Etiketlenen üyelerin listesi

  1. #6
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Güzel bir derleme oldu doğrusu.Sağ ve Sol terör örgütlerini bu konu altında topanması arşiv niteliğinde olacaktır.
    Sürmenaj and Just_BReaTHe like this.
    Ziyaretçilere, Gizli İçerik!

    ▌│█│║▌█ ██║▌║█ │█║▌│
    T ü r kB u d u n Ziyaretçilere, Gizli İçerik! ö k ü n !

  2. #7
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart






    Atatürk'ü karalayıp Şeyh Said'i aklamak...


    Özcan Yeniçeri Hoca anlattı otobüste yanına oturan “modaya uygun tek tip bıyıklı” çok bilmiş(!) aynen şöyle anlatıyormuş...

    “Aslında Kurtuluş Savaşı falan olmadı. İngilizler 15 bin Yunanlıyı önce Anadolu’ya soktular sonra geri çektiler!.. Çünkü onlara gerek kalmamıştı kendi adamları Türkiye’ye oturtulmuştu!..”

    Alçaklığın geldiği nokta budur... Bu işbirlikçi mirasçılara “belletileni” naklediyorum. Bu “şerefsiz” Özcan Hoca’ya “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarını” İngilizlerin adamı olarak sunuyor “Kurtuluş’u” karalıyor...
    “İngilizler Atatürk’ü oturtup Türkiye’yi adamlarına emanet etmiş...”

    Söyledikleri bu...
    Atatürk’ü karalamaları yetmiyor... Türkiye Cumhuriyeti devletine dikilen Cumhuriyete başkaldıran ne kadar yobaz varsa aklıyorlar...

    Meydanı boş buldukları için..
    Ve Türk Milletini saf zannettiklerinden. (Ne yazık ki kendisini Türk olarak tanımlayan bir yığın şuursuz da bunlara. din adına destek veriyor.)

    kürtçülük projesinin yeni atılımı da Şeyh Said hain-yobazını kutsama üzerine...
    Hemen şunu belirtelim ki kendi padişahları İmralı başkomutanı Abdullah Öcalan bile konuşmalarında sık sık Şeyh Said’in İngiliz işbirlikçisi olduğunu İngilizlere kanarak ayaklandığını söylemektedir.

    İngiliz uşaklarının uşakları bugünkü nesilin kafalarındaki gizli kodları daha bir yıl önce o iki kız televizyona çıkıp “Keşke Cumhuriyet yerine İngiliz istilası olsaydı” diye açıklamamış mıydı!.. İngiliz uşakları Atatürk’ü “İngiliz vekaletçisi” diye sunup kendi cahillerine propaganda yapıyorlar. Türkiye’nin getirildiği noktaya bakın... Söz hakkı nerelere düşmüştür!

    Bundan daha elim ve daha vahimi de var!.. Milli şuur anlamında...
    Kendilerini “milliyetçi” diye tanımlayan bir takım uyanıklar gazeteye mail gönderip “Şeyh Said haini” ile ilgili yazılarımı kınıyorlar. Bir tane milliyetçi “Ölürken koyu bir milliyetçi ve MHP’li olarak ölen Necip Fazıl’ın ‘Son devrin mazlumları’ kitabını da mı okumamış bu adam.” (Bu adam ben oluyorum) diye soruyor.. Yani “MHP’li Necip Fazıl kitabında Şeyh Said’i kutsamışmış da ben kim oluyorum..” Bu kendisini milliyetçi olarak terennüm eden salak şunu bilsin ki Şeyh Said hainini kutsayan kim olursa olsun aynı yolun hizmetkarıdır Cumhuriyetin düşmanı ve işbirlikçidir.. Kaldı ki Necip Fazıl çok iyi bir şairse çok iyi ve tutarlı bir adam mıdır diye beni ölmüş adam aleyhine konuşturmasın bu denyo!..

    Yeni bir plan tezgaha oturtuldu...
    Şeyh Said üzerinden Cumhuriyete saldır...
    Bir aydır bu plan yoğunlaştırıldı... Şeyh Said’in mirasçıları malum televizyonlara taşınıp Cumhuriyet’e kuruculara inceden inceye küfrettiriliyorlar. Bu güruh kendilerini mazlum kişiler olarak sunuyorlar... Hemen belirteyim ki tümü son derece zengin kişilerdir. Bu ülkenin ayrıcalıklı sınıflardır. Cahil halk üzerinde hem din-tarikat hem de toprak ağası olarak egemendirler. Siyasi nüfuzları had safhadadır.

    Mazlumlarmış!.. Ne mazlumu alayı ağadır ağa..! Cumhuriyetin bekçileri sindirilip pısırıklaştıkça kuytu rutubetli yerlere gün doğuyor... Taşı kaldırırsınız da altına çöreklenmiş böcekler ortalığa yayılır ya... İşte o hesap..! Şuursuzluk şudur...

    İngiliz ajanı olduğu su götürmez bir gerçek olan Şeyh Said’in mirasçıları şimdi de din adına mürit militan toplama peşinde Kürtçü ayaklanma organizatörleri olarak seferberdirler...

    Hem benim kutsal dinimi dillerine dolayıp siyasetin ticaretini yapıyorlar... Hem de biz doğruları işaret edince din adına(!) bizleri suçlama cüreti gösteriyorlar... Bizi bunların çirkefinden Yüce Allah’ım koruyor çok şükür...

    Behiç Kılıç
    05 Temmuz 2010
    YENİÇAĞ
    Ziyaretçilere, Gizli İçerik!

    ▌│█│║▌█ ██║▌║█ │█║▌│
    T ü r kB u d u n Ziyaretçilere, Gizli İçerik! ö k ü n !

  3. #8
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    ALMAN İSTİHBARATI VE KAPLANCILAR



    Alman İç İstihbarat Servisi'nin kontrol ve güdümünde Türkiye karşıtı eylemlerini sürdüren PKK Dev-Sol TİKKO Milli Görüş Teşkilâtı gibi terör örgütü ve radikal grupların arasında "Kaplancı"ların mümtaz (!) bir yeri vardır. Kendi Anayasasında Komünist Partisi'nin kurulmasına olanak tanımayan Alman Devleti Türkiye'den kaçan tüm komünist terör örgütlerinin militanlarına -sığınmacı statüsü ile maaşa bağlayarak- destek vermekte; yine Anayasasına göre laikliği temel kural kabul eden bu devlet Türkiye'deki tarikatların ve mezhepsel yapılanmaların kendi ülkesindeki uzantılarına da adeta kol-kanat germektedir. Bırakınız uzak geçmişi Hitler döneminin en yüzkızartıcı insan hakları ihlâllerinin hâtıraları ve müzeye dönüştürülen toplama kampları gibi somut izleri dururken; Türkiye ile ilgili olarak "Ermeni" "Pontus" "Kürtçülük" gibi çarpıtılmış etnik sorunları bahane ederek insan hakları sorgulamasında bulunabilmektedir.

    Kesin olan gerçek şu ki Alman Devleti sadece Alman kökenli vatandaşları için bir "Hukuk Devleti"dir. AB ülkeleri dışında kalan "arka bahçe" ya da bir başka ifadeyle "hayat alanı" içindeki ülkeler içinse bir "Faşist Devlet"tir. Bu çifte standart Alman ırkçılığı ile özdeşleşen devlet politikasının tipik göstergesidir. Sadece Türkiye'den şu veya bu şekilde gidip de Alman İç İstihbarat Servisi'nin kontrol ve güdümünde eylem koyan komünist bölücü mezhepçi-şeriatçı militanlar için tanınan hak ve özgürlükler Alman Devletinin hasım yüzünü ortaya koymaktadır:

    1. Türkiye'de terör olaylarına karışıp da hakkında "kırmızı bülten" çıkarılmış onbinlerce terörist suç dosyalarındaki cinayet ya da benzeri suç fiillerine bakılmaksızın iade edilmek bir yana "sığınmacı" statüsünde kabul görüp sosyal yardımlarla bizzat Alman Devleti tarafından beslenmektedir. En son yaklaşık 30.000 Türk vatandaşının ölümünden sorumlu Abdullah Öcalan'ın yargılanması ile ilgili olarak bu ülkenin takındığı tutum bir hukuk devleti olmanın ötesinde oportünist bir faşist devletin tüm belirtilerini ortaya koymaktadır.

    2. Almanya'daki ve de AB ülkelerindeki uyuşturucu trafiğinin önemli bir bölümünü "sığınmacı" statüsünde kabul edilmiş militanlar gerçekleştirmektedir. Keza boyutları büyük meblağlara ulaşan haraç kalpazanlık beyaz kadın kaçak göçmen ve illegal silah ticareti siyasal cinayet kamu malına zarar hırsızlık çevre kirliliği yasadışı gösteri gibi suçların önemli bir bölümü sözkonusu sığınmacı statüsü tanınmış militanlar marifetiyle işlenmektedir. İşlenen bu suçlarla yakalanıp da cezaya çarptırılanların oranına bakıldığında Almanya "fail-i meçhuller" açısından dünyanın en ileri (!) ülkesidir.

    3. Eylemleriyle Türkiye'ye ait sefaret binalarına THY ve Turizm Bürolarına zarar vermenin de ötesinde ileri gidenler yani sınırları önceden belirlenmiş suç işleme hakkını (!) suistimal ederek Almanya'nın imajını zedeleyenler özel mülke zarar verenler ya da kamu mallarını tahrip edenler -bazı hallerde- gözaltına alınabilmektedir. Ancak yargılama süreci başlamadan Alman İç İstihbarat Servisi'nin militan gözlemcisi konumundaki avukatları devreye girmekte; servisin kontrol ve güdümünü ve de tetikçiliğini üstlenenler salıverilmektedir. Böylece onbinlerce militan Alman "derin devleti"nin mutlak gözetiminde tasmalanmaktadır. Sınırdışı ya da Türkiye'ye iade işlemi militanlar yerine basit ve önemsiz disiplin suçları işlemiş Türk işçi çocukları için uygulanmaktadır.





    I. BND VE ALMANYA'DAKİ TÜRK ŞERİATÇILARI

    1970'lerin başlarına kadar Türkiye'nin etnik ve dinsel sorunları ile ilgili sosyal istihbarat çalışmaları yürüten ve bu çalışmalar için bağlantılı akademisyenleri (filolog tarihçi sosyal antropolog vb.) kullanan Alman İç İstihbarat Servisi bu yıllardan itibaren ajitasyon faaliyetlerine hız vermiştir. Nedenine gelince Kıbrıs sorunu Ermeni sorunu gibi konularda bütün Avrupa ülkeleri gibi Almanya'nın da Türkiye'ye husumet göstermesi üzerine Türk Basınında bazı kalemler bir kampanya çağrısında bulunmuşlardı: "Türk işçileri Alman bankalarındaki tasarruf mevduatlarınızı hemen çekin ve Türkiye'deki bankalara yatırın!". İşte bu kampanyanın Alman ekonomisini zora soktuğunu; Alman Devletinin imaj ve otoritesine zarar verdiğini saptayan Alman İç İstihbarat Servisi Türk sağı ile doğrudan ilgilenmeye başlamıştır. İlk hedef liderliğini M. Serdar Çelebi'nin yaptığı Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu olmuştur. Türkiye aleyhine Avrupa'da yürütülen her türlü kampanyaya karşı dev kitlesel protesto eylemleri ile karşılık veren bu örgütü pasifize etmek mümkünse de parçalamak için yöneticileri büyüteç altına alınmıştır. Gerek "Papa Suikastı" olayına adı karışan Serdar Çelebi ve gerekse uyuşturucu trafiği ile ilişkili bazı üst düzey yöneticiler ve aktif üyeler Alman İç İstihbarat Servisi marifetiyle gözaltına alınarak sorgulanmış ve bağlantılı avukatlar kanalıyla "serbestiyet ve siyasal dokunulmazlık" karşılığı bu kişiler ülkücülüğü terk ile "siyasal islamcılığa" kanalize edilmişlerdir. Avrupa'daki Türklerin en etkili sivil toplum örgütü olan Federasyon bu suretle önce amacını ve etkinliğini yitirirken ardından ikiye bölünerek pasifize edilmiştir. Alman İç İstihbarat Servisi ayrıca Türklük bilincine karşı mezhep bilincini egemen kılmaya yönelik stratejisinin gereği Türkiye dahil Avrupa'daki en güçlü Alevi örgütlenmesine -kendi ülkesinde- olanak vermiştir.

    Alman İç İstihbarat Servisi'nin destek verdiği ve maşa olarak kullandığı en önemli şeriatçı yapılanma tüm Almanya'da ve pek çok Avrupa ülkesinde ve Türkiye'de örgütleşme sürecini tamamlamış olan "Milli Görüş Teşkilâtı"dır. 1970'lerin başından itibaren Almanya'daki Türk işçileri arasında örgütlenme çalışmalarını sürdüren bu örgüt Türklük bilinci yerine dinsel bilinci; milliyetçilik yerine ümmetçiliği öngördüğü için Alman İç İstihbarat Servisi'nin şemsiyesi altına alınmakta gecikmemiştir. Türkiye'de Anayasa Mahkemesi kararları ile kapatılan Milli Nizam Partisi Milli Selâmet Partisi ve Refah Partisi'nin Avrupa'daki uzantısı olarak ortaya çıkan -yeni adıyla- "İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı" kısa bir sürede "Hamas" "Hizbullah" gibi terörist örgütlerin yanısıra başta Libya Suudi Arabistan İran Afganistan Malezya Kuveyt Pakistan gibi ülkelerin yönetimleriyle de doğrudan ilişki kuracak; Çeçenistan ve Bosna'da silahlı çatışmalarda yeralacak ölçüde güç ve itibar kazanmıştır. Alman İç İstihbarat Servisi "İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı" aracılığıyla başta Türkiye olmak üzere tüm İslam Dünyasındaki şeriatçı yapılanmalara nüfuz edebilmektedir. Bu teşkilâtın özellikle de A.B.D. karşıtı "Hamas" "Hizbulllah" gibi örgütlerle organik ilişki içinde bulunması bölgede A.B.D. ile çıkar çatışması halini sürdüren Almanya için stratejik bir avantajın elde tutulması anlamına gelmektedir. Alman İç İstihbarat Servisi'nin "İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı"na sağladığı siyasal ve lojistik desteği şöyle özetlemek mümkündür:

    1. Alman Devleti Milli Görüş Teşkilâtının Türk işçileri arasında nüfuz ve itibarını arttırarak daha da güçlenmesini sağlamak için Köln'de "Şeyhülislâmlık" kurmalarına izin verdiği gibi resmi makam olarak da tanımıştır. Ancak Almanya'daki Türk Konsolosluklarının verebileceği resmi evrakın bir bölümünü (özel hukuka ilişkin olanları yani evlenme akdi çocuk belgesi özel beyan onayı vb.) bu "Şeyhülislâmlık" makamının (!) verebilmesini mümkün ve geçerli kılmıştır. Teşkilâtın tarihsel ve ideolojik özlemini gösteren bu makamın (!) varlığı Almanya ile aramızdaki ikili antlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi gereğini gündeme getirmiştir. Ancak nedense Türkiye bu oldu-bitti durumunu sineye çekmenin ötesinde misilleme kararlılığını gösterememiştir gösterememektedir de.

    2. Alman İç İstihbarat Servisi bu teşkilâta gerek Almanya içinde ve gerekse delegasyon olarak gittikleri ülkelerde "koruma" "rezervasyon" "para transferi" ve "protokol" hizmetleri sunmaktadır. Ayrıca her yıl yapılan Hac organizasyonunun yanısıra Türkiye'deki genel seçimler için onbinlerce üyesinin uçaklarla taşınmasının yarattığı tüm sorunlar Alman İç İstihbarat Servisi kanalıyla çözümlenmektedir. Suudi Hükûmeti Türk Hükûmeti'ne koyduğu hac kotasını Milli Görüşçülere uygulamayarak itibar ve güç desteği verirken; diğer taraftan da Almanya ile yazılı olmayan bir dayanışma sergilemektedir. Almanya ise bu teşkilâtın üyelerinin genel seçimlerde Türkiye'ye taşınmasına aracılık etmekle Türk siyasal yaşamına dolaylı da olsa müdahale gücünü elde etmektedir. Bu karmaşık ve çok taraflı çıkar ilişkisinin tek mağduru vardır o da yüzbinlerce saf vatandaşının kendisine düşman edilmesine seyirci kalan Türk Devletidir.

    3. Alman İç İstihbarat Servisi son beş yıldır Milli Görüşçülerin imaj mühendisliğini de üstlenmiştir. Köln'de düzenlenen kongreler stadyumlarda en az 30.000 ile 50.000 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen "Barış ve Kardeşlik Şenliği" gibi adlar taşıyan etkinliklerle tabana maledilmeye çalışılmaktadır. M. Sabri Erbakan'ın Genel Başkanlığını üstlendiği bu teşkilât hatipleri itibariyle kapatılan Refah Partisinin Avrupa'daki sesi olma havasını da sürekli olarak pompalamaktadır. Alman İç İstihbarat Servisi bu teşkilâtın hatiplerine ve üst düzey yöneticilerine ikâmet iznini hiç ama hiç sorun çıkarmaksızın sağlamaktadır. Hasan Mezarcı Şevki Yılmaz gibi isimlerin Almanya'da bu kadar uzun süreyle nasıl kalabildiğinin başka bir açıklaması bulunmamaktadır. Türk Devleti bu hain odağın üst düzey maşalarına karşı ne gibi önlem almaktadır? Acıdır önlem almadığı gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekili olarak dokunulmazlık zırhına bürünmelerini; daha fazla kitlelere ulaşıp zehirleme fırsatına sahip olmalarını karşı Türk Basını haklı bir biçimde Merve Kavakçı Oya Akgönenç gibi A.B.D. vatandaşlarının üzerine giderken Alman İç İstihbarat Servisi'nin maşalığını yapan bu teşkilâtın üst düzey yöneticilerinden T.B.M.M.'nde milletvekili olanları ise atlamaktadır. "İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilâtı"nın bırakın laik Türkiye aleyhtarı söylemlerle dolu yerel toplantılarını stadyum toplantılarında sarfedilen sözlerden dolayı teşkilât yöneticilerinin D.G.M.'de yargılanmaları işten bile değildir. Yeter ki Cumhuriyet Savcıları görevlerini ihmal etmesinler.


    Dr. Necip Hablemitoğlu
    Ziyaretçilere, Gizli İçerik!

    ▌│█│║▌█ ██║▌║█ │█║▌│
    T ü r kB u d u n Ziyaretçilere, Gizli İçerik! ö k ü n !

  4. #9
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart



    Irak ve Şam İslâm Devleti bayrağı

    Irak ve Şam İslam Devleti(işid)

    Irak ve Şam İslâm Devleti ya da Irak ve Levant İslâm Devleti kısaca IŞİD ya da ILİD (Arapça: الدولة الاسلامية في العراق والشام‎ Devlet'ül İslâmiyye fi'l Irak ve'ş Şam[1]) Irak ve Suriye'de etkinlik gösteren radikal İslâmcı aktif bir grup. Petrol kaynaklarına yakınlığı nedeniyle dünyanın en zengin terör grupları arasında sayılmaktadır.[10][11] Irak Savaşı'nın ilk yıllarında kurulan ve 2004 yılında El Kaide'ye bağlılığını ilan eden grup bir süre sonra Irak El-Kaidesi adını aldı. Grup genelde Sünnî topluluklar olmak üzere Mücahidîn Şûra Konseyi el-Kaide Jaysh el-Fatiheen Jund el-Sahaba Katbiyan Ansar el-Tevhid vel Sunnah Jeish el-Taiifa el-Mansoura gibi farklı isyancı gruplardan oluşur ve onların desteğini alır. Irak ve Levant'te Sünnî nüfusun yoğun olduğu bölgelerde halifeliği kurma hedefi vardır.

    Aktif 2003-günümüz

    İdeoloji


    Sünnî İslâm
    Selefiyye
    Selefi cihat
    Anti-Şiilik
    Pan-İslâmizm
    Vahhabilik

    Liderler

    Ebu Bekir Bağdâdî (2010–günümüz)
    Ebu Eyüp Masrî (2006–2010)
    Ebu Ömer Bağdâdî (2006–2010)
    Ebu Musab Zerkāvî (2003–2006) Merkezleri Bakuba (Irak)
    Rakka (Suriye)

    Operasyon sahası

    Irak
    Suriye
    Lübnan[2][3]

    Kuvveti 15.000 den fazla

    Bölümleri
    El Kaide (2003'ten beri)

    Kökeni Cemaat el-Tevhid vel-Cihad
    Irak El Kaidesi
    Mücahidîn Şûrâ Konseyi

    Müttefikler

    Şam el-İslâm Hareketi

    Rakipler

    Irak Silahlı Kuvvetleri
    Çok Uluslu Güç - Irak
    Irak Uyanış Konseyi
    Türk Silahlı Kuvvetleri (sınır çatışmaları)
    Özgür Suriye Ordusu
    Suriye Devrimciler Cephesi
    Fransa[7]
    Irak Şii Milisleri
    Hizbullah
    Lübnan
    El Nusra Cephesi
    Ensar el İslâm
    Peşmerge
    Halk Savunma Birlikleri (PYD)
    Irak Türkmen Cephesi
    Ürdün[8]
    Suriye Silahlı Kuvvetleri
    İran[9]
    ABD
    Suriye Ulusal Savunma Güçleri
    PKK

    Savaşlar(ı)

    Irak Savaşı
    Irak Direnişi
    Suriye İç Savaşı
    Kürt İsyanı
    2014 Kuzey Irak Taarruzu

    Şubat 2014'te sekiz aylık uzun bir güç mücadelesinden sonra el-Kaide IŞİD ile bütün bağlarını kestiğini duyurdu.

    Irak Savaşı'nın yoğun olarak yaşandığı dönemlerde Irak'ın Anbar Nineve Diyala Babil Kerkük ve Selahaddin illerinde çok büyük etkinlik gösterdi. Bakuba'yı başkent ilan etti. Halen devam eden Suriye İç Savaşı'nda Suriye'nin İdlip Rakka ve Halep bölgelerinde varlık göstermektedir.

    IŞİD binlerce sivil Iraklı Irak hükümet üyeleri ve onların uluslararası müttefiklerinin ölümlerinden sorumlu tutulmaktadır. Irak Savaşı'nın son evrelerine doğru grup gerilemeye başladıysa da ABD'nin Irak'tan çekilmesiyle 2012'de gücünü tekrar yenilediği ve üye sayısını iki katından fazla arttırdığı öne sürülür.

    2013 yılında El-Cezire'ye sızdırılan bir mektup ve ses kaydıyla El-Kaide lideri Aymen el Zevâhiri bu grubun Suriye kanadını tasfiye ettiğini açıkladıysa da IŞİD emiri Ebu Bekir Bağdâdî bu tasfiye kararını reddetiğini ve grubun Suriye'deki operasyonlarına devam edeceğini açıkladı. Nisan 2013 ile birlikte IŞİD Suriye'nin kuzeyinde hızlı bir şekilde askerî güç kazanmaya başladı ve bu bölgedeki en güçlü gruplardan biri oldu. Suriye'de etkin olduğu bölgelerde şeriat kanunlarını icraya başladı ve rakip gördükleri askerleri yabancı gazetecileri yardım kuruluşlarına üye insanları sürgüne gönderdi veya hapsetti.

    Suriye İnsan Hakları Gözleme örgütünün raporuna göre Ağustos 2014'te grubun Suriye'deki savaşçı sayısının 50.000 Irak'ta ise 30.000 olduğu bildirildi. CIA ise Eylül 2014'te örgütün Suriye ve Irak'ta toplam 20.000 ile 31.500 arasında savaşçıya sahip olduğunu açıkladı.

    Türk istihbarat birimlerinin son değerlendirme raporlarına göre şu an IŞİD'in içinde 600-700 Türk olduğu tahmin edilmektedir.

    İsim ve isim değişiklikleri

    Grup kuruluşundan itibaren pek çok kez ismini değiştirdi. İlk kurulduğu yıllarda ismi "Cemaat el-Tevhid vel-Cihad" idi. Ekim 2004'te "Tanzim Kāidāt el-Cihād fî Bilâd el-Rafidayn" ya da daha çok bilinen "Irak el-Kaidesi" adını aldı. Ocak 2006'da birkaç küçük grupla birleşerek "Mücahidîn Şûrâ Konseyi" adını Ekim 2006'da da "Irak İslâm Devleti" adını aldı. Nisan 2013'te adı "Irak ve Şam İslâm Devleti" olarak değiştirildi. Temmuz 2014'ten bu yana Ebu Bekir el-Bağdadi'nin sözcüsü Adnani'nin Hilafeti ilan etmesi ile ismi "İslâm Devleti" olarak kaldı.

    Tarihçe

    Cema'at el-Tevhid vel-Cihad Dönemi

    Köken

    Cema'at el-Tevhid vel-Cihad (Arapça: جمعة التوحيد والجهاد ) Ebu Musab Zerkāvî tarafından kuruldu. Yerli ve yabancı İslâmcılardan oluşuyordu. Ürdünlü bir selefî olan Zerkāvî Sovyet-Afgan Savaşı'na katılmak için Afganistan'a seyahat etmiş fakat Sovyetlerin askerlerini çekmesiyle o da ülkesine geri dönmüştü. Daha sonra tekrar Afganistan'a geri dönen Zerkāvî Herat yakınlarında İslâmî militan bir kamp kurarak eğitim vermeye başladı.

    Başlangıçta gerçek anlamda Müslüman olmadığını düşündüğü Ürdün Krallığı'nı yıkma amaçlı çıktığı yolda başka ülkelere de yayılan bütün bir ağını bu düşünce ve ideal üzerine kurdu. İçinde bulunduğu şebekenin 1999 yılında milenyum saldırılarının da sorumlusu olduğu iddia edilmekte. 2002 yılında Ürdün'de öldürülen ABD'li bir diplomatın da sorumluluğunu örgütü üstlendi.
    ABD'nin Afganistan'ı işgaliyle Zerkāvî Irak'a gitti. Burada yara aldığı ayağı için tıbbi destek aldı. Irak'ın kuzeydoğusunda etkin Kürt İslâmcı militan bir grup olan Ansar al-İslâm ile geniş bir ilişki ağı kurdu. Ansar örgütünün Irak istihbaratı ile birlikte çalıştığı Saddam Hüseyin'in bu grubu Kürdistan'ın bağımsızlığı için savaşan seküler Kürt gruplara karşı kullandığı da iddia edilir.

    Ocak 2003'te Ansar'ın kurucusu Molla Krekar Saddam Hüseyin rejimiyle herhangi bir bağlantıları olmadığını açıkladı. İstihbarat birimlerinin raporlarına göre Zerkāvî ve Saddam arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığı Saddam'ın Ansar grubunu rejime bir tehdit olarak gördüğü ve bu yüzden örgüt içine istihbaratın sızmış olabileceği öne sürüldü. ABD senatosunun 2006 yılında hazırladığı Irak raporunda "savaş sonrası edinilen bilgiye göre Saddam Hüseyin Zerkāvî'yi yakalamaya çalıştı fakat bunda başarısız oldu" denildi.

    ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra Cema'at el-Tevhid vel-Cihad al-Ansar ve diğer yabancı örgüt üyelerini de içine katarak ağın daha da genişletti ve Irak işgaline katılan güçlere karşı mücadeleye girişti. Irak'a savaşmak için giden pek çok savaşçı bir şekilde Zerkāvî grubunun içinde kendini buldu. Mayıs 2004'te Cema'at el-Tevhid vel-Cihad bir başka aşırı İslâmist militan grup olan Salafiah al-Mujahidiah ile birleşti.





    22 Ağustos 2003'te Bağdat'ta meydana gelen patlamadan sonra Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nden bir görüntü.


    Hedef ve taktikler

    Cema'at el-Tevhid vel-Cihad grubunun amacı Irak'taki koalisyon güçlerinin geri çekilmesini sağlamak Irak hükumetini düşürmek işgal kuvvetleriyle birlikte çalışanları öldürmek Şia nüfusu marjinalize edip askerî gücünü kırmak ve tamamen şeriat kanunlarıyla yönetilen bir İslâm devleti kurmak.

    Cema'at el-Tevhid vel-Cihad'ı Irak'taki diğer isyancı gruplardan ayıran en önemli özellik taktikleriydi. ABD ve koalisyon güçlerine karşı alışılagelmiş silahlarla ve gerilla taktikleriyle saldırmak yerine daha çok bomba yüklü araçlar kullanılarak gerçekleştirilen intihar bombası eylemlerini yaptılar.

    Grubun ruhânî önder kabul ettiği ve genel başkan yardımcılığı da yapmış olan Filistinli imam Ebu Enes el-Şâmî taktiklerinin ve yöntemlerinin Kur'an ve sünnet kaynaklı olduğunu yine bu kaynaklardan verdiği örneklerle açıklamıştır. İslâm peygamberi Muhammed'in "Her kim Allah yolunda bir Gayrimüslimi öldürürse Allah ona Cehennem'i yasak eder" sözünü ve Enfâl Suresi 12. ayette geçen "O anda Rabbin meleklere şu vahyi veriyordu: Ben sizinle beraberim. Haydi imanı sağlamlaştırın! Kâfirlerin yüreklerine dehşet bırakacağım hemen boyunlarının üstüne vurun vurun onların parmaklarına!” benzeri vahiyleri temel prensiplerden biri edindi.

    Tanzim Kaidat el-Cihad fi Bilâd el-Rafidayn dönemi

    (Şatt-ül Arab Topraklarında Cihad Organizasyonunun Tanzim ve Kaidesi)

    Hedef ve şemsiye organizasyonları

    Temmuz 2005'te Ebu Musab Zerkāvî Aymen el Zevâhirî'ye yazdığı mektupta Irak Savaşı'nı genişletmek için ABD'nin Irak'tan çıkarılması halifeliğin kurulması çatışmaların Irak'ın seküler bölgelerine yayılması ve Arap-İsrail çatışmasında etkin rol alınmasını da kapsayan dört aşamalı bir plândan bahseder. Irak'ın dışındaki bağlantılı gruplar da bu planın uygulanmasında rol aldı örneğin 2005'te Mısır'da meydana gelen ve çoğu turist olan 88 kişinin öldüğü patlama gibi.

    Ocak 2006'da Irak el-Kaidesi Irak'ta savaşmakta olan Sünnî grupları bir çatı altında toplamak için Mücahidîn Şûrâ Konseyi adı altında şemsiye bir organizasyon kurdu. Sivillere karşı acımasız şiddet uygulamalarından ve radikal İslâmî doktrinlerinden dolayı Iraklı Sünnî milliyetçilerin ve seküler grupların bu şemsiye organizasyona katılımı zayıf kaldı. Bu sebeplerden ötürü bu çaba başarısızlıkla sonuçlandı.

    Irak el-Kaidesi saldırılarını ve eylemlerini Ekim 2006'ya kadar Mücahidîn Şûrâ Konseyi'ne atfetti. Ebu Eyüp el Masrî'nin Irak İslâm Devleti'ni ilan etmesiyle bu son bulmuş oldu. Bu tarihten itibaren örgüt eylemlerini Irak İslâm Devleti'ne atfetmeye başladı. Amerikan istihbaratına göre Irak İslâm Devleti'nin ülkeyi Sünnî bir halife devletine dönüştürme hedefi vardır.

    Saldırı ve eylemleri

    Örgütün gücü tam olarak bilinmemekle birlikte binlerce savaşçıya sahip olduğu tahmin edilmekte. 2006'da ABD istihbaratının hazırladığı raporda Irak El Kaidesi'nin kurucu ve üst düzey üye sayısının 1.000'den fazla olduğu belirtildi. Grubunun intihar saldırılarından dolayı çok sayıda üyesini kaybettiği bildirildi fakat bunun grubun gücü üzerinde çok az etkisi olduğu belirtildi. ABD'nin Irak'tan çekilmesiyle örgütün üye sayısı ikiye katlanarak 1.000'den 2500'e çıktı.

    El Kaide'nin Irak'ta yükselişi ve gerilemesi

    Terörizme mezhep kavgasının katılması

    Irak dışındaki operasyon ve eylemleri

    Diğer gruplarla çatışmaları

    Dönüşümü

    Zaman çizelgesi

    2003-2006

    Grup 2003 yılında Ebu Musab Zerkāvî tarafından ABD'nin Irak'ı işgaline bir tepki olarak kuruldu ve daha sonra 17 Ekim 2004'te el-Kaide'ye bağlılığını ilan etti. Irak'ın dışından gelen yabancı savaşçılar örgüt ağının genişlemesinde büyük rol oynadı. IŞİD Irak hükümetinin ve onun yabancı destekçilerinin ana hedefi haline geldi ve 2004 ile 2010 yılları arasında bu gruplar arasında gerçekleşen çatışmalarda 6.000'e yakın insan öldü.

    IŞİD sivil halka karşı yapılan saldırıların tamamen kabul edilebilir bir strateji olduğuna dair inançlarını açıkça dile getirdi ve 2004'ten bu yana binlerce sivilin ölümüne sebep oldu. Eylül 2005'te örgüt lideri Ebu Musab Zerkāvî Şia Müslümanlarına karşı savaş ilan etti ve bu tarihten itibaren örgütün Şia yoğunluklu bölgelere saldırıları arttı.

    2007 olayları

    2006-2007 Mayıs'ı arasında örgüt Bağdat yakınlarındaki Dora'nın kontrolünü ele geçirdi. Pek çok Hıristiyan aile cizye ödememek için bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. ABD'nin de yoğun çabalarıyla Ekim 2007'de örgüt Dora'dan çıkarıldı ve Süryânî kiliseleri yeniden açıldı. Sadece 2007 yılında örgüt yaklaşık 2.000 sivil öldürerek Irak'ta büyük bir katliam gerçekleştirdi ve 9 Mart 2007'de Irak içişleri Bakanı örgüt lideri Ebu Ömer el-Bağdâdî'nin Bağdat'ta yakalandığını açıkladı fakat sonrasında yakalanan kişinin o olmadığı söylendi.

    19 Nisan 2007'de örgüt bölgesel yönetim kurduğunu ve ilk İslâmî yönetimin temellerinin atıldığını duyurdu. Kurulan emirliğin Ebu Ömer el-Bağdâdî ve 10 Bakanı tarafından yönetileceği ilan edildi.

    Kurulan emirlikte görev alan isimler: Ebu Ömer el-Bağdâdî (Emir) Abu Abdullah al-Hussainî al-Quraishi al-Bağdâdî (Emir yardımcısı) Abu Abdul Rahman al-Falahî (Başbakan) Abu Ayyub al-Masrî (Savaş Bakanı) Abu Uthman al-Tamîmî (Şeriat kanunları) Abu Bakr al-Jabourî (Halkla İlişkiler) Abu Abdul Jabar al-Janabî (Millî Güvenlik bakanı) Abu Muhammad al-Mashadani (Bilgi dairesi) Abu Abdul Qadir al-Eissâwî (Şehit ve mahkûmlardan sorumlu bakan) Abu Ahmed al-Janabî (Petrol bakanı) Mustafa al-A'arajî (Tarım ve balıkçılık bakanı) Abu Abdullah al-Zabadî (Sağlık bakanı) Mohammed Khalil al-Badrîa (Eğitim bakanı) şeklinde oldu.

    3 Mayıs'ta Irak hükumet kaynakları Ebu Ömer el-Bağdâdî ve Ebu Ayyub el-Masrî'nin öldürüldüğünü açıkladı fakat herhangi bir kanıt ortaya konmadı. Örgüt bunun üzerine yayınladığı bir açıklamayla bu haberi yalanladı. Daha sonra Taji yakınlarında Irak devlet güçleri ile örgüt arasında çatışma yaşandığı ve örgütün halkla ilişkiler bakanı al-Jabourî'nin öldürüldüğü ortaya çıktı.

    Örgüt 12 Mayıs'ta Babil yakınlarında bir Iraklı asker ve dört ABD'li askerin ölümüyle sonuçlanan üç ABD'li askerin de canlı ele geçirildiği saldırıyı üstlendi. Askerlerden biri 11 gün sonra Fırat nehri yakınlarında ölü bulundu. Diğer iki ABD askerininse örgüt tarafından yayınlanan bir videoda infaz edildiği görüntüleri ortaya çıktı. ABD bu askerleri bulmak için 4.000'den fazla asker ile arama yapmıştı. Askerlerin cesetleri bir yıl sonra bulundu.

    ABD el-Kaide'yi Irak'tan silmek için 18 Haziran'da örgütün başkenti Bakuba'da bir operasyon başlattı.

    25 Haziran'da örgüt Bağdat'ta Mansur otelinde al-Anbar örgüt liderleriyle bir araya gelen resmî yetkililere karşı bir intihar saldırısı gerçekleştirdi. Saldırıda altısı Sünnî şeyhi olmak üzere 13 kişi öldü. Örgüt saldırıyı Iraklı bir asker tarafından tecavüz edilen Sünnî bir kadının intikamını almak için gerçekleştirdiğini açıkladı.

    Temmuz ayında Ebu Ömer el-Bağdâdî yayınladığı ses kaydıyla İran'a ültimatom verdi. Ses kaydında "İran'a ve onun yöneticilerine Irak Şia hükümetine destek olmayı bırakmaları için iki ay süre veriyoruz" dendi. Ayrıca Arap ülkelerini İran'la iş yapmamaları konusunda uyardı. İran'ın anti-Sünnî gözüken Irak Hükümeti'ni desteklediği hatta Sünnî örgütlerle çarpışan Şia grupları eğittiği iddia edildi.

    ABD'nin Bakuba'ya başlattığı operasyon neticesinde örgütün pek çok kadrosu başka bölgelere kaçmak zorunda kaldı.

    2009-2010 olayları

    25 Ekim 2009'da Bağdat'ta gerçekleştirilen bombalı saldırıda 155 kişi öldü 721 kişi yaralandı. 8 Aralık 2009'da yine Bağdat'ta gerçekleştirilen bombalı saldırıda 127 kişi öldü 448 kişi yaralandı. Her iki saldırıyı da örgüt üstlendi ve örgüt 25 Ocak 2010'da Bağdat'ta meydana gelen ve 41 kişinin ölümüne sebep olan saldırıları ve 4 Nisan 2010'da yine Bağdat'ta meydana gelen ve 42 kişinin ölümü 224 kişinin de yaralanmasına sebep olan saldırıları da üstlendi.

    17 Haziran 2010'da Irak Merkez Bankası'na yapılan saldırıda 18 kişi öldü 55 kişi yaralandı. 31 Ekim 2010'da Bağdat kilise saldırısını da grup üstlendi.

    2012 olayları

    23 Temmuz 2012'de Irak'ın farklı bölgelerinde yaklaşık 32 saldırı gerçekleşti ve neticesinde 116 kişi öldü 299 kişi yaralandı. IŞİD saldırıları üstlendi.

    2013 olayları

    Nisan 2013'de örgüt lideri Ebu Bekr el-Bağdâdî yayınladığı bir ses kaydında El Nusra Cephesi'nin Irak İslâm Devleti tarafından kurulduğunu finanse edildiğini ve desteklendiğini açıkladı. El-Bağdâdî bu iki grubun resmî olarak Irak ve Şam İslâm Devleti adı altında birleştiğini duyurdu. Bunun üzerine El Nusra Cephesi lideri Ebu Muhammad al-Jawlânî böyle bir birleşmenin söz konusu olmadığını ve kendileriyle bu konunun istişare edilmediğini yaptığı açıklamayla duyurdu. Haziran 2013'te el-Kaide lideri Aymen el Zevâhirî yazılı bir açıklamayla her iki lidere hitap ederek birleşmenin karşısında olduğunu ve iki grup arasındaki tansiyonu düşürmek ve sorunu çözmek için bir elçi tayin ettiğini duyurdu. Aynı ay içerisinde Ebu Bekr el-Bağdâdî sesli bir mesaj yayınlayarak Zevâhirî'nin emrine karşı çıktığını ve birleşmenin gerçekleşeceğini ilan etti.

    Gazeteci Sarah Birke göre El Nusra Cephesi ile Irak ve Şam İslâm Devleti örgütleri arasında çok büyük farklılıklar var. IŞİD Beşar Esad güçleriyle savaşmak yerine daha çok kendi kontrolüne geçirdiği bölgelerde kendi kanunlarıyla bir devlet kurma eğiliminde. IŞİD İslâmî bir devlet kurup şeriatı tatbik etme yolunda çok daha fazla acımasız yöntemler kullanmakta. El Nusra Cephesi ise çok fazla yabancı savaşçıya sahip olsa bile Suriyeli mülteciler tarafından gerçek Suriyeli bir örgüt olarak görülürken IŞİD "yabancı işgalciler" olarak görülmektedir.

    Temmuz 2013'te Özgür Suriye Ordusu komutanlarından Ebu Bassir El-Ceblâvî IŞİD tarafından Lazkiye'de konvoyu durdurulup öldürüldü.

    30 Eylül 2013'te bâzı İnternet sitelerinde yayınlanan açıklamalarda IŞİD Reyhanlı'daki saldırıyı üstlendiğini ve ilerde de devam edeceğini duyurdu.

    Yine Temmuz 2013'te grup Irak'taki Ebu Gureyb Hapishanesi'ne bir operasyon düzenleyerek burada yatmakta olan çok sayıda örgüt üyesi mahkûmu serbest bıraktı. Raporlara göre grubun üst düzey kadroları da dahil olmak üzere 500'den fazla mahkûm kaçtı. Grup yaptığı açıklamada operasyonu üstlendi. Operasyonun bir yıl öncesinden Ebu Bekir Bağdâdî tarafından "Duvarları yıkmak" kod adıyla düzenlendiği ve planlandığı açıklandı.

    Ağustos 2013'te örgüt Halep'in kuzeyindeki Menagh Hava Üssü'ne saldırdı.

    Eylül 2013'te Ahrar el Şam komutanı Ebu Übeyde el Binnişi Malezya'lı İslâmi bir derneğe üye elemanların korunması olayına karıştığı için kaçırılıp öldürüldü. Örgüt üyelerinin Malezya bayrağı ile ABD bayrağını karıştırdığı açıklandı.

    Eylül 2013'te örgüt Halep'e bağlı A'zâz'ı Özgür Suriye Ordusu güçlerinden aldı. A'zâz'da görev yapan bir Alman doktoru kaçırmaya çalıştılar.

    Ekim 2013'te Türk istihbaratının örgütün Türkiye'de büyük şehirlerde intihar saldırısı yapacağına dair edindiği bilgilerden dolayı yüksek alarmda olduğu rapor edildi.

    Ekim 2013'te Suriye İnsan Hakları Örgütü "IŞİD Kuzey Suriye'deki en güçlü gruptur ve size bunun dışından bir şey söyleyen yalan söylüyordur" şeklinde bir açıklama yaptı.

    Aralık 2013'te Halep'in Maskana kasabasında IŞİD ve başka bir İslâmî örgüt olan Ahrar el Şam arasında çatışmaların yaşandığı rapor edildi.

    Reyhanlı saldırısı

    Ana madde: 2013 Reyhanlı bombalı saldırıları
    11 Mayıs 2013'te Hatay'ın Reyhanlı kentinde iki bomba yüklü araç patladı. Saldırıda 51 kişi öldü 140 kişi yaralandı. Saldırı Türkiye topraklarında gerçekleştirilmiş tarihinin en ölümcül terör saldırısı olmuş 12 Mayıs 2013'te Suriye istihbaratıyla bağlantıları olduğu iddia edilen dokuz Türk vatandaşı gözaltına alındı. Tutuklananların Suriye rejimi destekli olduğu iddia edildi.

    Mısır protestolarına destek

    2011 Arap Baharı hareketiyle Mısır'da 2013 Mısır Askerî Darbesi'ne karşı protestolara el-Kaide bağlantılı örgütler arasından ilk destek IŞİD'den geldi. Bir internet sitesinde yayınlanan mesajda protestoculara seslenen IŞİD; Mısır'da cihat marketi ve şehadet kapılarının açıldığını ve imkânı olan herkesin bu savaşa katılması gerektiği bildirildi. Ayrıca Mısırlıların sekülerizm demokrasi ve milliyetçilik gibi cehalet yollarını reddetmeleri gerektiği mesajı iletildi.

    Suriye'deki varlığı

    Raporlarda IŞİD'in Suriye'de devam edegelen iç şavaşın yönünü Nisan 2013'ten itibaren değiştirdiği yazıldı. Örgüt şeriat kanunlarını da tatbik ettiği Kuzey Suriye'de güçlü bir varlık göstermekte. Amnesty International'ın raporlarına göre örgütün gizli işkence merkezleri bu bölgelerde bulunuyor.

    Örgüt güçlü olduğu bölgelerdeki Suriye halkını sigara içme zina örgüt kanunlarına karşı gelme veya düşman birliklerine mensup olma gibi suçlamalarla alıkoyuyor hapsedip işkence ediyor ya da öldürüyor. Yine raporlara göre düzinelerce yabancı gazeteci ve gönüllüler esir tutuldu. Aralık 2013 itibariyle örgüt Atmeh al-Bab Azaz ve Jarablus sınır kentlerini kontrolü altında tutarak Türkiye'den Suriye'ye ve Suriye'den Türkiye'ye çıkışları sağlamaktadır.

    Ayrıca Suriye'de savaşan bâzı diğer isyancı gruplar IŞİD'in karşısında yer aldı.

    2014 olayları

    2014 Türkiye Musul Başkonsolosluğu saldırısı




    Haziran 2014 itibariyle IŞİD kontrolündeki bölgeler


    Ocak 2014'te Anbar'daki çatışmalarda örgüt Felluce'yi ve Ramâdî'nin bir kısmını kontrolü altında aldı. 3 Ocak 2014'te IŞİD Felluce'de bağımsız bir İslâm devleti ilan etti.

    Halep'te ise İslâmi Cephe ve Özgür Suriye Ordusu IŞİD'e karşı birlikte bir saldırı başlattı. 25 Ocak 2014'te IŞİD Lübnan'da Şii Hizbullah'a karşı savaşmak üzere yeni bir milis kanat kurulduğunu açıkladı. 29 Ocak 2014'te ise Türk Ordusu'nun Suriye sınırına yakın bir yerdeki IŞİD konvoyunu vurduğu açıklandı.

    18 Şubat 2014'te Irak Süleymanbeg'de polis merkezine düzenlenen IŞİD saldırısında üç kişi ölmüş 11 kişi de yaralanmıştır.

    1 Mart 2014'te örgüt hakim olduğu Türkiye sınırındaki A'zâz kasabasını Özgür Suriye Ordusu güçleriyle yapılan yoğun çatışmalar sonucunda terk etti.

    17 Mart 2014'te Halep'in Sarin kasabasında YPG'yle çıkan çatışmalar sonucu bölgeyi kontrol altına aldı. Bölgede Süleyman Şah Türbesi de bulunuyor. Bu bölge Türk toprağı sayılıyor ve IŞİD bir video yayınlayarak Türk Ordusu'na bölgeden çekilmesi için üç gün süre tanıdı. 20 Mart 2014'te Niğde'nin Ulukışla ilçesinde uygulama yapan güvenlik güçlerine ateş açılması sonucu ilk belirlemelere göre iki asker ve bir polis öldü saldırıyı yapanların IŞİD üyesi olduğu bildirildi. Saldırganlar yakalandı.

    27 Nisan 2014'te Irak ordusuna ait helikopterler Suriye sınırları içindeki sekiz araçlık bir IŞİD konvoyuna saldırdı. Bu Irak ordusunun Körfez Savaşı'ndan sonraki ilk yurtdışı operasyonu oldu.

    10 Haziran 2014'te IŞİD Irak'ın ikinci büyük kenti Musul'da ve Musul'un başkenti olduğu Ninova vilayetinde kontrolü tamamen ele geçirdi.[15]
    11 Haziran 2014'te IŞİD Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nu ele geçirdi. Başkonsolos ile birlikte 49 kişinin alıkonduğu bildirildi.

    Musul’da IŞİD’in Başkonsolosluk ve elektrik santrali baskınlarında toplam 80 Türk vatandaşı rehin alındı. Türkiye Birleşmiş Milletler ve NATO nezdinde girişimde bulunurken Güvenlik Zirvesi Çankaya Köşkü’nde toplandı.

    11 Haziran 2014'te Musul Valisi IŞİD’in Musul’daki Merkez Bankası şubesini yağmaladığını doğruladı. Örgütün buradan 420.000.000 dolar aldığı söyleniyor. IŞİD kendisini âit twitter hesabından merkez bankası şubesindeki para ve altına el koyduğunu doğruladı. Bu IŞİD’i Dünya'nın en zengin terör örgütlerinden biri haline getirmektedir. Bu durum aynı zamanda IŞİD’in artık uluslararası kamuoyu tarafından illegal kabul edilen örgütlerin hepsinden daha fazla paraya hükmettiği anlamına gelmektedir.

    7 Ağustos 2014'te ABD başkanı Barack Obama IŞİD'e karşı bir hava saldırısı emri verdi. Pentagon uçakların Erbil'i savunan Kürt güçlere saldıran IŞİD topçusunu hedef aldığını duyurdu.

    20 Eylül 2014'de 11 Haziran'da kaçırılan 49 Türk vatandaşı MİT ve yerel aşiretlerin de katıldığı bir operasyonla kurtarılarak Türkiye'ye getirildi.

    Finansal gücü

    RAND araştırma şirketi tarafından Irak el-Kaidesi ve Irak İslâm Devleti'ne ait ele geçirilen 200'den fazla belge harcama raporu ve benzeri döküman analiz edilerek bir araştırma yapıldı. Araştırma sonuçlarına göre 2005 ile 2010 arası örgüte dışarıdan yağılan bağış oranı sadece %5 idi. Geri kalan operasyonel bütçe açığı Irak içinde karşılandı. Örgüte bağlı birimlerin kaçırma alıkoyma rehin alma ve diğer aktivitelerden elde ettikleri gelirin %20'sini grup merkezine göndermek zorunda olduğu belirlendi. Yüksek rütbeli komutanlar bu gelirleri yeni saldırılar gerçekleştirilebilmesi için yerel veya bölgesel birimlere aktarır. Kayıtlar Irak İslâm Devleti'nin nakit para açısından Musul'daki üyelerine bağımlı olduğunu gösterir.

    2014'ün ortalarında Irak istihbarat birimlerinin bir IŞİD ajanından edindiği bilgiye göre örgütün 2.000.000.000 dolarlık finansal gücü var. Bu servetin büyük çoğunluğunun Musul Merkez Bankası'ndan çalınan paralar ve altınlar olduğu belirtilir.

    IŞİD rutin olarak rehin alma eylemleri gerçekleştirir. Bunların çoğunluğunu tır şoförleri oluşturur. Banka soygunu başka bir gelir kaynağıdır. Örgütün Körfez ülkelerinden yüksek miktarlarda bağış topladığı da iddia edilir. Hem İran hem de Irak Suudi Arabistan ve Katar'ı IŞİD'i finanse etmekle suçladı.

    Örgütün ayrıca Doğu Suriye'deki petrol kaynaklarından da gelir elde ettiği iddia edilir. Yine Suriye'nin kuzeyinde elektrik satarak da gelir sağladığı öne sürülür.

    Suriye ve Irak'a gönderilen uluslararası yardımların IŞİD tarafından kullanıldığı rapor edildi.

    Ekipmanları

    IŞİD FIM-92 Stinger tipi alçak irtifadaki düşman uçak ve helikopterlerine karşı kullanılan füze sistemlerini ele geçirip kullanmaya başladı. Bunun yanısıra M198 tipi havantopu araçlara monte edilebilen DŞK ağır makinalı tüfeklere ve en az bir adet Scud füzesine sahiptir.

    Örgüt Haziran 2014'te Musul Havalimanını ele geçirdiği zaman Sikorsky UH-60 Black Hawk askeri taşıma ve saldırı helikopterleri ve kargo uçaklarını ele geçirdi. Fakat uzmanlar IŞİD'in bu araçları kullanabilme gücünün henüz olmadığını bildirdi.

    IŞİD Temmuz 2014'te Musul Üniversitesi'ne ait nükleer materyalleri ele geçirdi. Irak'ın BM Büyükelçisi tarafından Ban Ki-Moon'a yazılan mektupta IŞİD'in bu materyalleri nükleer silah yapımında kullanabileceği bilgisi iletildi. Uzmanlar nükleer tehdidin çok küçük olduğu yönünde görüş bildirdi.

    Tepkiler

    Ağustos 2014 itibariyle IŞİD'i terörist organizasyon olarak ilan eden ülkeler listesi:
    Ülke
    Endonezya 1 Ağustos 2014 [23]
    ABD 17 Aralık 2004 [24]
    Birleşik Krallık 20 Haziran 2014 [25]
    Avusturalya 2 Mart 2005 [26]
    Kanada 20 Ağustos 2012 [27]
    Suudi Arabistan 7 Mart 2014 [28]
    Türkiye 10 Ekim 2013 [29]

    Önemli üyeleri


    Liderler
    • Ebu Musab Zerkāvî (2006'da öldürüldü)
    • Ebu Ayyub el-Masrî (2010'da öldürüldü)
    • Ebu Abdullah el-Rashid Bağdâdî (2010'da öldürüldü)
    • Ebu Ömer Bağdâdî
    • Ebu Bekir Bağdâdî

    Diğer personel
    • Abu Anas al-Shami (2004'te öldürüldü)
    • Abu Azzam (2005'te öldürüldü)
    • Abu Omar al-Kurdî (2005'te yakalandı)
    • Abu Omar al-Şişânî
    • Abdul Hadi al-Irakî (2006'da yakalandı)
    • Abu Yaqub al-Masrî (2007'de öldürüldü)
    • Haitham al-Badrî (2007'de öldürüldü)
    • Hamid Cuma Faris Cûrî al-Saîdî (2006'da yakalandı)
    • Huthaifa al-Batâvî (2011'de öldürüldü)
    • Khaled al-Maşhadânî (2007'de yakalandı)
    • Mahir al-Zubaydî (2008'de öldürüldü)
    • Mohamed Mûmû (2008'de öldürüldü)
    • Şeyh Abd al-Rahman (2006'da öldürüldü)


    “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK


  5. #10
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Terörün dini yok diyorlardı ama en çok da islami terör örgütleri var. Bu ne perhiz bu ne lahana yani.

    Solcu terör örgütleri bu kadar da zararlı ve acımasız değiller çabuk ortadan kaldırılabiliyorlar. Fakat sağcı ve dinci terör örgütleri çok tehlikeli oluyor. Koruyan kollayan başka dinciler terör örgütü sıralamasına dahi almıyor yardımcı oluyor afla çıkarıyorlar. Din söz konusu olunca herşey mübah onlar için. Bu yüzden de çok ama çok acımasız oluyorlar.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş