldırılar süikastlar bombalama eylemleri)







    TERÖR RÖGÜTÜ HİZBULLAH'IN YAPILANMASI VE EYLEMLERİ
    * Solhan'da militanlar Kaymakamlığa yürüdü.

    * Türban eylemleri ile provokatif gösteriler düzenlendi

    * İlimciler grubu Muş ilindeki faaliyetlerini yoğunlaştırdı.

    * Şanlıurfa ve Viranşehir'deki sempatizanlar kullanılarak Merkezden Dışarıya açılan eylemlerde bulundu.

    Viranşehir'de yakalanan 7 militan hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) 12 yıl ağır hapis cezası istemiyle dava açıldı.


    * Militan temini konusunda Kur'an kurslarının yanı sıra özellikle Viraşehir'deki ibadethaneler kullanıldı. (Örneğin Göl Camii)

    * Terör örgütü; para ve silah temini için halktan vergi zekat ve fitre adı altında özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan illerdeki vatandaşlardan zorla para toplama eylemler yapıldı. Bu konuda görevlendirilern; Reşit Aslan Mehmet Acet Mehmet Ali Akgül İsmet Doğru İsmail Altun Mehmet Durmaz ve Mahmut Takkeli halktan zorla para toplarken yakalandılar. Militanlar hakkında Diyarbakır DGM'de 12 yıl ağır hapis istemiyle dava açıldı.







    * Suruçta bulunan P.K.K militanlarının HİZBULLAH militanlarınca öldürülmesinden sonra Hizbullah'ın "Mele'' (Molla) olarak tanımlanan iki üst düzey yöneticisi PKK'lılarca Suruç'ta ağızlarından kurşunlanarak öldürüldü.

    * Hizbullah 'Vasat grubu' adıyla ve Şahmerdan Sarı 'nın önderliğiyle Gaziantep'te yapılandı.

    * 'Vasat Grubu' İncil satan bir kitabevine saldırı düzenledi

    * Vasat Grubu daha sonra Urfa Mersin ve Adana'da da örgütlendi. Militanların büyük bölümü yakalandı. Son operasyon 1999'un son ve 2000 yılının ilk haftasında gerçekleştirildi. Bu operasyonlarda 23 militan yakalandı.

    * Hizbullah varlığını kırsal bölgelerden batıda bulunan sanayi bölgelerine taşımak için Recep GÜLER'in liderliğinde Bolu Düzce ve Bursa'dan faydalandı.

    * 1997 Yılında Bursa'da ''Hicret Grubu'' adı altında küçük grup oluşturuldu. Ancak kısa sürede etkisiz kılındı.
    * Batman'dan İstanbul'a kadar 10 yıllık süre içinde ciddi bir örgütlenmeye giden Hizbullahçılar tebliğ ve taban çalışmalarını tamamladıktan sonra özellikle güneydoğuda önce PKK yandaşları ve sempatizanları daha sonra da kendi yandaşları olan ancak anlaşamadıkları 'Menzil' kanadına savaş açtılar. İşte Hizbullah bu savaşta akan ve 10 yıl boyunca durmayan kan nedeniyle hem korku saçtı hem kaos yarattı.







    HİZBULLAH ve P.K.K. ÇATIŞMASI
    Hizbullah terör örgütünün asıl hedefleri örgütten koparak ayrı bir birim oluşturan Menzilcilerdi ama bu terör örgütünün saldırıları daha çok P.K.K/KADEK'e yöneldi. Bölücü terör örgütü P.K.K. ideolojik misyonu ve halk arasındaki desteği sayesinde HİZBULLAH örgütünün gelişmesi ve güçlenmesinde büyük bir engeldi. Aynı kaygı P.K.K. tarafından HİZBULLAH'a yönelik hissediliyordu.

    1991 Yılı Ağustos ayında; bölücü terör örgütü PKK militanları Hizbullahın Üst Düzey Sorumlularından ''Mele Sebri'' kod adlı HİZBULLAH militanının evini basarak kendisini ve eşini öldürdüler. Buna misilleme olarak Hizbullah PKK yanlısı Mihail Bayro 'yu öldürdü. Bu karşılıklı cinayetlerden bu güne değin Hizbullah-PKK çatışması tırmanarak büyüdü.

    1994 yılında yakalanan Hizbullah militanları hakkında Diyarbakır DGM Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede şu ifadeler kullanılmaktaydı:

    ''Hizbullah PKK örgütünün bölgede hâkim olduğu dönemlerde yaygın olan şiddet ve terör olaylarına bir tepki olarak ortaya çıkan fiildir...''

    Terör örgütü HİZBULLAH ideolojik gayesini hayata geçirmek hususunda en etkili rakiplerinin bölücü terör örgütü P.K.K. olduğu fikrini benimsemişti. Bu nedenle devlete ve anayasal sisteme karşı savaşmadan önce terör örgütü P.K.K. ya karşı savaşarak devletin güvenini sağlamak ve bu sayede örgütsel yapılanmasını kolay inşa etmek amacını gütmekteydi. Ne var ki Türkiye'de faaliyet gösteren terör örgütlerinin düştüğü acı yanılgıya kendisi de düşmüştü... Devlet akılcı stratejisi ve etkili askeri gücüyle hem HİZBULLAH'ı hem de P.K.K.'yı tükenme noktasına getirmişti.








    İlim ve Menzil Grupları Arasında Yaşanan Çatışma
    İLİM ve MENZİL grupları arasında az da olsa mevcut fikir ayrılıkları 1993 yılından itibaren iki örgüt arasında çatışmaya dönüşmüştür. Birçok kişinin öldüğü ve yaralandığı bu çatışmada İlim grubunun tek taraflı olarak silahlı eylemlere girişmesi strateji olarak ilk zamanlarda silahlı eylemlere girmeyi uygun bulmayan Menzil grubunun büyük oranda güç kaybına neden olmuş hatta bazı yerlerde faaliyetlerinin tamamen durması ile neticelenmiştir.

    Diyarbakır Mardin ve Batman gibi illerde görülen MENZİL grubunun faaliyetlerinin Adana Şanlıurfa Muş Bingöl ve Van gibi çevre illerle metropol illere kaydığı gözlenmiştir.

    Mevcut Durum
    17 Ocak 2000 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen operasyonda terör örgütünün lideri Hüseyin VELİOĞLU ölü üst düzey sorumlulardan Edip GÜMÜŞ ve Cemal TUTAR sağ olarak yakalanmıştır.

    Terör örgütü tabanına mesaj vermek bitiş sürecini durdurmak güvenlik kuvvetlerinden intikam almak ve sindirmek amacıyla:

    a) 24.01.2001 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürü A.Gaffar OKKAN ve 5 Polis Memuruna

    b) 25.08.2001 tarihinde itirafçı Şaban ELALTUNTERİN'e

    c) 14.10.2001 tarihinde İstanbul'da 3 Polis Memuruna yönelik eylemler gerçekleştirmiştir.
    Bununla birlikte örgütün kaçırıp sorguladığı ve öldürdüğü şahıslara ait 70 cesetin bulunması terör örgütünün gerçekteki karanlık yüzünü bütün açıklığıyla ortaya koymuş kamuoyu ve halkın nefretini kazanmıştır.








    İBDA/C (İslami Büyük Doğu Akıncıları / Cephesi)
    İSTİHBARAT RAPORLARINA GÖRE; İBDA/C (alıntılar)
    M.İ.T.; aşırı sağ örgütlerden dinsel terör örgüt sınıfna giren İBDA/C hakkındaki dosyayı şu şekilde açıklıyor;

    Terör örgütü İBDA-C; İslami Büyük Doğu Akıncılar-Cephesi açılımından ibaret olup Şer'i esaslara dayanan Sünniliği esas alan Şii düşünce ve grupları reddeden Silahlı eylemi benimseyen İslami bir örgüttür.

    1- AMACI: Mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkarak yerine tüm İslám ülkelerini içine alan federatif sisteme dayalı bir İslam devleti kurmaktır. Oluşturulacak birleşik İslám devleti içerisinde çeşitli kavimlere mensup Müslümanlar’ın kendi yerini bulacaklarını (ümmetçilik) savunmaktadır. Örgüt bu aşamada ‘‘Başyücelik Devleti’’ kurmayı hedeflemektedir.

    2- STRATEJİSİ: İslámi görüş dışındaki şahıslara karşı saldırı politikası izlemek olaylarda müdahaleci bir yöntem izlemektir. Örgüt 1985'te Salih İzzet Erdiş tarafından kurulmuştur.

    3- NAKŞİBENDİ YAKINLAŞMASI: Son zamanlarda Nakşibendi tarikatının bir kolu olarak bilinen İsmailağa Grubu ile İBDA/C arasında bir yakınlaşma gözlendiği bu meyanda İsmailağa Grubu'nun yayın organı olan Furkan Dergisi'nin el altından İBDA/C paralelinde yayın yaptığı öğrenilmiştir.

    4- TURİZM SEKTÖRÜ: Son dönemlerde örgüt Türk turizmini baltalamak maksadıyla da internet aracılığı ile yurtdışı ve yurtiçinde değişik adreslere çeşitli bildiriler göndermektedir.

    5- BAĞIMSIZ CEPHELER: Örgüt yapısı birbirinden bağımsız olan cephelerden müteşekkildir. Legal Cepheler: 1. Tavır Dergisi 2. Öfke Dergisi 3. Karar Dergisi 4. Akdoğuş Dergisi 5. Taraf Dergisi 6. Ak Zuhur Dergisi 7. Akıncı Yol Dergisi 8. Siyah Bayrak Dergisi 9. Tahkim Dergisi 10. Akademya Dergisi (Önümüzdeki günlerde bu derginin yayın hayatına son verilerek yerine Süvari isimli bir derginin çıkartılma hazırlıkları içinde oldukları istihbar edilmiştir.) 11. Ref Ref Kitapevi Dergisi 12. Furkan Dergisi cephesi .

    6- İLLEGAL CEPHELER: İBDA-C/İKK (İslami Kısas Kıtaları) 2. ŞCAİT (Şehit Cahit Ayaz İntikam Timleri) 3. Mehmet Fırat Cephesi 4. Ultra-Force Cephesi (Gaziantep ve K.Maraş'ta 1992 yılında kurulmuştur.) 5. Seyyar Tim Cephesi (Bursa'da 1994-1995 yıllarında kurulmuştur.) 6. KŞİK (Kartal Şeriatçi İhtilal Komandoları) 7. Ayrıca ismi bilinmeyen 80 civarında cephe.

    7- FİNANS KAYNAKLARI: A) Yayın organlarından elde edilen gelirler B) İçkili yerlerden alınan haraçlar C) Gönüllü bağışları D) Adı istihbarat birimlerinde bulunan çeşitli sermaye kuruluşları.

    8- Terör örgütünün lideri Salih İzzet Erdiş liderliğini üstlendiği örgütün işlevini arttırmak militan gücünü kuvvetlendirmek amacına dayalı olarak bir dönemin radikal sol sloganlarından medet umduğu ‘‘Tek yol devrim! Halkım İslám devrimcilerini tanı. Biz Anadolu'nun hürriyet akıncıları bağımsızlık ve kurtuluş savaşçıları. Hadi sen de kuşan silahını’’ dediği maktu sloganı yandaşlarına ve örgüt efradlarına lanse ettiği

    9- Terör örgütü yayın organı Furkan Dergisi'nde PKK'ya destek vererek ‘‘Avrupa Kürt halkının temsilcisi PKK'yı arkadan kahpece kalleşçe vurdu. Bu ülkeler PKK başkanı Öcalan'ı Kemalistler’e teslim ettiler?’’ görüşünü savunurken bölücü terör örgütünün yayın organı sayılan MED TV'in de İBDA/C'nin intikam dolu bildirilerini yayınladığı

    10- Bu terör örgütünün daha ziyade İstanbul Ankara Amasya Bayburt Bursa Elazığ Erzurum Kahramanmaraş Konya Trabzon Van Şanlıurfa Bingöl ve Samsun'da faaliyet gösterdiği

    Örgüt Lideri Salih İzzet ERDİŞ'in Örgüt İdeolojisine Hizmet Eden Bireysel ve Örgütsel Faaliyetleri







    Salih İzzet ERDİŞ
    Sözde "Büyük Doğu Başyücelik Devleti"ni kurmak amacıyla 1989'da faaliyete geçen yasadışı İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA - C) örgütünün lideri. Halen Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan "Kumandan" kod adlı Erdiş Salih Mirzabeyoğlu takma adını kullanıyor. 1998'in son günlerinde İstanbul'da yakalanan ve 98 eylemden sorumlu tutulan Erdiş DGM'de "mevcut anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmek" suçundan idam cezası istemiyle yargılandı. Erdiş'in elebaşılığı yaptığı örgüt Gazeteci - Yazar Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesinden de sorumlu tutuldu. Suikast sonucu İstanbul'da düzenlenen operasyonlarda örgüt üyesi 14 kişi yakalandı. İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir sanıkların bombalayacakları yeri "rüyalarında görerek" seçtiklerini söyledi.

    Bu süreçte Erdiş DGM'de görülen davalara "anayasal düzeni tanımadığı" gerekçesiyle katılmadı. DGM yargıcı Sedat Karagül sanıkları duruşmalara getiremeyen cezaevi görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulması kararı verdi.

    Bu sırada Metris Cezaevi'nde tutuklu bulunan Erdiş ve adamları rahat durmadı. Her fırsatta isyan çıkaran örgüt üyeleri koğuşlarda arama yapmak isteyen jandarmalarla çatıştı. Çıkan çatışmada 68 asker yaralandı.

    1999 yılını "Fetih Yılı" ilan eden Erdiş örgütün bu dönem içinde birçok eylem yapmasına neden oldu. Özellikle son dönem içinde örgüt üyelerinin başka bir cezaevine nakli söz konusu olduğu için Metris Cezaevi'nde 150 askeri rehin alıp cezaevindeki hakimiyetin kimde olduğu konusunda kafalarda bir takım soru işaretleri yarattı.

    Bu dönemde İBDA - C sempatizanları örgütün lideri Erdiş'i görmek için çeşitli suçlar işleyerek cezaevine girdi. Cezaevini örgüt evine çeviren Erdiş 25 Ocak 2000'de yargılandığı davanın duruşmasına götürülmek üzere yapılan ve 12 saat süren bir operasyon sonucunda koğuşundan çıkartılabildi.

    Direnişi kırılan Erdiş bir yıl sonra idam cezası istemiyle ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşmada yargıç Sedat Karagül Erdiş'in "Tam duruşmaya katılmak üzereydim bu olaylar oldu. Savunmamı yazılı olarak yapmak isterdim yazdıklarım kayboldu" demesi üzerine "Madem duruşmalara katılıp savunma yapacaktınız niye bu tür olaylara neden oldunuz?" diye sert çıktı. Uzun saç ve sakalı bulunan Erdiş'in hakim karşısına getirilmeden önce saç ve sakallarının kesildiği gözlenirken anayasal düzeni tanımadığını belirten örgüt lideri"Şöyle bir bakılıp iddianameye yazılan 'Olsa olsa lider budur' gibi bir söz üzerine tutuklandım. Bunları tüm detayıyla kitaplık gibi yazmak istiyorum süre verin" dedi.

    Erdiş DGM'de son çıktığı duruşmada mafya babası olmadığını kendisinin "kumandan" olarak çağırılmasının da özel bir anlam taşımadığını söyledi. Erdiş "Örgüt lideri değilim. 40 tane kitap yazdım. Ortaya fikir atar çekilirim. Liderim Turgut Özal'ın arkadaşı Necip Fazıl'dır" dedi.

    17 Nisan 2000'de duruşmaya çıkan Erdiş rejimin silah zoruyla değiştirilmesinden memnunluk duyduğunu söyledi. Hakkındaki iddiaları reddeden Erdiş DGM'leri tanımadıklarını gösteren dilekçedeki imzaların ve cezaevinde bulunan silahların kendilerine ait olmadığını ve İBDA - C diye bir örgütün de bulunmadığını iddia etti.

    İBDA-C ise Salih Mirzabeyoğlu’nun daha sonra yazdığı kitabında daha açıktan dost tarikatını hedef göstermeye başladı. Hedefte ise öldürülen İhsan Güven vardı.

    “Sefillerin en sefili ve adîlerin en rezili olan bu adam bana uygulanan Telegram işkencesinin mânâda ve belki de fiilî olarak başı ve insan ruhunu tahrip ederek teslim alma işinde zümresiyle beraber akla hayâle gelmedik cinsî sapıklıkların şâhıdır. Onları zümre ve metodlarıyla birlikte çökerten Allah’ın izniyle benim; veya vesile olan benim."

    İşte bu iddialar gerek Mirzabeyoğlu’nun kitabında gerekse İBDA-C’nin sitesinde geniş olarak yer alıyor. İddiaları desteklemek için çeşitli İnternet sitelerine linkler veriliyor.

    Bu İnternet sitelerindeki pek çok makalede ise Dost Tarikatı’na atıflar öldürülen İhsan Güven’e göndermeler bulunmaktadır.








    DOST TARİKATI LİDERİ OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN İHSAN GÜVEN ve EŞİNİN ÖLDÜRÜLMESİ İLE İBDA/C BAĞLANTISI

    Tuzla’daki çifte cinayeti araştıran ekipler eve girdiklerinde iki bedenin tam da kapının önünde yatarken buldular. Kadın karnından adam ise kafasından vurulmuştu. Parkinson hastası ve kendi başına yürüyemeyen adam henüz ayakkabılarını bile çıkartamamıştı. Muhtemelen dışarıya çıkmış beraber döndüklerinde kapı tekrar çalındığında kapı eşiğinde katilleri ile karşılaşmışlardı. Katilleri birer el ateş etti ve geldiği gibi gitti. Tuzla’daki trajik cinayetin hedefinde ilginç bir çift vardı. Öldürülen İhsan Güven’in adı bundan bir süre önce magazin gündeminde Dost Tarikatı’nın lideri olarak duyulmuştu. 1924 doğumlu İhsan Güvenle birlikte 3. eşi Sibel Güven ise Pendik İmam Hatip Lisesi’nde 10 yıldır felsefe öğretmeniydi. Sibel Güven 40 İhsan Güven 80 yaşındaydı. İhsan Güven Parkinson hastasıydı.

    Cinayetler ortaya çıktıktan sonra olay yerine gelen emniyet yetkilileri evde yaptıkları araştırmada son derece ilginç detaylarla karşılaştılar. İhsan Güven’in kütüphanesinde pek çok araştırma dosyası bulunuyordu. Buradan yola çıkan Emniyet yetkilileri araştırmayı derinleştirince karşılarında yakından takip ettikleri bir örgütü ve bir ismi buldular: İBDA-C ve Salih Mirzabeyoğlu.

    İBDA-C yani “İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi”… Örgüt içinde kumandan olarak hitap edilen Salih Mirzabeyoğlu’nun başkanı olduğu iddiası ile yargılandığı örgüt. İBDA-C gibi bir köktendinci örgütle dost tarikatı gibi Atatürkçü olduğunu iddia eden ve magazin gündemini meşgul eden bir tarikatın ilişkisi ilk kez 25 haziran 2000’deki bir gelişme ile başladı.

    Emniyet şu anda soruşturmayı bu verilerden yola çıkarak derinleştiriyor. İlginç olan bir diğer gelişme ise bugüne kadar Dost Tarikatı ile bağlantısı olduğu iddia edilen ama hiç kanıtlanamayan şarkıcı Çelik ile ilgili. Öldürülen eşi Sibel Güven’in kullandığı Renault Clio marka araba şarkıcı Çelik’in üzerine kayıtlı gözüküyor.

    Araştırma derinleştikçe bir dönem magazin gündemini meşgul eden bir tarikatın ardından radikal İslamcıların hedefi olmuş öldürülen Hablemitoğlu’ndan psikolojik harbe kadar uzanan geniş bir yelpazede pek çok farklı soruyu barındıran bir cinayet kalıyor.








    TELEGRAM ve ERDİŞ
    Cezaevinde hükümlü olarak buluan İBDA/C terör örgütü lideri Erdiş TELEGRAM adında bir kitap yazdı. Erdiş; "Uzaktan Zihin Kontrolü" olarak anlandırılan TELEGRAM yönteminin kendisinin izni ve haberi olmadan yine kendisine karşı kullanıldığını ileri sürdü. Buna bağlı olarak; TUBİTAK'a araştırma yapılması hususunda bir dilekçe gönderen Erdiş kitabında TELEGRAM'la ilgili ayrıntılara yer verdi. Ancak bu kitap; sadece TELEGRAM'ı açıklamakla kalmıyor aynı zamanda Dost tarikatı lideri olduğu ileri sürülen İhsan Güven'i de hedef gösteriyordu.

    Kitabın yayaınlandığı tarihlerde; İhsan Güven'le eşi Sibel Güven'in ölümünü yasadışı örgüt İBDA-C gazetelere gönderdiği bir e-mail'le üstleniyordu. e-mail'de "Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'na uygulanan telegram işkencesinin baş sorumlusu İhsan Güven 30 Nisan cuma günü 14.00 civarında İBDA-C savaşçıları tarafından kafasına sıkılan tek kurşunla gebertilmiştir. Refakatçisi kadın da karnından yediği tek kurşunla öldürülmüştür. Kumandanımız Salih Mirzabeyoğlu'na uygulanan telegram işkencesinin tüm kadrosu bilgimiz dahilindedir. Köpekler sıralarını beklesinler. Ya şeriat ya ölüm. Yaşasın İBDA-C. Yaşasın Kumandan Salih Mirzabeyoğlu. Yaşasın ehli sünnet mücadelemiz. Allahu Ekber" deniliyordu.

    "Telegram işkencesi" daha önce örgütün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından dile getirilmişti. Kartal Cezaevi'ndeyken DGM'ye verdiği bir ifadede "Atatürkçü" olduğunu söyleyerek dikkatleri üzerine çeken Mirzabeyoğlu bir süre sonra kendisine zihin kontrolü yapıldığı için böyle tuhaf davrandığını öne sürmüştü. Mirzabeyoğlu zihin kontrolü (Telegram) yoluyla beyninin ele geçirildiğini ve kendisinin elektromanyetik dalgalarla "Siborg: Yarı insan Yarı Robot'a dönüştürüldüğünü söylemişti.

    Mirzabeyoğlu (Erdiş)'nun bu iddiları gerçek mi? bir strateji mi? yoksa düş dünyasındaki gezintinin bir sonucu mu bu tam olarak netlik kazanmadı.

    Salih Mirzabeyoğlu tutuklu bulunduğu F tipi hücresinde intihara kalkıştı.

    Salih İzzet Erdiş'in çeşitli makale ve beyanlarında geçen dikkat çekici cümleler şunlardır;

    "Dinsiz cumhuriyeti yıkma yolunda en önde giden Sivas'ın yiğit Müslümanlarına teşekkürü bir borç biliriz."

    "Karar çıkmıştır. 'İslam'da şiddet yoktur' diyen her kim olursa olsun aynen Kemalist ve işgal yanlısı bir kâfirdir. Nifak ve fitnecilerin katli hak ve önceliklidir. Yaşasın Anadolu halkının şeriat için silahlı mücadelesi."

    "Sivas'ta insanlarımız yargılama ve cezalandırma hakkını kullanmıştır: Yargılama ve cezalandırma hakkı yalnız Müslümanlarındır. Bunun lamı cimi yok. Yasa dışı T.C.'nin hiç bir hakkı yoktur."








    İslami Harekât

    Türkiye'de faaliyet gösteren bir başka radikal İslamcı terör örgütü ise İslami Hareket. Sansasyonel eylemlerle kamuoyu gündemine gelen örgüt Çetin Emeç Turan Dursun gibi Türk aydınlarının öldürülmesi eylemlerini gerçekleştirdi.

    Örgütün temeli Hüseyin Galip kod adlı İrfan Çağrıcı ve arkadaşları tarafından 1987 yılında Batman'da atıldı. Ancak daha önce Batman'da Cem Kitabevi'ni çalıştıran Ekrem Baytap ile Mehmet Ali Bilici tarafından 1984 yılında radikal İslamcı bir örgüt kurulması düşünüldü. Bu düşünce 2 yıl sonra gerçekleşti ve Mehmet Kaya Veysi Yıldırım İrfan Çağrıcı İslami Hareket'in temelini attı. Çağrıcı Hüseyin Galip kod adını 'Mesut' olarak değiştirdi. Bu tarihten sonra Kemalist aydınlara karşı suikast eylemleri başladı. Ancak örgüt gerçekleştirdiği eylemleri üstlenmedi. Örgütün varlığı 1990 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Gayrettepe'deki binası önünde terk edilen bir otomobilde Turan Dursun'un öldürülmesinde kullanılan bir silahın bulunmasıyla ortaya çıktı.

    1- AMACI: Mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkarak yerine tüm İslám ülkelerini içine alan federatif sisteme dayalı bir İslam devleti kurmaktır.

    2- STRATEJİSİ: İslámi görüş dışındaki şahıslara karşı saldırı politikası izlemek olaylarda müdahaleci bir yöntem izlemektir. Örgüt 1985'te Salih İzzet Erdiş tarafından kurulmuştur.

    3- KURULUŞ ve YAPILANMA: İslami Hareket diğer İslamcı örgütlerden bağımsız hareket etti. Örgütün hedefi İslam devleti kurmaktı. İslami Hareket'in teorisyenleri hedefe ulaşmak için; 3-4 yıl çekirdek kadronun oluşturulmasını 9 yıl eski düzenle yeni düzen arasındaki çatışmaların yaşanmasını 10 yıl silahlı savaş ile İslam devletinin kurulmasını planladılar.

    26 Aralık 1990 tarihinde Yalova Karamürsel Yolaltı Mevkii Pınar Sitesi'nde kiralanan bir villada yapılan genel kurul toplantısında örgütü yönetecek şura seçildi. Mehmet Kaya Hüsnü Yazgan Ramazan Aytunç Şefik Polat Ömer Faruk Baş İhsan Deniz Zübeyir Gümüş İrfan Çağrıcı (o dönemde Mustafa Kayacan ismini kullanıyordu) Ekrem Baytap ve Abdullah Yiğit'den oluşan 10 kişi şurayı oluşturdu.

    Örgütün kuruluş aşaması genel şura yasama şurası ve icra şurasından oluşuyordu. İcra şurasında görev alan her liderin ayrı ayrı teknik ve ameliyat timleri bulunuyordu. Teknik ve ameliyat timlerinde bulunan militanların büyük bölümü İran'daki kamplarda bomba ve suikast konularında eğitilen kişilerdi. Ameliyat timleri örgütün silahlı eylemini gerçekleştiren hücrelerdi. Tedarukat timleri bu grupların ihtiyaçlarını karşılamakla teknik gruplar ise takip tarassut ve malzeme teminiyle görevliydi.

    4- DOĞU ÜLKELERİ İLİŞKİLERİ: İslami Hareket militanlarının yakalandığında verdikleri bilgiler çok çarpıcıydı. Militanlar İran'da eğitim gördüklerini söylüyorlardı. Turan Dursun'un öldürüldüğü CZE tipi tabancanın 1977 yılında Almanya tarafından İran MOD Teşkilatı'na satıldığı belirlendi. İran o yıllarda sadece militanları eğitmiyor onları mühimmat vererek de destekliyordu. Polis tarafından yakalanan Mehmet Ali Şeker İran'ın Kum kentindeki kampta eğitim gördüklerini söylüyordu. 1987'den sonra başlayan süreçte sahte pasaportla İran'a giden militanlar Tahran'da buluşuyor ve İranlılar tarafından Tahran'a 30 kilometre uzakta bulunan askeri kampta eğitimden geçiriliyorlardı. Eğitimlerini tamamlayan militanlar eylem yapmak ve öğrendiklerini diğer militanlara öğretmek için Türkiye'ye dönüyorlardı.






    HEDEF VE EYLEMLERİ
    Gazeteci Yazar Çetin Emec'in öldürülmesi
    İslami Hareket Terör örgütü; Cumhuriyet rejimi Atatürkçülük ve Laiklik karşıtı bir terör örgütüdür. Bu örgüt eylemsel hedefleri seçerken öncelikle bu unsurları tetkik etmektedir.

    7 Mart 1990'da evinden işe gitmek için çıkan Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç otomobiline bindiği sırada silahlı saldırıya uğradı. Kanlı saldırıda Emeç'in şoförü Sinan Ercan da kaçmak isterken saldırganların sıktığı kurşunlara hedef oldu.







    Gazeteci Yazar Uğur Mumcu'nun öldürülmesi
    Araştırmacı Gazeteci - Yazar Uğur Mumcu 24 Ocak 1993'te Ankara Karlı Sokak'taki evinin önünde arabasına konan C - 4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu öldürüldü. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanlar hiçbir delil bulamadı. Patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken deliller ise süpürgeyle süpürüldü. Suikastı İslami Kurtuluş Örgütü İBDA - C İslami Cihat gibi çeşitli örgütler üstlendi.

    Ancak uzmanlar; eylemin
    yapısı şekli ve biçimi arasındaki denklemi çözerek bu eylemin İslami Harekât terör örgütünün yapmış olabileceğine kanaat getirdiler. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanlar hiçbir delil bulamadı. Patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken deliller ise süpürgeyle süpürüldü. Suikastı İslami Kurtuluş Örgütü İBDA - C İslami Cihat gibi çeşitli örgütler üstlendi.

    Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaret eden dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin "cinayeti çözmenin devletin namus borcu olduğu" sözünü verdi.

    Kamuoyunda büyük şok yaratan bu suikastın ardından Mumcu'nun cenaze töreninde binler yürüdü. Siyasi parti liderleri sivil toplum örgütleri ve çeşitli kuruluşlar saldırıyı demokrasiye vurulmuş bir darbe olarak nitelendirdi. Cenaze törenine katılan halk "Türkiye İran olmayacak" "Türkiye laiktir laik kalacak" sloganları attı.

    Suikastla ilgili ilk gelişme olaya karıştığı belirlenen İslami Hareket Örgütü militanlarından Gudbettin Gök Mehmet Ali Şeker Abdülaziz Ocakhanoğlu Mehmet Şah Çınar Mehmet Candirek Yusuf Altun Ayhan Usta Serdar Altın ve Fahrettin Baytap'ın suikasttan bir gün önce 23 Ocak'ta gözaltına alındığına ilişkin tutunakta tahrifat yapıldığı ortaya çıktı.

    Yakalanan salındı
    Suikastla ilgili olarak aranan İslami Hareket Örgütü lider kadrosundan Şefik Polat bir ihbar üzerine polis tarafından iki gün sonra yakalandı. Ancak Polat "çevrede yapılan tahkikattan durumu şüphe arz etmiyor" diye tutanak hazırlanarak serbest bırakıldı.

    Ortaya çıkan sürpriz tanık Ayhan Aydın ise patlamadan 10 dakika önce Mumcu'nun aracı çevresinde şüpheli kişiler gördüğünü öne sürdü. Ancak dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral Aydın hakkında suç duyurusunda bulundu. Yalancı tanık suçlaması davasında aklanan Aydın bir daha hiç görülmedi.

    Faili meçhul cinayetleri araştırmak amacıyla kurulan komisyonun raporu Meclis'teki muhalefet nedeniyle kadük kaldı.

    Mumcu soruşturmasının tek tutuklu sanığı Abdullah Argun Çetin oldu. Kendi ifadeleri üzerine gözaltına alının ve tutuklanan Çetin'in açıklamaları çelişkili görüldü ve bir sonuç vermedi.

    6 Mayıs 2000'de İstanbul 6 No'lu DGM Başsavcılığı İran destekli şeriatlı Tevhid - i Selam Grubu'na mensup yedi kişinin yakalandığını ve operasyonun sürmesi nedeniyle televizyon bültenlerine yayın yasağı koyulduğunu duyurdu.

    İstanbul polisinin yürüttüğü çok gizli operasyonun yaklaşık 1.5 ay önce elde edilen bilgi üzerine başlatıldığı ortaya çıktı. Operasyonun baskın aşamasına Mumcu suikastına karıştığından kuşku duyulan bir militanın takip edilmesinden sonra ulaşılan bilgiler üzerine geçildi ve Tevhid - i Selam grubu üyesi olduğu belirlenen militanın kaldığı Başakşehir'deki bir daireye baskın düzenlendi. Baskında bir dönem ülkücü camianın içinde yer aldıktan sonra şeriatçı örgütlere yönelen iki kişi gözaltına alındı.

    İkinci baskın bu kişilerin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde sorguya alındığı sıralarda Tevhid grubunun propaganda organı olarak bilinen ve yayını yasaklanan Selam Gazetesi'ne yapıldı. Burada da beş kişi gözaltına alındı.

    İki baskında sekiz boru tipi bomba ile zaman ayarlı patlayıcılarda kullanılan saniyeli fitil biri kuru sıkı olmak üzere üç tabanca ele geçirildi. Şubede süren sorgularda üç kişinin Mumcu suikastında görev aldıklarını itiraf ettikleri kaydedildi ancak bu bilgi resmi kaynaklarca onaylanmadı.

    İlk ifadelerinde üç zanlının Mumcu'nun Renault 12 model otomobiline yerleştirilen C - 4 tipi tahrip gücü çok yüksek plastik patlayıcıyı kendilerinin hazırladığını söyledikleri öne sürüldü. Üç zanlının suikast bombası için İran'da eğitim gördükleri ve patlayıcı düzeneğini hazırladıktan sonra Mumcu'nun evinin bulunduğu bölgede iki İranlı'ya teslim ettikleri ileri sürüldü. Zanlılardan birinin suikast sırasında gözcülük yaptığı bombanın hazırlanması ve teslimi için zanlıların 500 bin dolar aldıkları iddia edildi.

    Gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "Haber teyit edilirse ben çok memnun olurum. Haber geldi ama kesin değil. Daha önce bu tür haberler çıktı sonradan haberlerin teyit edilmediğini gördük. Mahçubiyet oldu. Yalnız eninde sonunda Uğur Mumcu'nun da Ahmet Taner Kışlalı'nın da katilleri bulunacaktır.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti için iddia meselesidir. Bu haber teyit edilirse devlet için çok rahatlatıcı bir yüzakı olur" dedi. Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ise teröristlerin yakalanmasını hayırlı bir gelişme olarak nitelendirdi.

    Meclis Mumcu Suikastını Araştırma Komisyonu Başkanı Ersönmez Yarbay Mumcu suikastının ele geçirilen sanıklarından hareketle olayın perde arkasındaki odağın da ortaya çıkabileceğini söyledi. Yarbay "Gerçek sanıklar bulunsa da suikasta ilişkin kuşkular bir süre belleklerden silinmeyecektir" dedi.

    Mumcu cinayetinin aydınlanmaya başlamasının ardından yürütülen operasyonlar çerçevesinde Bursa'da 20'ye yakın kişi gözaltına alındı.

    Operasyonun üçüncü gününde İçişleri Bakanı Sadettin Tantan 1999 yılında faili meçhul terör olaylarının aydınlatılması için özel bir ekip kurulduğunu son Hizbullah operasyonundan elde edilen deliller ışığında da Uğur Mumcu suikastının aydınlatıldığını belirtti.

    Tantan "Emniyet Genel Müdürlüğü koordinesinde istihbarat ağırlıklı olmak üzere sürdürülen çalışmalar sonucu 21 Şubat 2000 tarihinde "Umut" adıyla başlatılan operasyon hazırlık çalışmaları 6 Mayıs 2000'de İstanbul'da yakalanmaya dönüştürülmüştür" dedi. Öte yandan yakalanan dokuz sanık sorgulanmak üzere İstanbul'dan Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.

    17 Ocak 2000'de Beykoz'daki bir villaya yapılan Hizbullah operasyonunda ele geçirilen bilgisayar disketleri ve belgeler arasında Mumcu suikastına ışık tutacak çok önemli raporların ele geçirildiği belirtildi. Bu belgeler arasında Hizbullah'ın Menzil Grubu Lideri Fidan Güngör'ün öldürülmesinin ardından Hizbullah'a geçen Murat Filiz'in yazdığı bir raporun bulunduğu ve bu rapordan yola çıkıldığını ifade edildi.

    Bu raporda Hüseyin Velioğlu'na eski örgüt hakkında bilgi veren Filiz'in "Bizim İranlılar'la Ankara grubu görüşmüş. Hatta onlara iş yaptırmış. Bombalama işi. İğneci bizzat katılmış" sözleri operasyonun ilk adımı oldu. Bunun üzerine uzun süre iz süren Emniyet yetkilileri operasyonun bitiminde Sadettin Tantan'a "Kod adı Umut tamam amirim" mesajını verdi.

    Operasyonun ardından yakalanan bombacıların İranlı diplomat Muhsin K. Azed'le irtibat kurdukları bu kişiden aldıkları 500 bin dolar karşılığında Mumcu'yu öldürdükleri ortaya çıktı. Bombacıların yine İran'dan aldıkları paralarla Şah yanlısı bir yüzbaşıyı şoförüyle birlikte kaçırdıkları İran'ın isteği üzerine Ankara'da bir ABD'liyle İsrailli bir yüzbaşıyı öldürdükleri Jak Kamhi'nin öldürülmesi olayına karıştıkları belirlendi.

    Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit yakalanan dokuz kişiden birinin Mumcu'nun katili olduğunu söyledi. Bülent Ecevit "Bu iki yıldır süren bir çalışma. Tantan'ın içişleri bakanı olmasından bu yana daha da hızlandı" dedi.

    Tevhid - i Selam örgütünün yöneticilerinden olan "İğneci" kod adlı Yusuf Karakuş Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde verdiği ifadede Mumcu suikastını İranlılar'ın planladığını ve bombayı İranlılar'ın koyduğunu öne sürdü. Karakuş suikasta kendilerinin de gözcülük yaptıklarını ve evin yakınlarındaki bekçiyi lafa tutup oyaladıklarını söyledi. Karakuş 11 yıl önce gittikleri İran'ın Kum kentinde Savama ajanları tarafından teorik ve pratik yönden eğitildiklerini iddia etti.

    Karakuş emniyetteki sorgusu Mumcu'yu öldürmeye azmettiren İranlı'yı teşhis etti. Karakuş'un fotoğraftan teşhis ettiği İranlının İstanbul Başkonsolosluğu'nda görevli Muhsin Karger Azad olduğu belirtildi.

    Operasyonun basına yansımasının üzerinden üç gün geçtikten sonra İstanbul DGM Başsavcı Vekili Aykut Cengiz Engin konulan haber yasağına uymayan gazete ve televizyon kanalları hakkında soruşturma başlattı.

    Engin soruşturmanın selameti açısından bu konuda yayın yasağı koyduklarını belirterek bu nedenle soruşturmanın içeriğine ilişkin detaylar hakkında bilgi vermesinin mümkün olmadığını söyledi.
    Yakalananlar arasında yer alan Selam Gazetesi'nin eski sahibi Hasan Kılıç'ın İran'la bağlantıyı kurduğu ve Mumcu'nun öldürülmesinin ardından İranlılardan 500 bin dolar aldığı öne sürüldü.

    Fatih'teki evinde yakalanan Arif Tarı'nın ise örgütün cezaevindeki yöneticileriyle dışarıdaki yöneticileri arasında kuryelik yaptığı iddia edildi.

    Çeçenistan'da Ruslarla savaşa giden burada esir düştükten sonra serbest bırakılan Mehmet Ali Tekin de operasyon sırasında yakalandı. Yakalananlar arasında bulunan Muzaffer Dağdeviren ise Karakuş aracılığıyla girdiği örgütte çek - senet tahsilatı işleriyle uğraşıyordu.

    Operasyonun dördüncü gününde Türkiye genelinde yapılan operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 98'e yükseldi. Mumcu operasyonunda yakalanan Abdülhamit Çelik'le Mumcu'nun öldürüldüğü gün evlendiğini açıklayan Tuba Çelik de gözaltına alındı. Çelik daha sonra serbest bırakıldı.

    Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan Başbakanlık binasında bir basın toplantısı düzenledi. Ecevit Mumcu'ya kıyanların belli olmasının toplumun devlete güvenini artırdığını ifade ederek "Operasyonlar ile laik demokratik rejime karşı işlenen cinayetlerin sadece bireysel failleri değil aynı zamanda örgütsel ve parasal ilişkileri ve dış bağlantıları da saptanmaktadır" dedi. Ecevit ve Tantan DGM'nin koyduğu yayın yasağı nedeniyle operasyonlar hakkında bilgi vermedi.

    Operasyonlar sonucu sanıklar yakalanırken Mumcu'nun öldürülmesi olayına karıştığı ve bu amaçla oluşturulan çeteye mensup olduğu gerekçesiyle yakalanan Abdullah Argun Çetin'in Ankara 1 No'lu DGM'de yargılanmasına devam edildi.

    Çetin'in 9 - 11 Kasım 1998 tarihleri arasında Romanya'daki Türkiye Büyükelçiliği'nde kimlerle hangi telefonla görüştüğünün belirlenmesi için İçişleri Bakanlığı'na yazılan müzekkerenin cevabında telefonun Yasin Akın'a ait olduğu belirlendi. Mahkeme Akın'ın tanık olarak dinlenmesine karar verdi.

    10 Mayıs 2000'de Hürriyet Gazetesi'nde yayımlanan bir haberde Mumcu suikastı zanlısı Yusuf Karakuş'un örgüte girmek için Hizbullah Lideri Hüseyin Velioğlu'na yazdığı bir sayfalık mektubun yayımlanması yedi yıllık sırrı çözdü.

    Üst düzey bir emniyet yetkilisinin "elimizdeki en büyük delillerden biri" olarak nitelendirdiği mektupta Karakuş'un el yazısıyla Velioğlu'na örgüte girmek istediğini anlattığı belirtildi.

    Karakuş yazdığı mektupta "Ben Tevhid - i Selam grubundan ayrıldım. Sizin gruba geçmek çalışmak istiyorum. Önceki yıllarda yaptıklarımı referans olarak veriyorum. Ben Uğur Mumcu suikastında da bulundum" dedi.

    Karakuş'un babası Mustafa Karakuş da "Oğlum katildir. 23 yıl önce pusu kurarak bir kişiyi öldürüp 12 yıla mahkum olmuştu. Annesi de oğlunun hasretiyle öldü" dedi.

    Uğur Mumcu suikastı zanlılarından Arif Tarı'nın yasadışı örgütlere silahlı eğitim amaçlı kullandırdığı İzmit'teki çiftliğe jandarma operasyon düzenledi. Çiftlikte av tüfekleri ve dini yayınların yanı sıra kasalar dolusu deprem yardım malzemesi bulundu.

    DGM'nin koyduğu yayın yasağına rağmen gazetelerde çıkan haberlerde örgütün itirafçısı Yusuf Karakuş'la ilgili haberlere yer verdi. 10 Mayıs 2000'de Sabah Gazetesi'nde yayımlanan habere göre Mumcu suikastının gözcüsü Karakuş'a MİT'in hazırladığı albüm gösterildi ve Karakuş suikasta karışan İranlı üç bombacıdan biri olduğu öne sürülen Muhsin Azad'ı teşhis etti. Haberde Azad'ın İran'ın İstanbul Başkonsolosluğu'na konsolos yardımcısı olarak gönderildiği ancak aslında Savama ajanı olduğu ve daha önce birçok eylemde adı geçtiği belirtildi.

    10 Mayıs'ta basında yer alan haberlerde Mumcu suikastında kullanılan bombanın İran Gizli Servisi Savama tarafından konulduğu duyuruldu. Mumcu'nun otomobiline bomba koyan 3 İranlı'nın diplomat değil istihbarat ajanı olduğunun belirtildiği haberlerde bombacıların emniyette sorgulanan dokuz zanlı tarafından fotoğraflardan teşhis edildiği ifade edildi.

    Yusuf Karakuş'un yazılı olan ifadesinin dışında video kasete çekilmiş bir ifadesinin bulunduğu ortaya çıktı. Karakuş gözleri bağlı verdiği ifadesinde kitaplarını okuduğunu söylediği Mumcu'nun öldürülmesini "Müslümanlık Allah için istediğini" söyledi.

    Karakuş'un ifadesinde "Ben bu iş için para alındığını bilmiyordum. Ne zaman 500 bin dolar alındığını duydum hemen ayrıldım. Hüseyin Velioğlu'na dönmek için çalıştım. Mumcu'nun yazılarının Müslümanlık için tehdit olduğuna inandım. Müslümanlık için Allah için yaptım. Yoksa ben yazar olarak kitaplarını okurdum" dediği öğrenildi.

    11 Mayıs'ta suikastta gözcülük yapan Yusuf Karakuş ve Abdülhümit Çelik'e Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü yerde tatbikat yaptırıldı. Geniş güvenlik önlemi altında yaptırılan tatbikatta vatandaşlar katil zanlılarına tepki gösterdi. Tatbikat sırasında polis Mumcu'nun aracını temsil eden otomobili ters yönde park edince katil zanlıları "Öbür türlü duruyordu" diyerek itiraz etti. Suikasta ilişkin tüm ayrıntıları anlatan Karakuş ve Çelik "Cuma akşamı üç İranlı ile birlikte sokakta keşif yaptık. Araba o gün orada değildi. Bir gün sonra 5 kişi sabah 7.30'da sokağın başındaydık. İranlılar bombayı Uğur Mumcu'nun aracına yerleştirirken ben polisleri oyalıyordum" dedi.

    12 Mayıs'ta Milliyet Gazetesi'nde yayımlanan bir haberde Karakuş'un 27 Aralık 1997'de Hizbullah Menzil grubunun lideri Fidan Güngör'ün kaçırılması nedeniyle yakalandığında Tevhid - Selam grubu eylemleri ve lider kadrosu hakkında polise bilgi verdiği belirtildi. Haberde Karakuş'un İran devletine çalıştığını itiraf ettiği ve "Selam grubunun liderliğini Hasan Kılıç yapmaktadır. Mehmet Şahin Nurettin Şirin Mehmet Ali Tekin Şeref Dursun da diğer sorumlular. Grup İran devletiyle irtibatlıdır. Kılıç ile Şirin İran'a gidip gelir" dediği ifade edildi.

    Karakuş 12 Mayıs'ta Hizbullah davası sanıklarından kayınbiraderi Murat Filiz'le yüzleştirilmek üzere Bandırma Cezaevi'ne götürüldü. Adliye binasında yaklaşık 1.5 saat süren yüzleştirmenin ardından Filiz cezaevine götürülmek üzere araca bindirilirken "Bunların hepsi tezgah düzmece" diye bağırdı. Yusuf Karakuş'un Mumcu'nun öldürüldüğü 1993 yılında kayınbiraderi Filiz'in evinde bir süre kaldığı ortaya çıktı. Karakuş yüzleştirmenin ardından tekrar Ankara'ya götürüldü.

    13 Mayıs'ta gazetelerde yayınlanan haberlerde Mumcu zanlısı Abdülhamit Çelik'in suikastı yıllar önce aydınlatabilecek ifadesinin dikkate alınmadığı belirtildi. Nisan 1996'da yakalanan Çelik Savama'yla ilişkisini Tevhid ve Selam Grubu'nu anlattı. Emniyet Çelik'le ilgili soruşturma evdakını olaydan üç gün sonra DGM Savcısı İrfan Özliyen'e gönderdi. Ancak Özliyen "Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlamıyor. Konu DGM'nin kapsamına girmiyor" diyerek dosyayı aynı gün havale etti.

    14 Mayıs'ta Umut operasyonu çerçevesinde iki kişi daha gözaltına alındı gözaltına alınanların sayısı dokuza yükseldi. Örgüt mensubu dokuz kişi Ankara DGM'ye çıkartılırkan bir haftadır gözaltında tutulan Selam Gazetesi eski imtiyaz sahibi Hasan Kılıç Kışlalı cinayetiyle ilgili İstanbul'da bulunan ve aynı örgüte mensup bir kişinin adını verdi. Adının Hakkı Şanlı olduğu ifade edilen bu kişi İstanbul'da gözaltına alındıktan sonra Tevhid örgütünün mensubu olduğu bildirilen Necdet Yüksel de Ankara'da gözaltına alındı.

    Emniyet yetkilileri gözaltına alınan Yüksel'in Sincan Yenipeçenek Köyü'nde tarlada ele geçirilen çok sayıdaki silah ve patlayıcıyı kendisinin diğer örgüt mensuplarının yakalanmasından korkarak tarlaya bıraktığını itiraf ettiğini söylediler.

    Ancak yakalanan iki kişinin Kışlalı'nın öldürülmesi olayına karıştıklarına dair ortaya atılan iddiaları emniyetin üst düzey yetkilileri doğrulamadılar.

    İran basını Mumcu'nun öldürülmesine İranlıların karıştığı iddialarının "İsrail ve siyonistlerin tezgahı olduğunu" savundu ve Türkiye'yle İran'ın bütün görüş ayrılıklarına rağmen ilişkilerini geliştirmeleri gerektiğini belirtti. İran Resmi Ajansı İRNA tarafından yayınlanan İran Daily Gazetesi'nde 14 Mayıs'ta yayımlanan başyazısında "Türkiye'nin İslam devriminden sonra birçok kez İran'ı içişlerine karıştırmakla suçladığını" belirterek "Ankara'nın kamuoyunu yanılttığını ve sadece iç krizleri abarttığını" iddia etti.

    Ankara'da Mumcu zanlılarından olarak gözaltına alınan Selam Gazetesi eski imtiyaz sahibi Hasan Kılıç'ın Kışlalı cinayetiyle ilgili olarak İstanbul'da bulunan Hakkı Selçuk Şanlı'nın adını verdiği ortaya çıktı. Kılıç'ın bu ifadesi üzerine Tevhid grubundan olduğu belirlenen Şanlı İran'a kaçmak üzereyken İstanbul polisince yakalanarak Ankara polisine teslim edildi.

    Şanlı ise sorgusu sırasında Kışlalı suikastında kullanılan bombayı Necdet Yüksel adlı Tevhidci'nin sakladığını söyledi. Bunun üzerine Ankara polisi Necdet Yüksel'i de yakalayarak gözaltına aldı.

    Yakalanan Yüksel Kışlalı'nın arabasına bombayı kendisinin koyduğunu itiraf etti ve 13 Mayıs'ta Sincan Yenipeçenek Köyü'nde bir tarlada ele geçirilen 27 kilo C - 4 bomba çok sayıda TNT kalıplarının yanı sıra çok sayıdaki silahı kendisinin diğer örgüt mensuplarının yakalanmasından korkarak tarlaya bıraktığını itiraf etti.

    Bunun üzerine Sincan'daki cephanelikte ele geçen el bombalarının üzerinde yapılan incelemede gözaltındaki iki zanlının parmak izleri bulundu. Böylece Mumcu için başlatılan Umut operasyonu Kışlalı suikastını da çözdü.

    Mumcu ve Kışlalı cinayetlerini soruşturan emniyet birimleri Türkiye'deki İran destekli büyük yapılanmayı ortaya çıkardı. Sorgulamalar sonucunda İran'ın "Özel Harp" örgütü olarak nitelendirilen Kudüs Savaşçıları örgütünün Türkiye'de yedi ayrı silahlı irticai grubu destekleyerek eylemlerde yönlendirdiği tespit edildi. Bu gruplardan üçü deşifre edilirken polis henüz ortaya çıkmayan dört grubu çözmek izin 10 kişinin kimliğini belirledi.

    Kışlalı cinayetinin zanlıları Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen'in üç defa İran'a gittikleri belirlendi. Yüksel ve Özmen ifadelerinde Tahran yakınlarında bir kampta askeri eğitim aldıklarını örgütü yönlendiren İranlılar'ın Türkiye'ye işadamı görüntüsü altında girip çıktıklarını anlattılar.

    16 Mayıs 2000'de ABD Mumcu ve Kışlalı cinayetlerine İran'ın karıştığına ilişkin elde bağımsız bilgi bulunmadığını belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher düzenlediği basın toplantısında konunun gündeme getirilmesi üzerine Mumcu ve Kışlalı cinayetiyle ilgili çok sayıda kişinin Türk polisince yakalandığını hatırlattı.

    Boucher "Ancak şunu söylemeliyim ki Türk Hükümeti soruşturmanın tam sonuçlar alınmadan İran bağlantısı iddialarıyla ilgili resmi yorum yapmaktan kaçınıyor. ABD'nin elinde de İran'ın bu cineyetlere karıştığına ilişkin bağımsız bilgi bulunmuyor" dedi.

    Umut operasyonuyla ilgili Başbakanlık binasında 17 Mayıs'ta basın toplantısı düzenleyen Başbakan Bülent Ecevit Mumcu ve Kışlalı cinayetlerindeki esrar perdesinin artık ortadan kalktığını söyledi. Ecevit "İran'dan maalesef bir komşudan beklenmesi gereken yakınlığı yeterince göremedik hatta bazen hiç göremedik" dedi.

    Faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturmalar somut sonuçlar verdikçe İran'la ilişkilerin ona göre düzenleneceğini belirten Ecevit "Atatürk'ün sağladığı döneminde İran'la ilişkilerimizde çok önemli gelişmeler olmuştu ve bu gelişmeler hem İran hem de Türkiye halkına büyük yararlar sağlamıştı. Yeniden o benzer koşulların aramızda gelişmesini içtenlikle temenni ediyorum" dedi.

    Ecevit Türkiye olarak hiçbir zaman İran'ın iç işlerine karışmadıklarına vurgulayarak "Bizim iç işlerimize asıl karışma Türkiye'de bölücü teröre katkıda bulunanlara kucak açmaktır veya devrim ihracında hedef olarak Türkiye'yi almaktır" diye konuştu.

    Ecevit'in bu açıklamalarına İran'dan hemen tepki geldi. İran resmi haber ajansı İRNA'nın bildirdiğine göre İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi "Ecevit'in açıklamaları İran'ın içişlerine müdahaledir ve diplomatik geleneklerin dışındadır" dedi.

    Görevine 16 Mayıs'ta başlayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer göreve gelir gelmez Haziran ayında İran'da düzenlenecek olan Ekonomik İşbirliği Örgütü toplantısına gidip gitmeyeceği yönünde bir soru üzerine "Gideceğimi düşünmüyorum" dedi. Sezer'in Mumcu ve Kışlalı'nın ardından Üçok suikastının ve diğer faili meçhul cinayetlerin ardesi olduğu açıkça ortaya konan İran'a karşı tavır aldığı görüldü.

    Umut Operasyonu'nda gözaltına alınan Hasan Kılıç 19 Mayıs'ta Ankara DGM'ce tutuklandı. Kılıç tutuklanarak Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'ne konuldu.

    Umut Operasyonu kapsamında 20 Mayıs'ta Uğur Mumcu'nun Sokağı'nda ikinci tatbikat yaptırıldı. Olaya karışanlardan Ferhan Özmen Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş ile birlikte sadece gözlerinin göründüğü bir bereyle olay yerine getirildi. Özmen Keleş'e olayı ayrıntılarıyla anlattı.

    Sedat Simavi'nin Mezarlığına Bomba Konulması
    Hürriyet Gazetesi'nin kurucusu Sedat Simavi'nin Beykoz'daki mezarında anma toplantısı yapılacağı sırada patlaması için 11 Aralık 1991 tarihinde zaman ayarlı bomba yerleştirildi. Bombanın erken patlaması büyük bir faciayı önledi.







    Turan Dursun'un öldürülmesi
    4 Eylül 1990 tarihinde gerçekleştirilen suikastın emrini İrfan Çağrıcı verdi. Turan Dursun öldürülürken Çağrıcı otomobilde oturarak suikastı seyretti. Eylemi gerçekleştiren Muzaffer Dalmaz ise tabancayla ateş ederek Dursun'u öldürdü.

    Ali Akbar Gorbani'nin Kaçırılması
    Şişli Halaskargazi caddesi üzerinde İran rejim muhalifi Ali Akbar Gorbani'nin otomobiline 4 Haziran 1992 günü uzaktan kumandalı patlayıcılar yerleştirildi. Örgütün bomba uzmanı Mehmet Ali Şeker tarafından yerleştirilen bu bombalar polis tarafından patlatılarak etkisiz hale getirildi. Otomobilleri bombalanan Gorbani'nin daha sonra kaçırıldığı ortaya çıktı.








    İş Adamı Jack Kamhi'ye Saldırı Girişiminde Bulunması
    Beylerbeyi'nde 28 Ocak 1993 günü Jak Kamhi'nin içinde bulunduğu zırhlı otomobile düzenlenen saldırı başarılı olmadı. Lav ve otomatik silahlarla saldırıda bulunan İslami Hareket militanları Jak Kamhi'nin korumalarının havaya ateş açması sonucu kaçmaya başladılar.
    Just_BReaTHe and ATSIZ like this.


    “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK


  5. #5
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart







    Kaplancılar (yönetilen İslami Cemaat ve Cemiyetleri Birliği'nin (İCCB))

    Örgütü kuran Cemaleddin Kaplan 1926 yılında Erzurum'un İspir ilçesinde doğdu. 1966'da Ankara İlahiyat Fakültesi'ni bitirdi. 1966-1971 arasında Adana Müftülügü yaptı. 12 Eylül 1980 Harekatı ve 1981 yılında MSP'nin kapatılmasını takiben Almanya'ya giderek Milli Görüş'ün bu ülkedeki faaliyetlerine katıldı. Avrupa Milli Görüş Teşkilatı'nın İrşad ve Fetva Komisyonu Başkanlığı'na getirilen Cemaleddin Kaplan 1983 Ağustos ayında "İslam'da Parti olmadığı" fikriyle bir ayrılık başlattı.

    1985 yılında Kaplan İslami Cemiyet ve Cemaatler Birliği adıyla Köln'de kendi örgütünü kurdu. 1995 Mayıs ayında siyasi mülteci olarak yaşadığı Köln'de öldü.

    Örgütün şimdiki lideri Metin Müftüoğlu takma adını kullanan Metin Kaplan 12 Eylül harekatını takiben Almanya'da babasının yanına gitmiş ve Avrupa Milli Görüş Teşkilatı içerisinde Fetva Komisyonu ve Şeriat Mahkemesi başkanlığı yapmıştı. Babasının Milli Görüş Teşkilatı'ndan ayrılmasını takiben yeni oluşum adına dini konuşmalar yapmaya başladı. Fakat bilgisizliği nedeniyle tabanın tepkileri ile karşılaştı ve "Çeyrek Hoca" olarak isimlendirildi. Bu yüzden Baba Kaplan oğlunu idari ve mali işlerle görevlendirdi.

    Bu kez de Hac organizasyonundaki başarısızlığı ve Hac paralarını kaybettiği gerekçesiyle eleştirilere ugradı ve aleyhinde bir muhalefet oluştu. Çok geçmeden örgütün Ceza Hakimi yapıldı. Bu arada muhalifler teker teker örgütten tasfiye edildi. Ayrılanlar karşı bir grup oluşturarak toplanan altınların döviz ve mal varlığının hesabını sormaya başladılar. İşlerin kötüye gittiğini anlayan Cemaleddin Kaplan teşkilatın bütün mal varlığını kendi üzerine geçirdi ve oğlunu veliaht ilan etti.

    Böylece Metin Kaplan örgütün hem siyasi hem de mali mirasına hakim oldu. Örgüt halen tüm gücünü ve etkinligini yitirmiş durumda. 1996 Mart ayında mektuplar göndererek yandaşlarından destek ve biat istedilerse de umduklarını bulamadılar. Halen 100-150 kadar yandaş görünenler örgütün mali kaynaklarından beslendikleri için bağlılıklarını sürdürüyorlar. Cemaat elinde bulunan imkanları zorlayarak zaman zaman uydu yoluyla birkaç saatlik televizyon yayınları yapıyor güç gösterisinde bulunuyor. Ancak yapılan yayınlar sadece Metin Kaplan'ın konuşmasını içeriyor ve cemaate ilişkin görüntüler verilmiyor.

    Halk arasında daha çok Kaplancılar olarak bilinen örgüt halen oldukça zayıflamış ve Köln'deki merkezlerinde sıkışmıştır. Zaman zaman kendilerini gösterici basit çıkışlar yaparak Almanya'da bildiriler dağıtan ve pankartlar açan Cemaat Avrupa'da varlığını sürdürmek için yeni camiler açmaya ve paralı imamların gayreti ile faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor. Son zamanlarda radikal tavırlarından geriledikleri çekingen bir davranış sergiledikleri görülmektedir. Avrupa'daki cami toplantılarında diğer cemaat taraftarlarınca kendilerine yöneltilen eleştirilere bile cevap verememektedirler. Çevresindeki yakın insanlarin Metin Kaplan'a fazla bir bağlılık içinde olmadıkları sadece varolan mirastan sessizlik içinde pay almayı amaçladıkları gözlemlenmektedir. TV kasetleri kitap ve bildirilerle ayakta durmaya çalışmaktadırlar.

    1- AMACI: Mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkarak yerine tüm İslám ülkelerini içine alan federatif sisteme dayalı bir İslam devleti kurmaktır.

    2- STRATEJİSİ: İslámi görüş dışındaki şahıslara karşı saldırı politikası izlemek olaylarda müdahaleci bir yöntem izlemektir.

    3- DIŞ FAALİYETLERİ: Kaplancılar; eylem ve propaganda alanı anlamında genellikle Türkiye dışındaki ülkeleri tercih etmektedir. Bunların başında Almanya Bulunmaktadır.

    Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily 'Kara ses' olarak tanınan Cemalettin Kaplan'ın cezaevinde bulunan oğlu Metin Kaplan tarafından yönetilen İslami Cemaat ve Cemiyetleri Birliği'nin (İCCB) faaliyetlerini yasakladı.

    İçişleri Bakanlığı'nca yapılan açıklamada İCCB ile birlikte derneğin 19 yan kuruluşunun faaliyetlerinin de yasaklandığı 7 eyalette sabah saatlerinden itibaren polis tarafından başlatılan operasyonlarda yaklaşık 200 ev ve büronun arandığı belirtildi.

    Kuzey Ren Vestfalya Baden-Württemberg Bavyera Rheinland-Pfalz Hessen Berlin ve Aşağı Saksonya eyaletlerinde düzenlenen operasyonlarda Wiesbaden İslam Toplumu'na üye iki kişinin tutuklandığı bildirildi.

    Wiesbaden İslam Toplumu üyesi Erol Erdem polisin çok sayıda dini yazıya da el koyduğunu ve derneğin İCCB ile ilişkileri olduğunu doğruladı.

    Bavyera Eyaleti İçişleri Bakanı Günther Beckstein (CSU) ve Baden-Württemberg Eyaleti İçişleri Bakanı Thomas Schaeuble (CDU) Schily'nin yasaklama kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.







    4- PROPAGANDA ALANLARI: Avrupa Devletleri Türkiyede zemin kuramayan kaplancılar grubunun propaganda ve faaliyetlerini engellmeye yönelik bir takım yasalar çıkarmış ve çıkarmaktadır. M.İ.T. ve Emniyet Genel Müdürlüğü; Kaplancılar grubunun propaganda alanı olarak; özellikle Avrupa ülkelerindeki müslümanları tercih ettiğini ve müslümanların içinden de öncelikle Türk asıllılarla ilgilendiği hakkındaki istihbari raporonu Avrupa ülkelerine göndermiş ve bu hususta ciddi önleyici faaliyetlerin uygulanmasını talep etmişti.

    Almanya'da 2001 yılının Aralık ayında yasaklanan İslami Cemiyet ve Cemaatleri Birliği'nin (İCCB) faaliyetleri yasağa rağmen devam etmektedir. Der Spiegel dergisi Federal Başsavcılık'a dayanarak verdiği haberde 'Kara Ses' olarak bilinen Cemalettin Kaplan'ın cezaevinde tutuklu bulunan oğlu Metin Kaplan'ın yöneticiliğini yaptığı İCCB'nin yasak kararından kısa bir süre sonra 'Beklenen Asrı Saadet' adlı yeni bir gazeteyi piyasaya çıkarttığını yazdı. Kimlikleri açıklanmayan gazete yazarlarının 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabileceği ifade edilen haberde gazetede Kaplan'ın bir mektubunun ve 'Halife devleti neden yasaklandı' başlıklı bir yorumunun yer aldığı kaydedildi Kaplan'ın avukatı Ingeborg Naumann Kaplan'ın bu gazeteyle hiçbir ilişkisi olmadığını kaldığı cezaevinde mektup ve ziyaretçi kontrolleri sırasında İCCB'nin yeniden faaliyete geçtiği yönünde hiçbir delil bulunmadığını söyledi. Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesi önceki gün Kaplan'ın erken tahliye talebini reddetmişti.







    İSTİHBARAT RAPORUNA GÖRE KAPLANCILAR
    İstihbarat birimleri Kaplancıların uluslararası terörist Ladin'in kampında eğitim gördüğünü belirlemiştir. Bu kişilerin güçlerini göstermek için büyük eylem yapmaya çalışacakları da istihbarat raporlarında yer almaktadır.

    Bir süre önce Anıtkabir'e yönelik saldırı girişimiyle ön plana çıkan Kaplancıların 'Türkiye'de bir topyekûn savaşla şeriat devleti oluşturmayı' amaçladıkları Kaplancıların uluslararası radikal İslamcı terörist Usame Bin Ladin ile bağlantılı olduğu söz konusu raporda yer almaktadır.

    Kaplancılarla ilgili olarak istihbarat birimlerince kapsamlı raporda 'bu grubun asıl adının İslami Cemiyet ve Cemaatler Birliği (İCCB) olduğu ve 3 Mayıs 1998'den itibaren Türkiye Cumhuriyeti'ne cihat ilan ettiği' belirtilmiştir. Kaplancıların Afganistan'daki Taliban rejiminin şeriat anlayışını paylaştığı ve Alman istihbaratıyla ilişkisi bulunan PKK yanlısı Avrupa'da kara para aklama ve uyuşturucu kaçakçılığına adı karışan İran asılllı Ali Gazi ile bağlantılı olduğu da istihbarat raporlarında yer almaktadır. Raporda ana başlıklar halinde şöyle değerlendirmeler yer almaktadır:

    Örgütün halen Almanya'da 3 bin Türkiye'de ise 250 kadar üyesi bulunmaktadır. Kaplancılar birbirlerine körü körüne bağlı olup
    sözde halife Metin Kaplan'ı mehdi olarak görmektedir.

    Kaplancılar Afganistan'da bulunan Usame Bin Ladin kamplarında 1996-97 döneminde 10-15 kadar militanını eğitim görmek amacıyla bu ülkeye göndermişlerdir. Bu faaliyetler Alman polisince bilinmesine karşın Metin Kaplan ve adamları hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır.

    Kaplancılar 'Türkiye'yi kâfirler idare ediyor' gerekçesiyle camilere gitmezken cuma namazlarını geçici olarak oluşturdukları mescitlerde kılmaktadır.

    Örgütün yedi amacı ise; halifenin anladığı gerçek şeriatı anlatmak fertlerin şeriat etrafında toplanması cemaatin halifesini koruması cemaatin halifeye kayıtsız şartsız itaat etmesi ameli ve fiili olarak Türkiye'de cihat yapılması malın bir kısmının şeriat için harcanması Türkiye'de topyekûn savaş başlatmak.

    Kaplancıların Almanya'dan Türkiye'ye gönderdikleri bildirilerde milli bayramları dinsizlik olarak nitelendirdikleri Refah Partisi'nin kapatılmasını 'dinden kopup dünya işlerine yönlendiklerinden Allah'ın bir cezası' şeklinde değerlendirdikleri Fazilet Partisi'ni ise 'laik devlete boyun eğmek'le suçladıkları görülmektedir.

    İCCB Afganistan'da doğalgaz kaynaklarının elde edilmesi ve işletilmesi sorunu nedeniyle çıkarları doğrultusunda İngilizler tarafından eğitilen ve silahlandırılan Taliban ile aynı şeriat anlayışına sahiptir. Özellikle kadınlara karşı uyguladıkları baskı politikası açısından Taliban'la aynı noktada oldukları bilinmektedir.







    VASAT Terör Örgütü

    Radikal dini gruplar arasında yer alan örgütün lideri Şahmerdan Sarı geçmiş dönemlerde Cemalettin Kaplan'ın söylemlerine yakın ifadelerinden dolayı KAPLANCI olarak tanınmaktaydı. Örgüt özellikle Gaziantep ve Adıyaman'da faal olup 1996 yılından itibaren yayınlamaya başladıkları VASAT isimli dergiden esinlenerek bu isimle anılmaya başlamıştır.

    Vasat kelimesi ortayol anlamına gelmektedir anılan "Vasat" adlı dergi etrafında toplanan şahıslarca oluşturulmuştur. Örgüt; ülkemizdeki anayasal düzeni değiştirerek yerine dini esaslara dayalı teokratik bir İslam devleti kurmayı amaçlamaktadır.

    Örgütün arka plandaki görüşleri arasında radikal dini grupların genel karakteristik görüşlerini bulmak mümkündür. Bunlar arasında; Türkiye bir İslam diyarı olarak değil "Dar'ül Harp" olarak görüldüğünden resmi imamların arkasında ve camilerde namaz kılınamaz askerlik yapılamaz vergi verilemez seçimlerde hangi partiye olursa olsun oy kullanılamaz rejimin hiçbir ilke ve kuralına boyun eğilemez bütün bunlar insanın kafir olarak sıfatlandırılması için yeterlidir gibi fikirleri saymak mümkündür.

    Örgüt dini ve askeri kanat olmak üzere iki bölümde faaliyet göstermektedir. Dini kanat örgüte taban oluşturma ve eleman kazandırma görevini yürütür. Askeri kanat ise örgütün sesini duyurabilmek amacıyla eylemsel faaliyetlerde bulunur.

    1 çocuğun ölümü 24 kişinin yaralanması ile neticelenen son bombalama eylemi sonrası güvenlik güçlerince başlatılan operasyonlarla örgüt başı da dahil olmak üzere mensuplarının birçoğu yakalanmıştır. 07 Haziran 1999'da Malatya'da güvenlik güçlerince gerçekleştirilen operasyonla örgütün bu ildeki yapılanması ve Emniyet mensupları içerisine sızma çalışmaları deşifre edilmiş örgüt başının cezaevinden örgütü yönlendirme hevesi akamete uğratılmıştır.

    Bu bağlamda Vasat terör örgütüne yönelik olarak 1999 Haziran'ında Malatya ve Ankara illerinde güvenlik güçlerinceplanlı ve seri operasyonların yapıldığı bu operasyonlarda terör örgütün yapılanması çalışma biçimi eylem stratejileri eğitim ve mali kaynak temin faaliyetleri ile haberleşme taktiklerinin deşifre edildiği basına yansıyan gelişmelerdir.

    Sonuç olarak yasa dışı Vasat örgütü mensupları ve sempatizanlarının sayıca çok fazla olmadıkları söz konusu yasa dışı örgüte yönelik güvenlik güçlerince yürütülen mücadele neticesinde örgütün gücünün zayıfladığı görülmektedir. Vasat örgütünün 1997 yılındaki bombalama eylemleri dışında eylemsel bir faaliyetine rastlanılmamıştır. Malatya'da silah eğitimi alarak yapmayı düşündükleri suikast ve saldırıları gerçekleştiremeden örgütün buradaki yapılanması güvenlik güçlerince çökertilmiştir.







    PARTİYA İSLAMİYA KURDISTANİ (PİK)
    İlk kez 1990 yılında İstanbul'daki bir operasyonda gündeme gelen PİK 11 Aralık 1980'de kuruldu. Adından da anlaşıalcağı gibi; "Kürt İslamcılığı"nı esas alan ideolojisi bulunmaktadır.

    P.İ.K. Terör örgütü; Hikmet esasına göre faaliyet yürütmeyi temel almıştı. Buna göre tebliğ en iyi bilinen tanınan yerlerde daha etkili olacaktır. PİK'in 1980-90 arasında hiçbir ciddi faaliyeti olmadı. Almanya merkezli Cudi Gazetesi çıkarılırken örgütün kurucularından Prof. Dr. Gaburi ise Suudi Arabistan'a gitti. Gaburi PİK'e daha çok danışmanlık yapıyordu. Bununla birlikte örgütün beş kişilik Şura Meclisi bulunuyordu ve başkanlığı Şeyh Ömer Garip yapıyordu.

    PİK; Fransa'da Kürdistan İslam Cemiyeti'ni de kurdu. Ayrıca Ocak 1990'da Köln'deki Birinci İslam Kongresi'nin çalışmalarına katıldı. Avrupa'da çeşitli kültürel faaliyetler yürüttü. İslamcılarda çeşitli tartışmalara yol açan İran İslam devrimini PİK İslami bir devrim olarak görürken "mezhepsel" yönünün olduğunu vurguluyordu.

    PİK; kendini tüm Kürtlerin "dava temsilcisi" olarak kabul eden bir terör örgütüdür. İslami esaslara göre bir Kürt devletini savunan PİK bu devleti (Kürdistan İslam Hükümeti) "Birleşik İslam Milletleri Devleti"nin bir parçası olarak görünmektedir.







    Mealciler

    Mealciler grubu 1970'li yıllarda ortaya çıkmışlardır. Daha çok gençlik içinde örgütlenen bu grup İslamın "geleneksel" yapısının dışına çıkarak "öze dönüş"ü temel almıştır. Herhangi bir kişiye ve cemaate bağlılığı kabul etmediler. Hadisleri ve sünnet yorumlarını sorgulayan Mealciler yeni arayışlar içerisinde Kuran-ı Kerim'i bizzat kendileri tesfire yöneldiler.

    Bu çevre geleneksel yapılar tarafından "mezhepsiz vahhabi" olarak değerlendirildiler. Mealci adı da kendilerini eleştirenler tarafından verildi. Daha çok suçlayıcı küçümseyici bir anlamda kullanılsa da zamanla bu çevrenin adı olarak kaldı.

    Mealciler bir güç oluşturmaya başlamalarıyla beraber çeşitli İslami çevreleri de etkilemekten geri kalmadı. İran İslam Devrimi'nin de mealcilerin gelişimine önemli etkileri oldu. Türkiye'de İran devrimi için ilk onlar olumlayan konuşma yaptılar. Mealcilerin gelişimi 12 Eylül'e kadar sürdü. 12 Eylül sonrası Mealcilerin uzun süre ciddi faaliyetleri olmadı.

    Ancak 1986 yılının Haziran ayında çıkan Kelime dergisi Mealcilere yakınlığıyla tanınıyordu. Mealciler 1988 yılının Ocak ayından itibaren Kalem isimli bir dergi çıkarmaya başladı. Fakat '70'li yıllardaki etkilerini bir daha gösteremediler. Mealciler İslamcı çevre içinde bir düşünce akımı olmaya; cemaatlere alternatif yaratmaya çalışan bir çevre özelliği gösterdiler.







    TÜRK İNTİKAM TUGAYI (T.İ.T)

    1980 Askeri Müdahelesi öncesinde adını sıkça duyduğumuz T.İ.T aşırı milliyetçi grupları barındıran bir örgüttür. Bölgesel ve rejimsel terör örgütlerine karşı kendi üyelerinin fiziki müdahelelerini benimseyen T.İ.T örgütü; "Türkçü Türk-İslam"cı olarak tanımlanan bir örgüttür.

    Yaklaşık 30 yıldır adı duyulmayan bu örgüt son olarak; dönemin İ.H.D. (İnsan Hakları Derneği) başkanı Akın Birdal'a yönelik suikastla gündeme gelmiştir.

    Bundan sonra örgütü tekrar diriltmek isteyen TİT üyeleri İstanbulda gasp girişiminde bulunmuşlardır. AKSİYON Dergisinin 482. Sayısındaki haber bu duruma açıklık getirmektedir.

    İstanbul Kadıköy"de döviz büfesi sahibi Abdurrahman Gölbaşı"yı kaçırıp kendisinden bir milyon dolar para tahsil etmek amacıyla hazırlık yapan grubun kaçırma eyleminde kullanacakları arabanın plakasını değiştirdikleri sırada yakalanmasından sonra bu sefer Bursa"da garip bir olay yaşandı. Bursalı İşadamı Hakkı Berent İstanbul"daki ortağı Nurettin Saları"dan 600 bin dolar alacağını isteyince "Biz JİTEM ve MİT mensubuyuz" diye devreye giren sekiz kişilik bir grup tarafından kaçırıldı ve Bursa Altıparmak"ta bir daireye kapatıldı. İşadamı Berent Bursa polisi tarafından kurtarıldığında bu kişilerin "paranın tahsili" için devreye girdikleri ve Berent"ten 100 milyar lira aldıkları anlaşıldı.

    İki ay önce İstanbul Kadıköy"de devriye gezen polis İskele Meydanı"nda bir otomobilin plakasını değiştirmeye çalışan dört kişiden şüphelenince olaylar birbirini izledi. Polisin kimlik kontrolü yapmak istediği bu şahıslar "Biz JİTEM"de görevliyiz. Operasyona gidiyoruz" dediler. O sırada "Biz JİTEM"iz" diyen gruba destek amacıyla olay yerine gelen ikinci otomobildeki üç şahıs "Biz de polisiz. Arkadaşlar bizden" diyerek onları polisin elinden almaya çalıştı. Ancak İstanbul Emniyeti Organize Suçlar polisinin de katılımıyla Kadıköy Mahkemesi"nden karar çıkartılıp bu yedi şahıs gözaltına alındı.

    Şahıslar arandığında Kadıköy"de döviz büfesi bulunan Abdurrahman Gölbaşı adına düzenlenmiş sahte bir yakalama evrakı bulundu. Üzerlerinden tabancalar jandarma yelekleri sahte kimlikler ve plakalar çıkan grup sorgularında işadamı Gölbaşı"nı bu sahte yakalama evrakıyla kaçırıp kendisinden bir milyon dolar para tahsil etmeyi planladıklarını itiraf etti. Soruşturmaya göre yedi kişilik gruptaki isimlerden Muhterem Kısa gasptan aranan bir şahıstı. Polise astsubay kimliği gösteren Mehmet Uğur Demir ise birliğinden firar etmiş ve orduyla ilişkisi kesilmişti. Muhterem Kısa sorgusunda "Söylemezler çetesi" olarak bilinen ve aralarında bazı emniyet mensupları ve subayların da bulunduğu eski bir gruptan söz etmekte ve "Söylemezler"den uzun süredir ayrıyız. Gölbaşı ile bir arazi anlaşmazlığından doğan alacağımız vardı. Tahsil etmek için bu yönteme başvurduk" demekteydi. Son dönemde yaşanan diğer olaylar ise şöyle:

    13 milyon dolarla TİT"i diriltme girişimi
    Geçtiğimiz yıl İstanbul Bahçelievler"de bir turizm şirketine gelen ikisi yüzbaşı biri yarbay kıyafetli üç kişi kendilerini JİTEM mensubu olarak tanıtıp "Sen KADEK"e (PKK"nın yerini alan örgüt) yardım ve yataklık yapıyorsun" diyerek şirket yetkilisi Tuncer Zülfikar"ın ellerini kelepçelediler. Zülfikar"ın üzerinde bulunan 32 milyar değerindeki saatini ve cebindeki parasını alan şahıslar gözlerini bağlayarak onu dışarı çıkarıp arabaya bindirdiler. Zülfikar"a "Bize 50 milyar lira vereceksin" deyip onu Edirne istikametinde Beylikdüzü civarında bir yere atan bu şahıslar Beykoz"da bir petrol istasyonundan benzin alırken oradaki kameraya kaydolunca teşhis edilip yakalandılar. Polisin yakaladığı bu kişilerden ne Serkan Erbay yüzbaşıydı ne de Abdurrahman Küpeli yarbay.

    JETPA Holding"in sahibi Fadıl Akgündüz"ün avukatı Veysi Yaşar"ın kardeşi Emin Yaşar"ı 15 yıl önce İstanbul"da kaçırıp yaralı olarak Avcılar bölgesinde bir hastanenin yakınına terk eden grubun peşine düşen İstanbul polisi son yılların en karmaşık fidye çetelerinden biriyle karşılaştı. Soruşturmaya göre çete mensupları JETPA"nın 13 milyon dolarlık parasının peşine düşmüştü ve bu parayla "Türk İntikam Tugayı"nı yeniden kuracaktı.

    Emin Yaşar"ı Küçükçekmece"de bir eve hapseden ve kendisine zorla senet imzalatan 18 kişilik ekipte birbirinden ilginç isimler vardı. Söz konusu ekibin başında bulunan ve "Ben JİTEM elemanıyım" diyen kişi Hasan Nazlı"ydı. 13 milyon dolarlık fidye pazarlığı için aslında kaçırılmak istenen kişi bizzat Avukat Veysi Yaşar"dı ancak kardeşini Veysi Yaşar zannetmişler ve onu kaçırmışlardı. Kaçırma eylemi öncesinde JETPA"nın muhasebe kayıtlarından 312 sayfalık bir alacak listesi elde eden grup "Devletten 13 milyon doları kaçırdınız. Bu parayı bize vereceksiniz" diyerek JETPA"nın avukatı Veysi Yaşar"ı sıkıştırmaya başlamıştı. Avukat Yaşar bu taleplere karşı direnip İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi"ne suç duyurusunda bulununca arabasını takibe alan bu grup onun arabasına binmek üzere olan kardeşi Emin Yaşar"ı kaçırmışlardı.

    JETPA eylemini yapan grubun iki liderinden biri olan İbrahim Toksoy İstanbul Tahtakale"de saat ticareti yapan bir şahıstı ve daha önce adam yaralama olaylarına karıştığı gerekçesiyle poliste kaydı vardı. Toksoy Güneydoğu"da askerlik yaparken PKK ile girilen bir çatışmada 5 kurşun yarası almıştı. Grubun ikinci önemli ismi Cevat Bayrak ise İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal"a saldırı olayını düzenleyen Astsubay Cengiz Ersever ile ilişkisi olan bir şahıstı. Soruşturmada ortaya çıkan bilgilere göre Toksoy ve Bayrak JETPA"dan elde edilecek parayla Türk İntikam Tugayı"nı (TİT) canlandırmayı planlamaktaydı. İlginç olan Akın Birdal suikastini düzenleyen grubun da kendilerine "Türk İntikam Tugayı" ismini vermiş olmalarıydı.

    Soruşturmada elde edilen 1873 adet faturasız saat grubun finans elde etmek için yurtdışından saat getirttiğini de ortaya çıkardı.

    Soruşturmaya göre 1999 yılında Muğla Didim"de bir kişinin tabancayla vurulması 2002"de İstanbul Esenler"de 2 kişinin yaralanması ve aynı yıl Kırklareli Lüleburgaz"da bir işadamına zorla senet imzalattırılması olaylarında da grubun imzası vardı.

    "Bozo" lakaplı JİTEM"ci
    JİTEM ismi kullanılarak yapılan gasp ve dolandırıcılık faaliyetinin en ilginç kahramanlarından biri olan "Bozo" İstanbul"da işadamlarına musallat olurken çok değişik yöntemler kullandı. Basın Yayın Yüksekokulu mezunu faaliyetlerini icra edip yarım milyon dolar civarında para toplarken kendisini hem "derin devletin elemanı askeri istihbaratçı" olarak tanıtıyor hem de "Ben Milli İstihbarat Teşkilatı"nın askeri kanat sorumlusuyum" diyordu.

    Bozo lakaplı JİTEM"cinin marifetleri bunlarla sınırlı değildi. İşadamlarını dolandırırken Baki Tuğ Zekeriya Öztürk İrfan Yay gibi bazı emekli askerlerin ismini kullandığı ve "Kuzey Irak"ta yapacağımız operasyonlar için paraya ihtiyacımız var" dediği anlaşıldı. 2002 yılı Ağustos ayında İstanbul"da yakalanan Yükselir için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi"nde dava açıldığında yeni bir bilgi daha ortaya çıktı. Hakkında 21 yıl hapis cezası istenen Yükselir"in dolandırdığı kişiler arasında bayan arkadaşı olan mimar Ayten Yakacı da vardı.

    İki yıl önce İstanbul Büyükçekmece"de meydana gelen olayda ise Müteahhit Nurettin Özcanan"ı kaçıran Mecit Özkan ve Mehmet Şaban Aksoy Özcanan"ın ailesinden yüklü miktarda fidye istediler. Müteahhit Özcanan"ı Beylikdüzü"de bir ahırda 6 gün rehin tutan iki şahıs Jandarma"nın operasyonuyla yakalandı ve Özcanan kurtarıldı. Jandarma"nın soruşturmasına göre Özkan ve Aksoy başka adam kaçırma ve fidye isteme olaylarına da karışmıştı.

    Kayseri MİT Bölge Başkanıyım diyen şahıs
    JİTEM ismi kullanılarak yaşanan bu olayların yanında son dönemde birbirinden ilginç "sahte MİT"çi" hadiseleri de vuku buldu. Kendisini Kayseri MİT Bölge Başkanı H. B. olarak tanıtan Eşref Necdet H. MİT"in Kayseri Bölge Başkanlığındaki bina yapımı için açılan 3 trilyon 840 milyar liralık ihalede ihaleye katılan dört müteahhitten 125 milyar lira aldı. 15 yıl önce meydana gelen bu ilginç olay müteahhitlerin ihbarıyla ortaya çıkınca sahte MİT Bölge Başkanı"nın polis kayıtlarındaki tescilli bir dolandırıcı anlaşıldı. Eşref Necdet H. bir MİT mensubunun ismini kullanması sebebiyle "unvan gaspı" suçundan da yargılandı. Yine 15 yıl önce bu sefer Edirne"de yaşanan MİT kimliğiyle dolandırıcılık olayının aktörü Erkin Vodina ise Ankara"daki kamu kurumlarında müstahdem olarak çalışan bir şahıstı. Edirne"de "MİT kimliğimi gizlemek için Yargıtay"da odacı olarak çalışıyorum. Bakanlıklardaki boş kadrolara para karşılığı adam yerleştirebilecek güce sahibim" diyen Vodina iş bulma vaadiyle 7 kişiden 8 milyar 500 milyon lira toplayınca yakayı ele verdi. Tutuklanıp cezaevine gönderilen Vodina"nın bir yıl önce de aynı sistemle 7 milyar lira topladığı ve dolandırıcılık suçundan iki ay cezaevinde kaldığı ortaya çıktı.

    Teoman Koman"ın kızıyım diyen MİT"çi
    İstanbul Emniyeti Narkotik Şubesi eski Müdürü Ferruh Tankuş"un eşi Ayten Tankuş iki yıl önce kasım ayında Bakırköy Savcılığı"na bir dilekçe ile başvurup şu ilginç iddiada bulundu: "Kendisini MİT mensubu ve emekli Orgeneral Teoman Koman"ın kızı olarak tanıtan Nurhan Yıldırım eski eşim Ferruh Tankuş"un beni öldürmeyi planladığını belirtti. Her türlü güvenliğim için 10 bin dolar isteyen Nurhan Yıldırım"a param olmadığını söyledim. Bunun üzerine sen başına büyük belalar açtın hayatın tehlikede dedi."

    Aynı dönemde İstanbul"da bilgisayarda hazırladıkları "MİT iç istihbarat ajanı" kimlikleriyle ünlülerin falcısı Aysel Sağlam"a gelen Yaman Akyüz Alpaslan Akyüz ve Mehmet Güler isimli şahıslar Sağlam"dan 500 milyon lira para aldılar

    CEYŞULLAH ÖRGÜTÜ

    Kelime manası olarak Allahın Ordusu anlamına gelmektedir. İstanbul'da 1995 yılında kurulmuştur. Örgüt selefi anlayışı taşımaktadır selefilik ise kelime olarak "Öncelikler" anlamına gelmektedir.

    Amacı

    Mevcut Anayasal düzeni yıkarak yerine teokratik esaslara dayalı bir devlet düzeni kurmak amacını gütmektedir. Bu amacı gerçekleştirmek için silahlı mücadele yolu olan CİHAT metodunu benimsemiştir.

    01.01.1994-06.10.1999 tarihleri arasında güvenlik güçlerince anılan örgüte yönelik olarak toplam 6 operasyon gerçekleştirilmiş bu operasyonlarda 33 örgüt mensubu 9 adet uzun namlulu silah 4 tabanca 10 bomba ve çok miktarda mühimmatla birlikte yakalanmıştır.

    Güvenlik güçlerince yakalan örgüt mensuplarının sorgularında ileri gelenlerinin teorik eğitimlerini Suudi Arabistan'da askeri eğitimlerini ise Afganistan'da aldıkları tespit edilmiştir. Bu bilgiler sayesinde örgütün eylemleri aydınlatılmış ve gerçekleştirmeyi planladığı birçok eylemi de engellenmiştir.







    HİLAFET DEVLETİ (İCB-AFİD) ÖRGÜTÜ

    (İSLAMİ CEMAATLER BİRLİĞİ-ANADOLU FEDERE İSLAM DEVLETİ)

    1983 yılında Avrupa Milli Görüş Teşkilatı bünyesinden kopan Cemalettin Kaplan liderliğinde bir grup tarafından kurulmuş ve halen Almanya'da AFİD (Anadolu Federe İslam Devleti) adıyla faaliyet göstermektedir.

    İCB'nin yakın hedefi Avrupa'da yaşayan İslami kitleleri bir çatı altında toplayarak demokratik düzenlere ve batı kültürüne karşı mücadele vermektir. Nihai hedefi ise; genelde tüm dünya özel manada ise; Anadolu toprakları üzerinde federatif yapıda bir İslam Devletini kurmaktır.

    Bu kapsamda; İCB'nin nihai hedefinin gereği olarak şer'i esasların hakim olduğu bir İslam Devleti kurmak amacıyla Türkiye'de kurulu bulunan Anayasal düzeni ve laik ve sosyal hukuk devlet yapısını yıkmayı esas alan çalışmalar içerisinde olduğu görülmektedir.

    Yukarıda ifade edilen esaslar doğrultusunda İslam Devleti'ni hedefleyen çalışmalar içinde olan İCB; bütün İslami çevrelerin yanı sıra resmi kurum ve kuruluşlara mektup broşür ve bildiriler göndererek onları kendi yanlarında yer almaya çağırmaktadır.

    İCB faaliyet konuları içerisinde ilk sırayı oluşturan ve Müslümanları irşad etmek uyandırmak gayesiyle benimsediği metod gereği yapmakta olduğu tebliğ çalışmalarını; her türlü yayın broşür teyp ve video kaseti şeklinde posta yoluyla hedeflerine göndermektedir. 1994 yılında Cemalettin Kaplan'ın sözde halifeliğini ilan etmesiyle örgüt "Hilafet Devleti" olarak lanse edilmeye başlanmıştır.

    Cemalettin Kaplan'ın 1995 yılında vefat etmesi üzerine yerine oğlu Metin Kaplan sözde "Halife" seçilmiştir. Bu olaydan sonra örgüt içi tartışmalar çıkmış ve örgüt üçe bölünmüştür.

    İCB paralelindeki faaliyetler Türkiye'de; İstanbul Konya Aydın Sivas Adana Maraş gibi illerde görülmektedir.

    Mayıs 1999 tarihinde terör örgütü lideri Metin Kaplan Almanya'da Türkiye'ye yönelik sözde cihat ilanında bulunmuştur. Türkiye çapında 200-300 Almanya'da ise 1300 civarında mensubu bulunmaktadır.







    Örgüt lideri Metin Kaplan 25 Mart 1999 tarihinde Almanya Federal Başsavcılığı'nca geçici olarak tutuklanmış ve halen cezaevinde tutulmaktadır. Metin Kaplan ve mensuplarınca halen Almanya'dan posta yolu ile Türkiye'deki kamu kurum ve kuruluşlarına bildiri göndermektedirler.

    İstanbul merkez olmak üzere Sivas Sakarya Erzurum Bursa ve Çanakkale illerinde güvenlik güçlerince yapılan operasyonlarla terör örgütüne önemli oranda darbeler vurulmuş ve muhtemel eylemleri önlenmiştir.

    Günümüze kadar bildiri kitapçık ve dergi gibi yayınları posta yolu ile Türkiye'deki kamu kurumları ve vatandaşlara göndererek tebliğ (propaganda) yapan İslami Cemaatler Birliği Federe İslam Devleti'ni kurduğunu ilan ettikten sonra Anadolu'yu toprak İstanbul'u başkent Kur'an ve dini esasları Anayasa kabul edip Türkiye'de de taban oluşturma gayreti içerisine girmiştir.

    Özellikle 1997 yılında Türkiye'deki kamu kurumlarına ve vatandaşlarımıza göndermekte olduğu bildirilerde önemli bir artış görülmüştür.

    Güvenlik güçlerince ortaya çıkartılarak kamuoyuna da yansıyan 1998 yılındaki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenleriyle 10 Kasım 1998 tarihindeki anma törenleri esnasında intihar türü saldırı eylemi gerçekleştirmeye yönelik planları dikkat çekmiştir.

    Bu durum örgütün şeriat devleti hedefine yönelik çalışmaları ile tehdit boyutunu ortaya koymaktadır.

    25 Mart 1999 tarihinde Almanya Federal Başsavcılığınca tutuklanarak 15.11.2000 tarihinde Almanya Düsseldorf Yüksek Bölge Mahkemesince 4 yıl hapis cezasına çarptırılan örgüt lideri Muhammet Metin KAPLAN'ın ülkemizde verilen idam kararının kaldırılması üzerine iadesi gündeme gelmiştir.

    Alman Güvenlik Güçleri tarafından 2002 yılı sonunda örgüte yönelik önemli bir operasyon düzenlenmiş örgüte ait çok sayıdaki lokal ev vb. mekana baskınlar yapılmış ve bazı mensupları tutuklanmıştır.

    Güvenlik güçlerince ortaya çıkartılarak kamuoyuna da yansıyan 1998 yılındaki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenleriyle 10 Kasım 1998 tarihindeki anma törenleri esnasında intihar türü saldırı eylemi gerçekleştirmeye yönelik planları dikkat çekmiştir.

    Bu durum örgütün şeriat devleti hedefine yönelik çalışmaları ile tehdit boyutunu ortaya koymaktadır.








    HİZB-UT TAHRİR ÖRGÜTÜ

    1950'li yılların başında Mısır'da faaliyet gösteren İhvan-ı Müsliminden (Müslüman Kardeşler) ayrılan Takiyüddin En-NEBHANİ isimli şahıs tarafından Ürdün'de kurulan bir örgüttür.

    Örgüt Kültürlenme Halk ile Bütünleşme ve halkı örgütledikten sonra şer'i esaslara göre İslam Devletini Kurma şeklinde 3 aşamalı bir strateji benimsemektedir.

    Ülkemize yönelik faaliyetlerini 1960'lı yıllardan itibaren propagandif mahiyette devam ettiren örgütün Türkiye sorumluluğunu üstlenen şahıslar ile bir çok mensubu güvenlik kuvvetlerince yakalanmıştır.

    Genel yapılanması Parti Genel Emiri Merkez Liderlik Komitesi Mutemet (Eyalet-Vilayet-Ülke Sorumlusu) Eyalet-Vilayet (Encümeni) Komitesi Mahalliyeler ve Halkalar şeklindedir.







    Ülke genelinde kamu kurum ve kuruluşları özel televizyon kanalları gazeteler ile bazı şahısların adresleriyle posta kutularına; 11 Eylül Saldırıları ABD'nin Afganistan'a müdahalesi 3 Kasım 2002 milletvekilliği genel seçimleri 29 Ekim 2002 Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ABD'nin Irak'a yönelik askeri müdahale planı doğrultusundaki kararı için halkı provoke etmek maksadı ve Kurban ile Ramazan Bayramını kutlamak amacıyla hazırlanan "Hizb-üt Tahrir-Türkiye Vilayeti" imzalı bildiriler gönderilmiştir.

    Dünyadaki Müslümanların eziyet altında olduğu günümüzde faaliyet gösteren siyasi partilerin ise hepsinin küfür partisi oldukları kabul edilip hiç birisine oy verilmemesi gerektiği bu partilere oy verenlerin büyük bir günah işlediği gibi görüşlere sahip olan bir örgüttür.








    KÜRDİSTAN İSLAMİ DEVRİM HAREKETİ

    (TEVGERA ŞOREJA İSLAMİYA KÜRDİSTAN)

    1993 yılında çoğunlukla radikal söyleme sahip Ortadoğu kökenli yazarların fikirleri çerçevesinde temelleri atılmış ve 1998 yılında Mehmet PEKTAŞ isimli şahsın liderliğinde Diyarbakır Dicle Üniversitesinde öğrenim gören şahıslarca bir hareket oluşturma fikrinden yola çıkılarak "Kürdistan İslami Devrim Hareketi (KİDH; Tevgera Şoreja İslamiya Kürdistan)" adı altında kurulmuştur.

    2000 yılı ortalarına kadar eleman kazanma ve yapılanmasını geliştirme doğrultusunda faaliyet gösteren örgüt PKK (KADEK) ve Hizbullah-İlim terör örgütlerinin bölgedeki etkinliklerini kaybetmeleri sonucu oluşan boşluktan istifade ederek faaliyetlerine hız kazandırmıştır.

    Amacı başlangıçta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz olmak üzere zaman içerisinde sınırlarını genişleterek tüm Ortadoğu bölgesini kapsayacak şekilde sözde Kürdistan olarak belirlenen bölgede dini esaslara dayalı Kürt orijinli bir devlet kurmaktır.

    Örgütün kurucusu ve lideri Mehmet PEKTAŞ isimli şahıstır.

    Amaca ulaşmak için Tebliğ Kadro Kitleselleşme ve Devletleşme olarak 4 aşamalı bir strateji benimsenmiştir.

    Örgütün Diyarbakır merkezli Elazığ Van Malatya Gaziantep ve Batman il sorumlulukları ile şurası oluşturulmuş Diyarbakır ve Elazığ illerinde "Silahlı Savunma Birlikleri" adı atında askeri kanadı kurulmuştur.


    ****

    Güzel konu olmuş öncelikle eline sağlık.
    Türkiye'de terör grupları sadece sol görüşte kişilerce oluşmamıştır. Her sosyalist terörist değildir.

    En çok terör grupları sağ - dinci tarikatçı kişilerin terör eylemleriyle gerçekleşmiştir. Hala daha gerçekleşmektedir.

    Fakat dinini seven herkesin terörist olmadığı gibi solcu olan herkesin de dinsiz yada terörist olduğunu göstermez bizlere..
    ATSIZ, Bunu Beğendi.


    “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK


Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Terör en çok çocuk ve gençleri etkiliyor
    Konu Sahibi MisRi Forum Ruh Sağlığı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 24.Mart.2016, 18:16
  2. Terör travması nasıl atlatılır
    Konu Sahibi MisRi Forum Ruh Sağlığı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 24.Mart.2016, 18:12
  3. Taş Atan Çocuklar ve Terör
    Konu Sahibi Enigma Forum Terörle Mücadele
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 31.Aralık.2014, 19:02
  4. Terör bayramı!
    Konu Sahibi Sürmenaj Forum Eski Konular
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13.Ağustos.2013, 19:45
  5. PKK bir terör örgütü değil.
    Konu Sahibi Pashababa Forum Eski Konular
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 18.Şubat.2013, 20:18

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş