Etiketlenen üyelerin listesi

  1. #11
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Sehzade Süleyman

    Mevlid şairi Süleyman Çelebi'nin dedesi ve Orhan Gazi'nin kayınbiraderi Şeyh Mahmud'un:
    "Keramet gösterip halka suya seccade salmışsın Yakasın Rumeli'nin dest-i takva île almışsın."

    dediği Orhan Gazi'nin büyük oğlu Süleyman Şah Rumeli fâtihi olarak tarihlere geçmiştir.

    1316'da doğan bu şehzade'nin ömrü; 1359'da bir av esnasında attan düşerek vefatına kadar gaza meydanlarında fetihten fetihe koşmakla geçmiştir....

    1331'de babası Orhan Gazi'ye vezir olan Şehzade Süleyman idarî işlerden ziyade askerî işlerle vazifelendirilmiştir. Zaten fıtrat icabı cihangir ruhlu olan Şehzade Süleyman maiyyetindeki kahramanlarla zaferden zafere at koşturmuş ve filiz halindeki devletin sınırlarını ikinci bir kıtaya Avrupa'ya taşırmıştır...

    Osman Gazi'nin temelini attığı devletin sınırları gittikçe genişlemekteydi. Ve fetihlerin hedefi Anadolu'daki Bizans topraklarıydı... İznik ve İzmit'in fethinden sonra Osmanlı Süvarileri İstanbul Boğazı'nın Asya taraflarında at koşturmaya başlamışlardı. Devletin bekası ve ihtişamının ziyadesi için mutlaka Rumeli tarafları ele geçirilmeliydi... Bizanslılar arasındaki taht kavgası Rumeli fethine imkan hazırladı...


    Kızı Teodora'yı Orhan Gazi'ye veren Bizans kralı VI.Yoannis Kantakuzinos'la V.Yoannis Paleoloğos arasındaki kavgada Kontakuzinos'un yardım istemesi üzerine orhan Gazi Süleyman Paşa kumandasında asker göndererek kayınpederinin imdadına koşmuştu.

    Süleyman Paşa 1349'da yirmi bin kişilik bir kuvvetle Bizanslıların düşmanı Sırpların eline düşmek üzere olan Selanik'in imdadına yetişti ve Sırpları perişan ederek Selanik'i kurtardı.

    Yine Şehzade Süleyman Rumeli topraklarında at koşturmaya devam ederek 1352'de Dimetoka meydan muharebesinde Sırp ve Bulgar ordusunu perişan etmiştir.

    Rumeli topraklarındaki bu akınlarla fethe zemin hazırlanıyordu. Zaten bu topraklarda yaşayan yerli ahâli Osmanlı idaresini hasretle bekler olmuşlardı. Çünkü Onlar yıllardan beri köhne Bizans idaresinin zulmü altında inlemekteydi. Halk idareden memnun değildi. Saltanat çekişmeleri yanı sıra Katolik ülkelerinin saldırılarında da bıkmışlardı.

    Şehzade Süleyman maiyyetindeki mahir kumandanlar; Kardeşi Murad Bey Hacı İlbeyi Lala Şahin Paşa Evranos Gazi Gazi Fazıl Bey ve Ece Yakup Beylerle her seferden zaferle dönmekteydi. Rumeli'deki ahâli bu seferler esnasında Osmanlıları yakından tanımak imkanını bulmuştu.

    Süleyman Paşa 1354 başlarında Rumeli'yi tamamen bir İslam Beldesi yapmaya karar vermişti. Hazırlıkları tamamladıktan sonra 1354 Şubat'ında Edincik'te bulunan donanmayla hareket etti ve üç bin kişilik bir kuvvetle Gelibolu'nun kuzeyinde bulunan Kozludere'ye çıkü. Daha sonra bir yıl önce Çimpe hisarına yerleşmiş bulunan askerleriyle birlikte Gelibolu üzerine yürüdü ve 2 Mart 1354'te Gelibolu kalesini fethetti.

    Gelibolu kalesinin fethini diğer fetihler takip etmiştir. Öyle ki 1356'da Gelibolu yarımadası'nın tamamı fethedilmiştir. Daha sonra marşlarda; destanlara izafeten Rumeli'nin fethi şu şekilde işlenmiştir:

    "Şehzade Sultan Süleyman hem vezir hem şahımız; Geçtiler Rumeli'ye sal ile arttı şanımız."

    Birkaç yıl içerisinde Gelibolu yarımadasında ve Trakya'da büyük topraklar Osmanlı Devleti Sınırlarına dahil edilmiştir. Şehzade Süleyman Gelibolu'nun yanısıra; Bolayır Ece-Ova Konur-Hisar Tekirdağ İpsala Malkara Hayrebolu ve Keşan'ı da fethetmiştir.

    Şehzade Süleyman fethedilen toprakların ebediyyen birer İslam beldesi olması için gerekli tedbirleri derhal almış ve Anadolu'dan getirttiği Müslüman ahaliyi fethettikleri yerlere yerleştirmiştir...

    Rumeli'nin fethedilişiyle Osmanlı Tarihinde yeni bir devre başlamıştır. Artık İslam askerleri Asya'nın yanısıra Avrupa kıtasında da at koşturmaya başlamıştır.

    Rumeli'nin fethi yalnız Osmanlı tarihinde değil Bizans tarihinde de bir dönüm noktasıdır. Etrafı Osmanlılarla çevrilmiş Bizans günbegün çöküşünü seyretmekten başka birşey yapamaz hale gelmiştir.

    Şanlı devlete Rumeli topraklarını armağan eden Şehzade Süleyman 1359'da 43 yaşında iken vefat etmiş ve fethettiği Bolayır'a defnedilmiştir...

    Fethedilen toprakların manevî bekçilerinden birisi olarak asırlar boyu türbesi ziyaret edilegelmiştir. İsmi tarihlerde ve marşlarda devamlı anılmıştır.

    Rumeli fethine atfen:

    "Dört yüz arslandan bu vatan kaldı bize yadigâr

    Terk edersek lanet etmez mi bize Perverdigâr"

    marşı günümüze dek söylenegelmiştir.

  2. #12
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Sultan Murad Hüdâvendigar

    Orhan Gazi zaferlerle dolu ömrünü ikmal edip beka âlemine göçünce fetih sancağını oğlu Murad Hüdâvendigâr devir almıştı. Sultan Murad atasından devraldığı mirasa layık olduğunu göstermiş Anadolu ve Balkanlardaki fetihleriyle Osmanlı Devletini muhteşem bir imparatorluk haline getirmiştir. 27 yıllık saltanatı müddetince 37 muharebeye iştirak etmiş ve maharetle idare ettiği bu muharebelerin hepsini kazanmıştır.
    Balkanlar fâtihi olarak tarihe geçen Sultan Murad Hüdâvendigâr 1326'da doğmuştur. Annesi Nilüfer Hatun'dur.

    Mükemmel bir tahsil gören Şehzade Murad küçük yaşından itibaren babası Orhan Gazi ile birlikte savaşlara katılmıştır. Kardeşi Şehzade Süleyman'la birlikte Rumeli fütuhatında bulunmuş kardeşinin vefatı üzerine fetih harekâtını kendisi idare ederek büyük başarılar kazanmıştır.

    Orhan Gazi'nin 1362'de vefatı üzerine Devlet ricali tarafından Bursa'ya davet edilmiş ve hükümdar ilan olunmuştur.

    Bursa'ya giden Murad Gazi'nin Rümelinden ayrılmasını fırsat bilen Bizans kuvvetleri Burgaz Çorlu ve Malkara'yı ele geçirmiş Ahiler de ayaklanarak Ankara'yı geri almışlardı.

    Murad Hüdâvendigâr ilk olarak Devlet idaresini düzene koydu. Ankara'yı tekrar ele geçirdi. İsyan eden kardeşleri Şehzade Halil ile İbrahim'i bertaraf etti.

    Anadoluda hakimiyyeti tesis ettikten sora yeniden Rumeline geçerek fetih harekâtına başladı. Bizanslıların eline geçmiş olan yerleri geri aldı. Çorlu ve Lüleburgaz'ı 1363'te zaptederek buraya Anadolu'dan göçmenler getirterek yerleştirdi. Bu suretle ele geçirdiği her yerde sağlam temeller atıyor ve oraya kök salıyordu.

    Bu esnada Evranos; Malkara Keşan ve İpsala'yı Hacı İlbeyi ise Dedeağacı ve Dimetoka'yı fethetmişti. Daha sonra Edirne'nin fethi kararlaştırıldı. Babaeski ile Pınar Hisar arasındaki Sazlıdere'de Rum ve Bulgar askerlerinden oluşan düşman ordusu perişan edildikten sonra Edirne fazla karşı koyamadı ve teslim oldu.

    Edirne'nin fethinden sonra fetih hareketleri süratle devam etti. Beylerbeyi Lala Şahin Paşa Filibeyi; Batı Trakya taraflarının fethine memur edilen Evrenos Bey de 1364'te Gümülcine'yi fethetti.

    Osmanlı Devletinin Balkanlardaki muazzam fetihlerinden telaşa kapılan haçlı dünyası bir ordu teşkil ederek Edirne'ye doğru yola çıktı. Yüzbin kişilik bu haçlı ordusunu Sırp-Sındığı mevkiinde yakalayan Hacı-İlbeyi on bin kişilik kuvvetiyle üç koldan baskın yaptı ve haçlı ordusunu tamamen imha etti.

    1367'de Kara Timurtaş Bey Bulgarlara ait Kızılağaç ve Yanbolu'yu Lala Şahin Paşa Samakov'u Sultan Murad da Bulgarların elindeki Aydos Karnâbâd Sözebolu kasabaları ile Bizanslılara ait Hayrebolu şehrini fethetti.

    1371'de Çirmen zaferi kazanıldı. Böylce Mekadonya yolları da açılmış oldu. Makedonya ve Trakya'nın bir kısmı fethedildi. Vezir Hayreddin Paşa Kavala Drama Zihne ve Serez'i fethetti.


    1372'ye doğru Trakya fütuhatı tamamlanmıştı. Bulgaristan krallığı da Osmanlı Devletine bağlanmak mecburiyyetinde kalmıştı. Bu suretle on yılda Gelibolu'dan Sırbistan'a gelinmiş ve Adriyatik'e kadar nüfuz ve tesir sahası oluşturulmuştur.

    1376'da Bursa'ya giden Sultan Murad Anadolu Beylikleriyle temaslarda bulunarak devletin nüfuzunu arttırmak için teşebbüslerde bulunmuştur. Bu maksatla oğlu Yıldırım Bayezid'e Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızını aldı. Germiyanoğlu kızına çeyiz olarak Kütahya ve mülkiyatını Simav Eğrigöz ve Tavşanlı ile mülkiyatım verdi. Bu suretle Osmanlı Devleü Anadolu içlerinde yeni topraklar kazandı.

    Sultan Murad Anadoludaki temaslarını tamamladıktan sonra tekrar Balkanlara yöneldi. Mükemmel hazırlanmış plan gereğince kararlaştırılan yerler birer birer fethedildi.

    1380'de İştip 1382'de Sofya 1385'te Manastır ve Ohri fethedildi.

    Vezir-i Azam Çandarlı Halil Hayreddin Paşa 1385/1386'da Arnavutluk üzerine sefere çıktı. II.Balşa'mn kumandasındaki Arnavutluk ordusunu yenilgiye uğrattı. 1386'da Akçahisar İşkodra başta olmak üzere bütün Kuzey Arnavutluk fethedildi. Sultan Murad merkezden uzak yerde ordunun Venediklilerle harbe girmesini istemediğinden İşkodra Venediklilere geri verildi.

    Sultan Murad 1388'de Bulgaristan üzerine sefere çıktı ve Bulgaristan'ın büyük kısmını fethetti.

    Bütün bu fetihler neticesinde bütün Balkanlar Osmanlı nüfuzuna girmişti. Sultan Murad Batıda fetihlerle meşgulken fırsatı ganimet bilen Karamanoğlu Alâeddin Bey Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetlere başlamıştı. Bunun üzerine Sultan Murad Anadoluya döndü ve süratle Karamanoğlu üzerine yürüdü. 1386'da Konya yakınlarında Karaman kuvvetlerini perişan etti. Bunun üzerine Karaman Beyi zevcesi Sultan Murad'ın kızı Melek Hatun'u ricacı göndererek affını istedi ve Sultan Murad'm elini öperek özür diledi. Böylece Anadoludaki huzursuzluk da bertaraf edilmiş oldu.

    Avrupa'daki Osmanlı fütuhatından dehşete kapılan haçlı dünyası bir araya gelmeye karar vermiş ve bu maksatla bir haçlı ordusu teşkil etmişlerdi. Macaristan Lehistan Sırbistan Bosna Krallığı Eflak Boğdan Hırvatistan Bohemya ve Bulgaristan Krallığından müteşekkil bu büyük ordu ilerlerken Sultan Murad da beylere ve kumandanlarına haber salarak ordusunu topladı. İki ordu Kosova'da karşı karşıya geldi.

    Sultan Murad savaştan bir gün önce yatsı namazını kıldıktan sonra Dergâh-ı İlâhiye el açarak şöyle dua etti:

    "Ya Rabbi! Sen ol padişahlar padişahısın ki yeryüzündeki insanların sığınağısın ve bütün kulların ümit kapışısın. İslâm sancağını düşman elinde parçalatma ve bu zayıf kuvvetsiz kulunu cihan içinde adı kötüye çıkmış bir insan etme..." Şanlı padişah'ın dudaklarından daha sonra şu mısra'lar dökülmüştür:

    "Âb-i rûyi Habib-i Ekrem için

    Kerbelâ'da revan olan dem için

    Ehl-i İslama ol muin-u zahir

    Dest-i a'dâyi bizden eyle kasîr.

    Bakma ya Rab bizim günahımıza

    Nazar et can-u dilden âhımıza.

    Mülk-i İslâmı payimal etme

    Menzil-i fırka-i dalâl etme.

    Din yolunda beni şehîd eyle

    Âhirette beni saîd eyle..

    Keremin çoktur ehl-i İslama

    Dilerim kim irişe itmama..."

    Bu muharebe neticesinde Balkanların hâkimiyeti ya Osmanlılarda kalacak veya Haçlıların eline geçecekti. Mağlubiyet halinde Osmanlı Devletinin Anadoludaki durumu da tehlikeye düşecekti.

    20 Haziran 1389'de Kosova ovasında başlayan muharebe 8 saat bütün şiddetiyle devam etti.

    Osmanlı ordusu bütün kanatlarda Haçlı ordusunu darmadağın etmiş çembere aldığı düşman ordusunu imha harekâtına başlamıştı. Bu savaş hengâmesinde Sultan Murad'a yaklaşan Miloş isimli bir Sırplı aniden kolundan çıkardığı hançeri Sultan Murad'ın kalbine saplamıştı.

    Sultan Murad Allah'ın rızasını kazanmak için kendini kurban adamış ve bir gün önceki duasında da bunu taleb etmişti. Muharebenin zaferle neticelendiğini görmüş fakat kendisi şehid düşmüştü.

    Sultan Murad'ın şehid olması üzerine Yıldırım Beyazıd çağrılarak padişah ilan edildi.

    Şehit padişahın cenazesinin çürümeden Bursa'ya getirilebilmesi için iç organlarının çıkarılması gerekiyordu.

    20 Haziran 1389'da şehadet şerbetini içen Gazi Hünkârın iç organları Kosova Sahrasına gömüldü. Bugün de "Meşhed-i Hüdâvendigâr" diye bilinen bu mekan ziyaretçilerle dolup taşmaktadır.

    Padişahın cenazesi Bursa'ya nakledilerek Çekirge'deki türbesine defnedildi.

    Sultan Hüdâvendigârın şehâdeti bütün İslâm âleminde üzüntüyle karşılandı. Çünkü şehid padişah ömrü boyunca İslâmiyeti fethettiği beldelerde hâkim kılmak için çalışmıştı. İslâm âleminin meseleleriyle yakından ilgilenmiş ve onlarla sıkı dostluk kurmuştu.

    Saltanatı müddetince zaferden zafere koşan Sultan Murad devletin hudutlarını Anadolu'da ve Rumeli'de çok genişletmiş ve babasından bir beylik halinde aldığı ülkeyi imparatorluk halinde oğullarına bırakmıştır.

    Adliye maliye ve orduya ehemmiyet vererek devrin en mükemmel teşkilatını kurmuştur.

    Sultan Murad azim ve irade sahibi vakur cesur müşfik açık sözlü mizacıyla herkes tarafından sevilirdi. En tehlikeli anlarda bile soğukkanlılığını muhafaza ederek ne suretle hareket edilmesi icap ettiğini bilirdi. Bütün işleri devlet ricaliyle danıştıktan sonra karara bağlardı. Herhangi mühim bir işte ileri sürdüğü fikre karşı yapılan itirazları dinler ve münasip olanı tatbik ederdi.

    Neşri eserinde bu şanlı padişah hakkında şunları söylemektedir:

    "Gazi Murad Han dahi atası gibi sâhib-i hayr idi âdil ve kâmil din-Perver âlî himmet fakir-dost düşkünlere yardımcı rey ve tedbir sahibi pehlivan idi. Bütün ömrünü gazaya sarfetmiştir. Nesl-i Osmanîde bu etdüğü gazayı hiçbir padişah etmedi şol kadar himmet ve sahâ-i nefsi var idi ki hiç bir ahad kapısına gelip mahrum gitmez idi. Fethedilen beldelerdeki ahaliye mülâyemetle (yumuşaklıkla) hareket ederek etrafındaki tesiri muhabbete tebdil etti ve bunun neticesinde zaptedilen yerlerdeki halk kendisine bağlılık göstererek imparatorun idaresini aramaz oldu."

  3. #13
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Fatih Sultan Mehmed Han

    "İmtisal-i câhidû-fillah oluptur niyyetim.

    Dîn-i İslâmın mücerred gayretidir gayretim"

    diyen Fatih ömrünü bu gaye uğruna cihat etmekle geçirmiş büyük İslâm kahramanıdır.

    Osmanlı Devletini dünyanın en muhteşem imparatorluğu haline getiren ortaçağı kapatıp Yeniçağı başlatan Bizans'ın paslı kilidini kırarak güzel belde İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed Han; sadece askerî sahada değil ilim irfan medeniyet ve adalet sahalarında da dünyaya örnek olacak müşahhas örnekler sergilemiş ve İslama hakkıyle bağlılığın bütün ilerlemenin ana kaynağı olduğunu fiilen ispatlamış bir devlet büyüğüdür.

    49 senelik ömrünü; ilim tahsil etmekle devleti her cihetten mamur hale getirmek için çalışmalar yapmakla İ'la'yi kelimetullah için cihad etmekle geçiren Fatih Sultan Mehmed Han'ın hayatından günümüz gençliğinin ve istikbaldeki nesillerin çıkaracakları çok dersler vardır. Fatih 21 yaşında İstanbul'u fethetmekle gençliğe en güzel örnek olmuştur.

    Nasıl yetişti?

    Fatih 29/30 Mart 1432'de Edirne Sarayında dünyaya gelmiştir. Babası Sultan II.Murad annesi Hüma Hatun'dur. Küçük yaşlarından itibaren çok sıkı bir eğitime tabi tutulan Sultan Mehmed devrin meşhur âlimlerinden ders almıştır. Molla Yegan ve Akşemseddin hocaları arasındadır.

    Henüz altı-yedi yaşlarındayken Manisa'ya vali tayin edilen Şehzade Mehmed burada da tahsiline devam etmiştir. Sultan Murad ele avuca sığmayan şehzadenin yetişmesi için Molla Gürani'yi hoca tayin etmiştir. Şehzade Mehmed'in cevval mizacı Molla Gürani'nin ilmî haşmeti ve zaman zaman da tattığı sopası karşısında yumuşamış ve hocasının önünde diz çökerek büyük bir heyecanla ilim tahsiline koyulmuştur. Fatihteki bu ilim aşkı hayatınn sonuna kadar devam edecek ve devrin âlimleri arasında zikredilecektir.

    Arapça Farsça Yunanca Latince Sırpça İtalyanca ve İbranice bilen Fatih kelam hadis fıkıh tefsir gibi dinî ilimlerde de mükemmel malumatlar elde etmiş ayrıca; tarih edebiyat coğrafya matematik geometri ve astronomi gibi ilimlerde de devrin âlimleriyle tartışıp onları yenecek kadar malumat sahibi olmuştur.

    Çok küçük yaştan itibaren ata binmeyi ok atmayı kılıç kullanmayı öğrenen Fatih bu mahâretleriyle harp meydanında küffarı perişan ederken diğer taraftan mahir bir edib (edebiyatçı) ve san'atkar olduğunu gösteren şiirler yazmıştır. Avnî mahlasıyla yazdığı ve ilk beytini baş tarafa aldığımız şu şiirinde aynı zamanda hayatının gayesini ve hedefini ortaya koymaktadır. Şöyle demektedir Fatih:

    Fazl-ı Hakk-ı himmet-i cünd-ü Ricalullah ile

    Ehl-i küfrü ser-tâ ser kahreylemektir niyyetim.

    Enbiya ü evliyaya istinadım var benim

    Lütf-i Hak'dandır hemen ümîd-ifeth ü nusretim.

    Nefs ü mal n'ola kılsan cihanda içtihad

    Hamd-ü lillâh var gazaya şad hezârân rağbetim.

    Eyfahr-ı âlem Muhammed mûcizât-ı Ahmed-i

    Muhtar ile Umarım galib ola a'da-yı dine devletim.

    Bu şuurla gayret gösteren Fatih'in devleti din düşmanlarına galib gelmiştir....

    Oğlu Şehzade Mehmed'in mükemmel bir şekilde yetiştiğini gören Sultan Murad 1444'te tahttan vazgeçerek oğlunu tahta geçirmiştir.

    Osmanlı tahtına çocuk yaşta bir padişah'ın geçtiğini gören Avrupa ülkeleri bu durumu fırsat bilerek yeni bir haçlı seferi düzenlemeye girişip büyük bir haçlı ordusu hazırlarlar. Fakat tahtta oturan geleceğin ülkeler fâtihidir. Haçlı ordusuna karşı çıkacak Osmanlı ordusuna orduyu yakından tanıyan tecrübeli maharetli birisinin kumandan olmasının lüzumunu görmüş ve derhal babasına bir mektup yazarak ordunun başına geçmesini istemiştir. Fatih'in davetinde şu veciz ifadeler yer almıştır:

    "Eğer padişah siz iseniz kâfirlerin hücumunu defetmek devletinizi müdafaa etmek için gelmek vaciptir. Ve eğer biz padişah isek size emrediyoruz gelip ordumuzun başına geçin ve emrimize itaat etmek de sizlere vaciptir."

    Bu davetten sonra ordunun başına geçen Sultan Murad Varna savaşında maharetini ortaya koymuş ve çetin bir muharebe neticesinde haçlı ordusunu perişan etmiştir.

    Savaşa başkumandan olarak iştirak eden Sultan Murad daha sonra askerin ve kumandanların ısrarı üzerine tahta geçmişti.

    Fetih yolunda...

    Fatih babası sultan Murad'ın 3 Şubat 1451'de vefatı üzerine 6 Şubat 1451'de ikinci defa tahta çıkmıştır.

    Genç Sultan'ın en büyük ideâli İstanbul'u fethederek Kâinatın Efendisi'nin (a.s.m.) müjdesine mazhar olmaktır. Tahta geçişinin hemen akabinde bu gayenin gerçekleşmesi için faaliyete geçmiştir.

    Edirne'de dünyanın o zamanın ölçülerine göre en büyük toplannı döktüren Fatih büyük fetih hazırlığını süratle ikmal ettirmiştir. İlk defa havan topunu icat etmiş ve bu icadını fetih harekâtında uygulayarak icadının mükemmelliğini isbat etmiştir.

    23 Mart 1453'te Edirne'den hareket eden fetih ordusu 5 Nisan'da İstanbul önlerine gelerek derhal şehri muhasara etmiştir.

    29 Mayıs 1453'te fetihle neticelenecek muhasara boyunca ordu çeşitli kereler hücumlar yapmış ve bu cennet belde için yüzlerce şehid verilmiştir.

    Fatih şehrin denizden muhasarasını mümkün kılmak için dâhice bir planla yaklaşık yetmiş gemiyi kızaklarla karadan yürüterek Haliç'e indirtmiştir.

    21/22 Nisan 1453'te Kabataş veya Tophane'den kızaklar üzerinde kaydırılarak Kasımpaşa'ya indirilen gemiler Bizanslıları hayretler içerisinde bırakmış morallerini bozmuştur. Çünkü onlar böyle bir teşebbüsü akıllarının ucundan bile geçirmemişler Haliç'in ağzına gerdikleri zinciri hiçbir donanmanın aşamayacağı ümidiyle deniz tarafından emin olmuşlardır.

    Dört ay gibi kısa bir zamanda Rumelihisar'ını (Boğazkesen hisarı) inşa ettiren Fatih bu suretle Karadenizden Bizanslılara gelecek yardım yolunu da kapatmıştır.

    Nihayet 29 Mayıs 1453'te büyük fetih gerçekleşmiş Fatih şehre girerek Ayasofya önünde şükür secdesine kapanıp Cenab-ı Hak'ka hamdetmiştir. Haçlı dünyasının sembolü hüviyetindeki Ayasofya'yı camiye tahvil ettirmiş ve ilk Cuma namazını Ayasofya'da kılmıştır.

    Fatih İstanbul gibi dünyanın merkezindeki bir şehri ele geçirerek Ortaçağı kapatmış Yeniçağı başlatmıştır.

    17 devleti tarihten sildi

    Şanlı cihangirin fetihleri ölünceye kadar devam etmiştir. Ordusunun başında 25 büyük sefere çıkarak 17 devleti haritadan silmiş bu devletin topraklarını Osmanlı mülküne dahil etmiştir.

    Fatih'in Bizans İmparatorluğuyla birlikte tarihten sildiği 17 devlet sırasıyla şunlardır: Bizans İmparatorluğu (1453) Enez Ceneviz Dükalığı (1456) Atina İtalyan Dükalığı (1458) Sırbistan Krallığı (1459) Mora Despotluğu (1460) Trabzon Rum İmparatorluğu (1461) Candaroğullan Beyliği (1461-1462) Eflak Prensliği (1462) Midilli Ceneviz Dükalığı (1462) Bosna Krallığı (1463) Karaman Devleti (1466) Âlâiyye Beyliği (1471) Kırım Hanlığı (1475) Arnavutluk (1478-1479) Tuğrul Beyliği (1479) Yunan Adalarından Zanta Dükalığı (1479) Hersek Dükalığı (1480) Bütün bu fütuhatıyla Fatih bütün Balkan yarımadasını Osmanlı topraklarına katmış Çanakkale ve İstanbul boğazlarını kontrol altına alarak boğazlarda hakimiyet kurmuştur.


    Osmanlı Devletinin hudutlarını üç kıtaya yaymış ve Devleti dünyanın en büyük devleti yapmıştır.

    Fatih 1363-1473 yıllan arasında hemen hepsi gayr-i müslim olan 25 devletin hepsine karşı harbe girişmiş ve hepsinden de muzaffer çıkarak askeri dehâsını isbat etmiştir.

    İla-yi kelimetullah uğruna can vermeyi gaye edinen bu şanlı idareci ilmî askerî siyasî ahlakî ve kültür sahalannda güzel meziyetleri şahsında toplamış ve bu meziyetleriyle gelecek nesillere örnek olmuştur.

    Fatih devrinin ve Fatih'in şahsiyetinin diğer hususiyetlerine de kısaca göz atalım:

    • Fatih Osmanlı deniz kuvvetini dünyanın birinci deniz kuvveti haline getirmiştir.

    • Topçuluk ve diğer harp teçhizatı üzerinde devamlı yenilikler yapmış ve askeri sahada devleti dünyanın en ileri ülkesi yapmıştır.

    • Âlimlere ve san'atkârlara büyük değer vermiş ve onların rahatça çalışmaları için gerekli şartlan hazırlamıştır. Diğer İslam beldelerindeki âlimleri davet ederek onlara büyük imkânlar hazırlamıştır. Herbiri sahalarında mütahassıs âlimleri devamlı yanında bulundurmuş ve her zaman onlarla istişare etmiştir.

    Fatih Camiiyle birlikte inşa edilen Sahn-ı Seman gibi ilim yuvalan yaptırmıştır. "8 Fakülte"de diyebileceğimiz Sahn-ı Seman'ın biri tıbba aittir ve 70 yataklı bir de hastahanesi vardır.

    Fatih bütün ülkede baştan başa imar faaliyetine girmiştir. Saltanatı müddetince 380 cami inşa ettirmesi onun imarcılığını gösteren müşahhas bir delildir.

    Adalet anlayışı

    Fatih devri hukukta ve adalette de dünyaya örnek olacak uygulamalarla doludur.

    Fatih'in muhakeme edilişi o zamanki adalete müşahhas bir misaldir: Fatih Camiinin inşası esnasında koca bir mermer sütunu yanlış kesip israf ettiği dolayısıyle devlete zarar verdirdiği gerekçesiyle Fatih tarafından eli kestirilen Rum Mimar İpsilanti Usta İstanbul Kadısı Hızır Çelebi'ye müracaat eder.

    Mahkeme günü kadı'nın huzuruna giren Fatih oturmak ister fakat Hızır Çelebi durmasına müsaade etmez ve davacı ile yanyana oturmasını ihtar eder. Emir adaletin temsilcisinden gelmiştir. Uymamak mümkün mü?.. Muhakeme neticesinde Fatih suçlu bulunmuştur. Hüküm: "Kısasa kısas"... Yani Fatih'in de eli kesilecektir. Devlet ricali araya girerek Rum ustaya ricada bulunurlar ve tazminatı kabul etmesini söylerler. Zaten Rum mimar da padişah'ın elinin kesilmesine razı değildir. Tazminatı kabul eder. Fatih bizzat kendi gelirinden ustanın ailesinin ve çoluk çocuğunun ömür boyu ihtiyacını karşılayacak miktardaki tazminatı ödemeyi kabul eder ve aynca bir de ev yaptınr.

    Muhakeme bu şekilde neticelendikten sonra Hızır Çelebi'nin yanına giden Fatih İstanbul Kadısı'na "Şayet adaletten ayrılıp padişahım diye benim lehime karar verecek olsaydın başını şu kılıcımla uçuracaktım" der.

    Hızır Çelebi ise Padişah'ın bu sözlerine cevaben şöyle der: "Sen de padişahım diye kararlarıma muhalefet idüp mahkemenin huzurunu bozmaya ve adaletin kudsiyetini ihlal etmiye kalksaydın (oturduğu minderin altındaki hançeri göstererek) ben de bunu senin kalbine saptayacaktım." der.

    İşte bu anlayış bütün bir ülkeye hâkim olmuş ve bu anlayış devam ettiği müddetçe devlet dünyanın en büyük devleti olma vasfını korumuştur.

    Bütün hayati İslam için gayretle geçen Fatih gayretinin sebebini bir başka hadise vesilesiyle şöyle açıklamıştır:

    Fatih'le anlaşmak isteyen Uzun Hasan'ın elçi olarak gönderdiği anası Fatih'in Trabzon seferine de katılmıştır. Sare Hatun katlanılan zorluklara dayanamayıp Fatih'e şöyle demiştir: "Oğul bir Trabzon için kendini bu kadar yormak fazla değil mi? bir kal'a bu kadar meşakkatlere değer mi?"

    Günlerdir at sırtında aşılmaz denilen dağları geçitleri aşan Fatih şu cevabı vermiştir:

    "Ana İslâmın kılıcı elimdedir. Eğer bu zahmet ve eziyetlere katlanmazsam gazi lakabına lâyık olamam. Bugün ve yarın Allah'ın huzuruna çıktığımda utanırım. Sonra bizim dâvamız Trabzon'u fethetmek dâvası değildir. Allah'ın ismini yüceltmek ve ilân etmek davasıdır. Bu uğurda ne kadar zahmet ve meşakkat çeksek yine azdır."

    Fatih'in şahsiyyetini ve icraatlarını bu düşüncelerden ayrı olarak değerlendirmek hakikatlere uymaz.

    Fatih hedefin nereye olduğunu sadece kendisinin bildiği bir sefere çıktığı esnada yolda Yahudi dönmesi bir hekimin zehirlemesiyle 3 Mayıs 1481'de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi Fatih camii avlusundaki türbesine defnedilmiştir.

    Bütün hayatını Dine Devlete ve millete hizmetle geçiren bu büyük idarecinin hayatı günümüzün ve geleceğin Devlet idarecileri ilim adamları ve gençleri için alınacak derslerle doludur.

    Bu gibi faydalı dersler layıkiyle alındığında tarihimizin şanlı devrelerinin tekerrür etmemesi için hiçbir sebeb yoktur.

  4. #14
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Haci Ilbeyi

    Sayıları 60 bin ile yüz bin arasında olduğu tahmin edilen büyük Haçlı ordusu Edirne'nin kuzeydoğusundan Meriç kenarındaki Sırpsındığı mevkiine gelmişti. Buradan Edirne üzerine yürüyüp Edirne'yi alacak daha sonra Müslümanları Anadolu'dan çıkaracaklardı. Hayalleri buydu. Ve gördükleri kadarıyla önlerinde bir engel de yoktu. Çünkü yüreklerine korku salan şanlı bir devletin padişahı Sultan I.Murad büyük ordusuyla birlikte Bursa'da idi. Rümelinde bulunan Lala Şahin Paşa'nın kuvvetleri de sınırlıydı. İşte bütün bunları hesap ederek büyük bir sevinçle içip eğlenmeye koyulmuşlardı. Onların bu durumunu yakından takip eden Osmanlı Devletinin gazalarda pişmiş şanlı bir kumandanı vardı; Hacı İlbeyi. Keşifte bulunmak üzere on bin gazi dervişiyle yola çıkmış ve düşmanın konakladığı yere yakın ormanlıkta askerlerini mevzilemişti.
    Düşman sarhoş olmuştu. Hepsi kendilerinden geçmişti. Bu durumu gören Hacı İlbeyi kendilerinden on misli kalabalık düşmana hücum ederek imha etmeyi planlamış ve bu planını askerlerine şöyle açıklamıştı:

    "Arkadaşlar düşmanımız savaşa değil düğüne gider gibi gelmekte. Geceleri şarap içip sarhoş olmaktalar. Bunlar ordu değil bir yığın sarhoş sürüşüdür. Bir sürü koyun bir kurt'a birşey yapamaz ama bir kurt bir sürü koyunu parça parça eder. Hele bu sürüye saldıracak olanlar sizin gibi aslan yürekli bir alay şahbaz yiğit olursa düşman güneş karşısında kalmış kar gibi erir dayanamaz. Gece yarısından sonra düşmana üç koldan dağılmadan ve topluca saldıracağız. Bir vurup kenara çekileceğiz. Düşman bocalayacak ve şaşıracaktır. Sonra tekrar saldıracağız. Allah bizimle beraberdir. Biz buralara kadar Allah'ın ismini yükseltmek ve İslâmı yaymak için geldik. Düşmanın çokluğuna bakmayınız. Ecdadımız Alparslan koca bir orduyu mağlup etti. Krallarını da esir aldı. Ben güneş zulmeti boğar dünyayı nura gark ederken Balkan dağlarının ufkunda zaferin kucak açıp bizi beklediğine inanıyorum."

    Bu konuşmadan sonra Hacı İlbeyi Mehteran'ın ceng havası çalmasını emretmiş ve yeri göğü inleten ceng havalan çalınmaya başlar başlamaz "Bismillah hücum!" diyerek askerlerini üç koldan hücuma geçirmişti. Sarhoş ve uyku sersemliğinde iken aniden hücuma uğrayınca neye uğradığını şaşıran düşman askerleri paniğe kapılmış ve telaştan birbirlerini kırmaya başlamışlardı. Onlar Sultan Murad'ın ordusuyla gelip hücuma geçtiğini zannetmişlerdi.

    On bin gazi dervişin kılıçlan yıldırım gibi işlemekteydi. Haçlı ordusunun büyük bir kısmı kısa bir zamanda imha edilmiş kalanları ise can havliyle kaçışmaya başlamıştı. Macaristan kralı I.Layoş da kaçanlar arasındaydı.

    1364'te kazanılan bu zafer Anadoluda büyük sevinçle karşılandı.

    İşte Sırpsındığı'nda Haçlı Ordusunu imha eden bu namlı kumandan Osmanlı devletinin Rumelindeki fetihlerinde büyük payı bulunan Hacı İlbeyi'dir.

    1305 yılında Balıkesir'de dünyaya gelen Hacı İlbeyi'nin babası Karasi Beylerindendi. Kendisi de Karasi Beyi Dursun Beyin emirlerinden birisiydi. Hac vazifesini ifa ettikten sonra "Hacı İlbeyi" diye anılır olmuştu. Orhan Gazi zamanında Karasi Osmanlılara geçince Hacı İlbeyi de Karasi Beyi tayin edilen Şehzade Süleyman'ın maiyetine girmişti.

    Süleyman Şah ve Evranos Gazi ile birlikte Rumeli fütuhatına katılan Hacı İlbeyi Sultan I.Murad Hüdavendigâr tahta çıkınca Rumeli kumandanı olmuştu.

    Gözüpek ve mahir bir kumandan olan Hacı İlbeyi maiyetindeki gönüllü askerlerle fetihten fetihe koşmaya başlamıştı. Sırasıyla Dimetoka İskeçe Kavala Dırama Yenice Dedeağaç ve Serez'i fethederek Osmanlı topraklarına dahil etti. Sultan Murad da fethedilen bu topraklara Anadoludan müslüman aşiretleri gönderdi.

    Hacı İlbeyi Edirne'nin fethinde de bulundu ve fetihte büyük rol oynadı.


    Gazalarda pişmiş serdengeçtilerle sınır boylarında at koşturan Hacı İlbeyi Kırklareli Tekirdağ Çorlu ve Kuleliburgaz'm Osmanlı topraklanna katılışında büyük rol oynadı.

    Osmanlı Devletinin Avrupa kıtasındaki büyük fetihlerinde onun kılıcının ve maharetinin payı vardır.

    Rumeli fâtihlerinden Hacı İlbeyi 1364'te vefat etmiştir.

  5. #15
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Mihaloğlu Gazi Alâaddin Ali Paşa

    Akıncılar İslam uğruna kelle koltukta mücadele eden yiğitlerdir. Onlar için açlık yorgunluk yoktu. Ne kadar kalabalık olursa olsun düşman sürüleri engel teşkil etmezdi. At sırtında gece gündüz düşman illerinde yol katederlerdi. Hayatları sınır gerisindeki şehir kasaba ve köylerinde geçerdi.
    Düşmanın iktisadî ve askeri küvetini perişan etmek düşmanın yüreğine korku salmak için yapılan akınlarda kartal kanatlı sendengeçti akıncılar kasırga gibi eserlerdi. Onlar için cihad bir şenlikti. İ'lâ-yi kelimetullah uğruna şehadet şerbetini içmek en büyük dilekleriydi. Onlar kanlarını canlarını hak yoluna feda etmişlerdi.

    En büyük akınlar Fatih ve Kanuni devirlerinde yapılmıştır. Bu devirde yapılan akınları Avrupalılar hâlâ hafızalarından silememişlerdir.

    Akıncı beyleri içerisinde en meşhuru Mihaloğlu Alaâddin Ali Paşa'dır.

    Ali Paşa akıncılarıyla birlikte Tuna'yı kuzeye doğru tam 330 defa geçmiştir.

    1435'te dünyaya gelen Ali Paşa iyi bir tahsil görmüştür. Macarca ve Romence dahil birkaç Avrupa dilini mükemmel şekilde bilmekte Türkçe kadar rahat konuşmaktadır.

    Fatih ve II.Bayezid devirlerinde yaptığı akınlarla devlete büyük hizmeti geçmiştir.

    Fatih devrinde 25 devletle birlikte tutuşulan harplerde Alaâddin Ali Paşa'nın akınları düşmanları yıldırmış ve muharebe güçlerini büyük ölçüde kırmıştır.

    Fatih idaresindeki Osmanlı Devletine 25 devlet birden harp açmıştır. 1463'te başlayan savaşlar 16 sene aralıksız devam etmiş savaşların hepsi Osmanlı devletinin zaferleriyle neticelenmiştir.

    Osmanlı Devletine harp açan devletler arasında Venedik Macaristan Almanya Lehistan Arago Kastilya Napoli gibi harp güçleri oldukça yüksek devletler de vardı. Devletler birleşerek haçlı orduları teşkil etmişlerdi.

    İlk olarak Venedik 28 Temmuz 1463'te harp açmış fakat Mihaloğlu Ali Bey ve diğer Akıncı beylerinin idaresinde Venedik'e yapılan akınlar Venedik'in iktisadî durumunu perişan etmiştir.

    Venedik'ten sonra Macaristan'a akınlar yapılmıştır. Bu ülkeye 1461 ve 1466'da yapılan akınları Ali Bey idare etmiştir.

    Alaaddin Ali Paşa 1466'daki akında Macaristan Kralı Matthias Corvinus'un kızını esir almıştır. Bu prenses Mehtâb Hanım adını alarak müslüman olmuş ve Ali Beyle evlenmiştir.

    Macarların cezalandırılmasına memur edilen Ali Paşa Tuna'yı geçmiş Varadin'i almış otuz iki bin esirle dönmüştür.

    Gazi Ali Paşa'nın katıldığı akınlardan bazıları şunlardır:

    -1470'te Karniyol Ljubljana ve Neustatele üzerine yapılan akınlarda yirmi bin kişilik düşman ordusu dağıtılmış sekiz bin esir alınmıştır.

    -1473'te Varadin şehri zaptedilmiştir. Yine aynı sene Hırvatistan baştan başa çiğnenmiştir.

    -1474'te yapılan akınlarda Lehistan perişan edilmiştir.

    -1478'de Venedik'e akın yapılmış Friul ve Gorizia şehirleri alınmış Venedik ovası baştan başa çiğnenmiş neticede Venedik'e baş eğdirilmiştir.

    -1479'da Erdel'e büyük bir akın tertip edilmiş kırk bin akıncı ile Erdel'e girilmiştir. Akınların Başkumandanlığını Mihaloğlu Ali Paşa yapmıştır. Bu büyük akında yirmi bin akıncı şehit düşmüştür. Buna mukabil Almanya ve Macaristan'ın harp gücü mahvedilmiş Venedik ve Macaristan Balkanlardan defedilmiştir.

    Alaaddin Ali Paşa Fatih'in vefatından sonra II.Bayezıd devrinde de akınlarına devam etmiştir.

    Ali Paşa 1507'de Hakkın rahmetine kavuşurken geride beş bahadır evlat bırakmıştır.

    Ali Paşa'nın evlatları; Gazi Hasan Bey Gazi Ahmed Bey Gazi Mehmed Bey Gazi Hızır Bey ve Gazi Kara Mustafa Beyler Kanuni'nin saltanatının ilk yıllarında yaşamış ve hepsi de yaptıkları akınlarda şehit düşmüşlerdir.

    Allah rızası için canlarını feda eden şanlı akıncılarımızı ve akıncılarımızın yiğit bir temsilcisi olan Alaaddin Ali Paşa'yı rahmetle yâdediyor yazımızı akıncıların ruh haletinin terennüm edildiği Yahya Kemal'in "Akıncı" şiiriyle noktalıyoruz.

    "Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik;

    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

    Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!


    Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle...

    Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan

    Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.

    Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla

    Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla...

    Cennette bugün gülleri açmış görürüz de

    Hâlâ o kızıl hâtıra titrer gözümüzde!

    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

    Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!"

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş