Etiketlenen üyelerin listesi

  1. #6
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Kutalmisoglu Süleyman Sah

    Selçuk Beyin oğlu Arslan Yabgu'nun torunu ve Selçuklu Beylerinden Melik Şihabeddin Kutalmış Beyin oğlu Gazi Süleyman Şah Anadoluyu
    baştan başa fetheden ve bir Müslüman ülkesi haline

    getiren büyüğümüzdür.

    Alparslan'la birlikte Malazgirt muharebesine iştirak eden Gazi Süleyman Bey muharebede büyük kahramanlık göstermiştir. Zaferin kazanılmasından sonra Sultan Alparslan bu namlı kumandanını Anadolunun fethiyle görevlendirdi.

    Gazi Süleyman Bey kahraman fedâileriyle birlikte Anadolu içlerine dalarak süratle fetih hareketine girişti ve birkaç sene içerisinde muazzam fetihler yaparak Anadolunun büyük kısmını ele geçirdi.

    Gazi Süleyman Bey Artuk Tutuk Dânişmend Saltuk Beyler gibi büyük kumandanları akıncı bölükleriyle çeşitli bölgelere göndermişti. Bu kumandanlar zaferler kazanarak Anadolunun bir İslam diyarı olmasını temin etmişlerdir.

    Anadoludaki fetih ordusu Kayseri civarında Bizans ordusuyla yaptığı savaşı kazandı ve hiçbir engelle karşılaşmadan Marmara sahillerine İzmit'e kadar ilerledi.

    Süleyman Bey Konya ile birlikte bütün orta Anadoluyu fethetti. 1075'te de mühim bir Bizans şehri olan İznik ve havalisini ele geçirerek İznik'e yerleşti.

    Gazi Süleyman Beyin Anadoludaki fetihleri bütün İslam beldelerinde sevinçle karşılanmaktaydı. Sultan Melikşah da çok sevdiği Süleyman Beyin muvaffakiyetlerinden dolayı her vesileyle sevincini belli ediyordu.

    Sultan Melikşah 1077'de Gazi Süleyman Bey'i Anadolu sultanı olarak ilan etti. Böylece payitaht İznik olmak üzere Anadolu Selçuklu devleti tarih sahnesine çıkmış oluyordu.

    Süleyman Şah Bizansın içişlerine de karışıyor desteklediği şahsı kral yaptırıyordu. Nitekim krallığını ilan eden Bizans kumandanı Botaniates'i desteklemiş ve bu kumandanın yanına iki bin asker vererek tahtı ele geçirmesine yardımcı olmuştu.

    Askerlerine ve halka son derece iyi davranan ve adaletle iş ören Süleyman Şah gayr-i müslim yerli halkın da takdirini kazanmıştı. İç isyanlar ve kötü idare yüzünden perişan olan yerli halk Süleyman Şah idaresinde huzur ve sükûna kavuşmuşlardı.

    Bir yandan fetihler devam ederken diğer yandan fethedilen topraklara Müslümanlar getirilip yerleştiriliyordu. Azerbaycan Türkistan ve İran'dan onbinlerce Müslüman aile Anadoluya göçetmeye başlamıştı.

    Süleyman Şah Kapıdağı yarımada ile Çanakkale Boğazı'nın Asya sahillerini de ele geçirdi. İstanbul Boğazına kadar olan kısımlar daha önce ele geçirilmişti. Öyle ki Selçuklu orduları Üsküdar'a kadar gelmiş ve hasretle İstanbul'u temaşa etmişlerdi.

    1081'de yapılan anlaşmaya göre Selçukluların Marmara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip oldukları Bizanslılarca da kabul edilmiştir.

    Süleyman Şah 1082 yılında Çukurova'ya girdi ve ilk önce Tarsus'u fethetti. 1083'te ise Adana başta olmak üzere bütün Kilikya (Adana civarları) beldelerini hakimiyyeti altına aldı.

    Süleyman Şah'ın en büyük arzusu Antakya'yı ele geçirmekti. Bu maksatla yola çıktı. Harekâtını gizli tuttu. 12 gün boyunca gündüzleri konaklamak ve geceleri yol almak suretiyle ordusunu ilerletti. 13 Aralık 1084 günü Antakya önlerine geldi ve ani bir hücumla şehri ele geçirdi. Şehrin büyük kilisesini camiye çevirdi. İlk cuma namazında 120 müezzin bir ağızdan Ezan-ı Muhammedi'yi okudu.

    Süleyman Şah şehrin ahalisine çok iyi davrandı ve şehri baştan başa imar ettirdi.

    Süleyman Şah Anadoludaki fetih harekâtını devam ettirdi. Kumandanlarını çeşitli bölgelere gönderdi. Bunlardan Buldacı Bey 1085 başlarında Maraş Elbistan Göksun ve Besni kalelerini fethederek bu bölgeleri ele geçirdi.

    Bu esnada Çaka Bey İzmir'i fethetmiş İzmir Körfezinde büyük bir donanma kurdurarak Selçuklu Devletinin ilk deniz kuvvetlerinin kurucusu olmuştu.

    Gümüştekin Bey ise Urfa ve Antep çevresini fethetmişti. 1085'e doğru bütün beylikler bir araya getirilmiş ve Anadolu'da kuvvetli bir devlet doğmuştu. Süleyman Şah Kurucusu olduğu devletin birliğini temin etmişti. 1105'e doğru bütün Anadolu Müslümanların eline geçmişti. Anadolu fâtihi Süleyman Şah devlet idaresinde de maharetini göstermiş ele geçirdiği topraklara kök salmak için müslüman ahalinin Anadoluya yerleşmesini temin etmişti.

    Süleyman Şah zaferden zafere koşarken Sultan Melikşah'ın kardeşi Sultan Tutuş da saltanat hevesine kapılmış Suriye'de bir devlet kurmak maksadıyla sağa sola saldırmaya başlamıştı.

    Süleyman Şah Sultan Tutuş'un bu hareketlerine dur demek maksadiyle ordusuyla birlikte Tutuş'un üzerine yürüdü. İki ordu 5 Haziran 1086'da Halep yakınlarında karşı karşıya geldi. Muharebenin en şiddetli safhasında bir kısım Türkmenler Süleyman Şah'ın safını terkederek karşı tarafa geçtiler. Bunun üzerine Süleyman Şah'ın ordusu bozuldu. Kendisi de muharebe meydanında vuruşurken şehid düştü. Cenazesi büyük bir cemaatle kılınan cenaze namazından sonra Halep kapısında defnedildi.

    Anadolu fâtihi Süleyman Şah'ın şehadeti Anadolu'da ve bütün Selçuklu beldelerinde üzüntüyle karşılandı.

    Sultan Melikşah Süleyman Şah'ın oğlu I.Kılıçarslan'ı İsfahan'a getirterek ihtimamla yetiştirdi.

    Süleyman Şah'ın sağlam temeller üzerine bina ettiği devlet 1308'e kadar tarih sahnesinde kalmıştır.

  2. #7
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Sultan Kiliç Arslan (II)

    Anadolu Selçuklu Devletini ihtişamın ziresine çıkaran ve Osmanlı Devletinden önce Anadolu'da kurulan ilk büyük İslâm Devletinin namım cihana yayan idareci Sultan II.Kılıç Arslan'ın tarihimizde müstesna ve mümtaz bir yeri vardır...Sultan olduğu 1155'ten 1192'de vefatına kadar 37 yıl devleti iç ve dış düşmanlardan arındırarak iktisat irfan medeniyet yönünden terakkinin zirvesine çıkarmıştır. O'nun hükmettiği devre tarihimizin en parlak devirlerindendir. Kılıç Arslan siyasî cihetten üç zorlu engeli aşmayı başarmış bir idarecidir: (1) Bizans'ın Anadolu'ya yeniden yerleşme ümit ve siyasetini ebediyen kırmıştır. (2) Haçlı tehlikesini Anadolu'dan bütünüyle uzaklaştırmıştır. (3) Civar bütün beylikleri merkeze bağlıyarak Anadolu birliğini kurmuştur. Bu siyasî muvaffakiyetlere paralel olarak da Anadolu'da maddî-manevî ilerlemenin başlamasına vesile olmuştur. Sultan Kılıç Arslan bu icraatlarında nasıl muvaffak olmuştur?.. Bu sorunun cevabı Sultan II.Kılıç Arslan'ın hayatında saklıdır. Bu yüzden bu cihangir padişah'ın hayatına göz atmamız gerekmektedir.

    Sultan II. Kılıç Arslan 1115 yılında dünyaya geldiğinde Anadolu'da Ehl-i Tevhid'in yerleşmeye başlamasının üzerinden bir asra yakın bir zaman geçmişti. Büyükbabası Süleyman Şah sarsılmaz bir iman azim ve gayretle Anadolu'da Selçuklu devletinin temelini atmış ve Anadolu'nun bir İslambeldesi olması için köklü tedbirler almıştı. Süleyman Şah'ın 1086'da vefatı üzerine tahta geçen oğlu I.Kılıç Arslan tarihe şan veren bir mücadeleyle

    I.Haçlı seferine (1096-1099) kahramanca karşı koymuş ve yarım milyona yakın haçlıyı Anadolu bozkırlarına gömmüştü.I.Kılıç Arslan'ın 1107'de vefatı üzerine 2.Kılıç Arslanın amcası Melikşah Anadolu Selçuklu tahtına geçmişti. Sultan II.Kılıç Arslan şehzadeliğinden itibaren geleceğin Sultanı olmak üzere itinayla yetiştirilmiştir. Dinî ilimleri devrin meşhur âlimlerinden devlet idareciliğini bizzat pederinden ve çocuk denecek yaşından itibaren atıldığı idarecilik hayatında pratikten öğrenerek yetişti. Babasıyla birlikte Elbistan'ın fethinde bulundu (1144) ve Elbistan'a Melik tayin oldu. Meliklik devrinde maiyyetindeki bir avuç akıncıyla Göksün ve Maraş bölgelerine akınlar yaptı. 1147-1149 yılları arasında cereyan etmiş olan II.Haçlı seferine karşı babası Sultan Mes'ud'la birlikte karşı durmuş ve Haçlılara yapılan çetin mücadelelerde tecrübesini arttırmıştır. Melik II.Kılıç Arslan'ın da iştirak ettiği bu Hilal-Salip mücadelesinde Haçlılara büyük kayıplar verdirilmiştir. Haçlı tehlikesinin berteraf edilmesini müteakip 1149 yılında babası ile birlikte Maraş'ı haçlıların elinden kurtarmıştır.

    Sultan I. Mes'ud hayattayken siyasî bilgisiyle askeri sahada gösterdiği dirayetiyle irade ve enerjisiyle geniş görüşüyle tahta en layık olan bu oğlunu 1155 yılında Sultan ilan etmişti. Sultan II. Kılıç Arslan babasını yanıltmayacaktı. Kısa zamanda babasının yarım bıraktığı işleri tamamlamak üzere teşebbüslere geçti... Büyük Selçuklu Sultanı Sancar'ın vâris bırakmadan 1157'de vefat etmesi üzerine Anadolu Selçuklu Devleti tamamen müstakil oldu.

    Kılıç Arslan sağlam bir Devlet mekanizması kurmaya muvaffak olduktan sonra fetih bayrağını eline aldı. 1157'de Ayıntab'ı fethederek Suriye sınırını güven altına aldı. Daha sonra Bizans üzerine döndü ve Miryekefalon'daki savaşla neticelenecek zorlu bir mücadeleye başladı. Kılıç Arslan'ın en büyük ideali Peygamberi bir kitapları bir idealleri bir olan Müslüman Devletleri aynı bayrak altında toplamak küffür karşısında tek bilek tek yürek olarak durmaktı... Kılıç Arslan böyle bir iman birliğinin önünde hiçbir engelin duramayacağına inanıyordu. Fakat bu ittihad'ın pek çok engelleri vardı. Bu engelleri kılıca iş kalmadan halletmek istiyordu. Bu ulvî idealini Kader-i İlâhi'nin de yardımıyla gerçekleştirmeye muvaffak olmuştur. Musul ve Suriye'nin hükümdarı Atabey Nûreddin Mahmud Zengi'nin 1174'te vefatıyla Kılıç Arslan'ın idealindeki "İslam Birliği"nin önündeki en büyük manilerden birisi kendiliğinden kalkmıştı. Çünkü Mahmud Zengi'nin tavrı yüzünden Güney Anadolu iki devlet için huzursuzluk bölgesi olmuştu.

    II. Kılıç Arslan 1175'te nicedir Selçuklulara musallat olan Dânişmendli krallığını ortadan kaldırmıştı. Daha sonra Danişmendoğulları Selçuklu hizmetine girdi.

    Kılıç Arslan meşakkatin semeresini almış ve Anadolu İslam birliğini tesis etmeye muvaffak olmuştu. Artık sıra köhnemiş zihniyetin temsilcisi Bizanstaydı. Akıncılar Bizans topraklarında kasırga gibi esmeye başlamışlardı. II.Kılıç Arslan'ın fevkalâde siyaseti ve mahareti karşısında telaşa kapılan Bizans imparatoru Manuel Komnenos Selçukluları Anadolu'dan atmak için büyük bir ordu hazırladı ve Anadolu üzerine sefere çıktı. Zaten Kılıç Arslan epeydir böyle bir karşılaşmaya hazırlanmaktaydı. İki ordu 1176 yılında Eğiridir Gölü'nün az kuzeyinde karşı karşıya geldi. "Miryokefalon savaşı" diye tarihlere geçen bu savaşta II.Kılıç Arslan kumandasındaki Selçuklu ordusu Bizanslıları perişan etti ve bütün İslâm Âlemini sevince gark eden parlak zaferi kazandı. Bu zaferden sonra Bizans Ehl-i Tevhid'i Anadoludan sökemeyeceğini kesin olarak anlamış oldu.

    Kılıç Arslan (1189-1192) yılları arasında yapılan 3.Haçlı seferi âfetinden Anadolu'yu kurtarmak için de büyük mücadele verdi. Anadolu'ya girmek isteyen Haçlı ordusunu gerilla harpleriyle yıprattı ve Anadoluyu bu belâdan kurtardı.

    Kılıç Arslan Diğer İslam Devletleriyle de anlaşmaya gayret etmiş ve bunda da muvaffak olmuştur. Muasırı Selahaddin Eyyubi ile anlaşması ve İslamın menfaatleri yönünde ittifaka gitmesi bu çalışmalardandır.

    II.Kılıçarslan askerî sahadaki zaferleri yanında bütün Devlet sathında başlattığı kültür san'at ilim hareketleriyle ve imar faaliyetleriyle de dikkat çekmiştir..

    Devrinde yüzlerce cami medrese han kervansaray imaret çarşı çeşme ile Anadoluyu bir baştan bir başa donatmıştır. Bilhassa Orta Anadolu şehirlerinde büyük bir imar hareketini gerçekleştirmiştir.

    Sultan Kılıç Arslan İslamiyyetin hakikatlerini nefsinde tatbik etmek ve etrafa tebliğ etmek için âzami gayret sarfetmiştir. O İslamiyyetin verdiği mefkure sayesinde Anadolu'da yurt kurulduğunu ve kurulan İslâm Devletinin bekâsının da ancak bu yüce dine sımsıkı yapışmakla mümkün olduğunu anlamış ve bu idrak içerisinde hareketlerine yön vermiştir.

    Sultan II. Kılıç Arslan Adalet'i esas almıştır. Adalette din farkı gözetmemiştir. Bu davranışları yüzündendir ki Hıristiyanlar bile o'nun zamanında kiliselerinde Sultan'ın şevketi ve başlarından eksik olmaması için dua ediyorlardı.

    Kılıç Arslan'ın idaresi boyunca Anadolu'da görülmemiş bir huzur asayiş ve refah dönemi gelmiştir. Dinin izzetini muhafaza için didinen Kılıç Arslan'a bu yüzden "İzzeddin Ebul-Feth" denilmiştir.

    Bu şanlı padişah 1192 yılında Konya yakınlarında vefat etmiştir. Yerine Sultan olan oğlu Keyhusrev tarafından Sultan Mes'ud camiinin yanındaki Künbed'e defnedilmiştir.

  3. #8
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Sultan Alâeddin Keykubad

    Anadolu Selçuklu Devletini dünyanın en zengin en ihtişaml devleti haline getiren Sultan Alaeddin Keykubad Anadolu'yu baştan başa imar etmesi ve ilim müesseseleri ile donatmasıyla tanınan ve ismi her zaman hayırla yâdedilen büyüklerimizdendir.
    Sultan Alaaddin Keykubad Sultan I.Gıyaseddin Keyhusrev'in oğludur. Kardeşi Sultan İzzeddin Key-Kâvûs'un 1219'da vefatı üzerine 28 yaşında iken Selçuklu tahtına oturmuştur.

    Alaaddin Keykubad tahta geçtikten sonra yaklaşan Moğol tehlikesine karşı tedbirler aldı. Başta Konya Sivas ve Kayseri olmak üzere birçok şehirde kale ve surları tamir ve tahkim ettirdi. Kale ve suru olmayan yerlerde kale ve sur inşa ettirdi. Moğolların Bağdat'a hücum etme ihtimali üzerine yardım isteyen Halifenin hizmetine ordu gönderdi. Moğol hücumu olmayınca bu beş bin kişilik ordu geri döndü. Sultan Alaaddin bir taraftan da fetih hareketlerine girişmişti. İlk olarak 1223'te Akdeniz'in mühim noktalarından Kalonoros'u fethetti. Bu güzel limana ismine izafeten Alâiye (Alanya) dendi. Burada büyük bir tersane kurdurarak deniz filosunu güçlendirdi. Çobanoğlu Hüsameddin Beyin kumandası altında Kırım'a denizden ordu şevketti. Bu ordu Ukrayna içerilerine kadar ilerledi. Çavlı Bey de Silifke'ye kadar olan Akdeniz kıyılarını fethetti. Batıda Bizanslıların yanı sıra Doğuda Moğol Tehlikesinin başgöstermesi üzerine Eyyubîlerle dost olmanın faydasına inanan Sultan Alaaddin Eyyubî Sultan'ı Âdil le anlaştı ve Adîl'in kızı ile evlendi.

    Mengücekoğulları huzursuzluk çıkarmaya başlamışlardı. İleride Moğollarla yapacağı çarpışmalarda Erzincan ve havalisini ellerinde bulunduran Mengücekoğulları tarafından arkadan vurulacağını hesap eden Alaeddin Keykubad bu bölgeyi garantiye almayı düşündü ve 1225'te Erzincan'ı fethederek Mengücekoğullarını ortadan kaldırdı.

    Alaaddin Keykubad İslâm ülkelerini talan eden Moğollara karşı durmak için bütün müslümanların el ele vermesini istiyordu. Bu maksatla Harzemşah hükümdarı Celaleddin'e ittifak teklif etmiş ve her konuda yardıma hazır olduğunu söylemişti. Fakat iyi bir kumandan olmasına rağmen siyasî görüşü kıt olan Celaleddin Harzemşah bu ittifak teklifine kendisinden beklenilmeyen bir harekete girişerek cevap vermişti. Celaleddin Moğollar dururken İslam ülkesine girmiş ve âlimleriyle meşhur bir kültür merkezi durumunda olan Ahlat'ı kuşatmıştı. Bunu öğrenen Alaeddin Keykubad Celaleddin'e yanlış yolda olduğunu İslam mülküne tecavüz etmemesi gerektiğini asıl Moğollarla meşgul olması lazım geldiğini anlatan bir mektup göndermiş ve Ahlatı muhasaradan vazgeçtiği takdirde Moğollarla mücadelesinde kendisini destekleyeceğini de ilave etmişti. Bu güzel teklife kulağını tıkayan Celaleddin Harzemşah Selçuklu Sultanı ile çarpışmaktan kaçınmayacağını söyledi. Neticede iki ordu 10 Ağustos 1230'da Erzincan yakınlarındaki Yassıçemen'de karşı karşıya geldi. Cereyan eden çetin muharebe neticesinde Celaleddin Harzemşah'ın ordusu mağlup oldu ve Harzemşah hükümdarı Selçuklu topraklarından uzaklaştı. Neticede siyaseti bilmeyişinin ceza'sını ağır bir şekilde ödedi ve Moğollar önünde mağlup oldu. Kendisi de Moğollar tarafından şehid edildi.

    Yassıçemen muharebesini kazanan Alaaddin Keykubad Erzurum üzerine yürüdü ve amcası oğlu Cihanşah'ın idaresi altındaki şehri ele geçirerek şehri doğrudan doğruya Konya'ya bağladı.

    Moğollara karşı ustaca bir siyaset takip ederek Anadolu üzerine gelmelerine mani oldu. Zaten Moğollar da şöhretini ve devletinin gücünü yakından bildikleri Alaeddin'in üzerine gitmeye cesaret edemiyorlardı. Onlar bu şanlı padişah'ın vefatını kollayacak ve ondan sonra Anadolu'ya dalacaklardı. Nitekim öyle yapmışlardır...

    1234'te Eyyubiler gözünü Anadolu'ya dikmişti. Eyyubi imparatoru Sultan Kâmil yanına 16 Eyyubi Melikini ve yüz bin kişilik ordusunu alarak Anadolu'ya girmişti. Bunun üzerine harekete geçen Alaeddin Keykubad Eyyûbî ordusunu karşıladı ve Eyyûbîleri üst üste bozguna uğratarak Anadolu'dan püskürttü.

    Çetin mücadeleler sonunda Anadolu birliğini kurmaya muvaffak olan Alaeddin Keykubad Suriye'yi fethetmek için hazırlıklara başladı. Bu hazırlık içerisinde iken 30 Mayıs 1237'de Kayseri'de zehirlendi ve 45 yaşında iken vefat etti. 17 yıl 5 ay tahtta kalan Selçuklu Devletinin bu büyük idarecisinin naaşı Konya'ya getirilerek kendisine nisbet edilen camiin yanındaki türbeye defnedildi.

    Tarihlerin kaydettiği büyük idarecilerden birisi olan Alaeddin Keykubad idareciliği esnasında devleti ihtişamın zirvesine çıkarmıştır. Takip ettiği dâhice bir ticaret ve iktisat siyaseti ile Anadolu Selçuklu Devletini dünyanın en zengin ve en müreffeh ülkesi haline getirmişti. Ülkeyi bir uçtan bir uca yollarla kervansaraylarla donatmıştı. Surlar kaleler ile yeni şehir ve kasabaların inşası yanında kervansaray cami medrese hastahâne ve köprü yapımı gibi imar faaliyetinde bulunarak ülkeyi mâmur hale getirdi. Ordu ve donanmaya çok ehemmiyet verdi. Mükemmel bir ordu kurdu. Şeker dokuma ve silah imalathaneleri kurdurdu.

    Kendisi de âlim bir zat olan Sultan Alaeddin Keykubad ilme ve âlime son derece değer verirdi. Tanınmış âlimleri davet eder onları mükemmel surette ağırlardı. Konya'ya gelen Bahâeddin Veled ve oğlu Celaleddin Rûmî'ye (Mevlânâ) büyük hürmet göstermişti.

    Adalet işlerini yakından takip ederdi. Kapısı herkese açıktı. Her vakit ahaliyle görüşür istek ve şikayetlerini dinlerdi. Haksızlığa uğrayanın işini bizzet takip eder haksızlık düzeltilinceye kadar peşini bırakmazdı.

    İslam ülkelerinin ve müslümanlarının meseleleriyle yakından ilgilenir ve İslamiyyet için bütün imkânlarını seferber ederdi. Bu hasletinden dolayıdır ki Halife kendisini "Sultânu'1-Âzam" diye anarak İslam hükümdarlarının en büyüğü olduğunu tasdik etmiştir.

    17 yıllık saltanat devri dünyanın gıpta ile baktığı halkın maddî ve manevî huzur ve saadet içerisinde yaşadığı bir devir olmuştur.

  4. #9
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Osman Gazi

    Osman Gazi; imanını azmini harc ederek inşa ettiği 623 yıl payidar olan büyük ve şerefli İslam devletini kurucusu büyüğümüz... O'nun Rıza-i İlâhî uğruna gösterdiği ihlaslı gayretleridir ki şanlı devleti altı asır üç kıtada payidar kılmıştır. Yine yaptığı Kur'an hizmeti ile aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen unutulmamış gönüllerde yaşamıştır. Beşer için bundan büyük saadet düşünülebilir mi?..

    Osman Gazi Oğuzların Kayı boyu'nu üç asır süren göçebe hayattan devlet hayatına yükseltmiştir.

    Bu cihan devletinin nasıl kurulduğunu ve nasıl bu kadar uzun müddet yaşayabildiğini daha iyi anlamak için Osman Gazi'nin hayatına yakından göz atmak gerekir. Fakat daha önce kısaca Kayı boyunun Söğüt'e gelişine kadar geçirdikleri devreye bakalım... Kayı oymağı ilk defa yaklaşık 1000 yılında diğer Oğuz boylarıyla birlikte hareket ederek Amuderya nehrini geçmiş ve Aral havzasına gelmişlerdir. Burada Horasan'ın kuzey sınırına Karakum Çölü'nün güneyine Merv civarında Mâhân'a yerleştiler 1220 yıllarında Cengiz idaresindeki Moğol orduları yaklaşırken bu Ye'cüc Me'cüc âfetinden sakınarak Merv'den hareket ederek Ahlata gelmişlerdir. Alıştıkları Türkistan havasını ve sürüleri için kâfi otlağı bu bölgede bulamayınca Erzincan yakınlarına göç etmişlerdir. Kayı Boyunun Beyi Süleyman Şah aradıkları huzurlu ortamı bir türlü bulamamanın elemiyle geri Horasan'a dönmeye karar verir. Geri dönmek üzere yaptıkları sefer esnasında Caber kalesi önlerinde Fırat nehrini geçerken boğularak şehit olur. Bu vak'adan sonra Süleyman Şah'ın dört oğlundan Sungur Tekin ve Gündoğdu geri vatanlarına dönerler. Diğer iki oğlu Dündar Beyle Ertuğrul Bey Pasin ovasıyla Sümerli-Çukur taraflarına gitmişlerdir. Ertuğrul Bey bu bölgelerin de aradıktan ve ideallerindeki yer olmadığını görünce oğlu Savcı Bey'i Selçuklu sultanı I. Alâeddin Keykubad'a göndererek kendilerine uygun bir yer gösterilmesini ister. Bunun üzerine Alaaddin Keykubat Kayı Boyu'na Ankara civarında Karacadağ'ı verir. Kayı Boyu; Moğollara ve Bizanslılara karşı mücadelelere girişir ve bu mücadelelerden her zaman muzaffer çıkar. Bu muvaffakiyetleri üzerine Kayı Boyu'na Bizans hududundaki Söğüt kışlak Domaniç ise yaylak olmak üzere verilir.

    Ertuğrul Gazi idaresindeki Kayı aşireti yeni yurtlarına yerleşir yerleşmez etrafı talan eden Bizanslıların karşılarına dikilmiş ve onlarla cenge tutuşmuşlardır. Osman Gazi işte Kayı aşiretinin gazadan gazaya atıldıkları ve İla-yi kelimetullah için savaşmanın şevkiyle coştukları yıllarda 1258'de Söğütte dünyaya gelmiştir.

    Osman Gazi çok küçük yaşından itibaren mükemmel bir dinî tahsil almaya ve harp san'atını öğrenmeğe başlamıştır.

    Osman Gazi 1281'de babası Ertuğrul Gazi'nin vefat ettiği anda 23 yaşında; kumandanlıkta ve idarecilikte babasını aratmayacak derecede mahir bir idareci ve kumandandı... Bu yüzden diğer kardeşleri Savcı Bey'le Gündüz Beyin ve aşiretin bütün ileri gelenlerinin tasvibiyle Kayı boyunun başına geçmiştir.

    Osman Gazi aldığı terbiye icabı son derece mütevazi imanlı secaatli bir idarecidir. Bir yandan elinde kılıç düşmanları titretirken diğer yandan Cenab-ı Hakka kullukta kusur etmemeye âzami dikkat sarfetmektedir. Şu hadise O'nun Hak dine bağlılığının müşahhas bir misalidir.

    Osman Gazi ilerde kayınpederi olacak Şeyh Ede-Bâli'yi zaman zaman ziyaret edip çeşitli mevzularda ona danışırdı. Yine böyle bir ziyaret gününün gecesi uyumak için kendisine hazırlanan odaya girdiğinde duvarda asılı duran Kur'an-ı Kerim'i görür. Kelâm-ı İlâhî'nin bulunduğu bir yerde uzanıp yatmaktan haya eder ve Kur'an-ı Kerim'i eline alarak sabah namazına kadar okur. Sabah namazını eda ettikten sonra başını yatağın kenarına koyduğu bir esnada uyku ile uyanıklık arasında şöyle bir nida işitir.

    "Ey Osman! Madem ki sen benim kitabıma bu kadar hürmet edip sabaha kadar okudun. Ben de seni ve senin evlâdını mübarek ve said eyledim. Dünyada ve ukbâda sen ve neslin mesud ve bahtiyar olacaksınız. Devlete nail olacaksınız. Kur'an'a ve O'nun hakikatlerine hürmet edip onunla amel ettiğiniz müddetçe şanla şerefle yaşayacaksınız"

    Niçin uyumadığını soran Şeyh Ede-Bâli'ye akşamdan beri olanları ve en son gördüğü rüyayı anlatır. Çevrenin tanınmış âlimi mürşidi anlatılanları dinledikten sonra uzun uzun düşünür ve hiçbir yorum yapmaz...

    Osman Gazi'nin ideâli kâinatı kuşatacak kadar geniştir. O Cenab-ı Hakkın yüce ismini bütün kâinata duyurmak yaymak istemektedir. Bu uğurda canını seve seve vermeğe hazırdır... İdeâlinin genişliğini henüz ilk beylik anlarından itibaren İstanbul'a göz koymasından anlıyoruz. Kendisine izafe edilen bir şiirinde şöyle demektedir.

    Osman Ertağrul oğlusun

    Oğuzhan Karahan neslisin

    Hakkın bir kenter kulusun

    İstanbul'u aç gülzâr yap!

    Bu ideali İlham-ı Rabbani olarak kendisine rüya âleminde gösterilmiştir. Yine Şeyh Ede Bâli'nin misafiri olduğu bir günün akşamı şöyle bir rüya görür:

    Rüyasında Şeyh Ede-Bali'nin yanında yatmaktadır. Bu esnada Şeyh Edebâli'nin koynundan bir ayın çıkarak yükselmeye başladığını görür. Ay bedir haline geldiği zaman gökten inerek kendisinin koynuna girer. Daha sonra göbeğinden bir çınar ağacı çıkarak süratle büyümeye başlar. Ağaç büyüdükçe yeşillenmektedir. Dallarının gölgesi bütün dünyayı örtmektedir. Ağacın yanıbaşında dört sıra halinde dağlar yükselmektedir. Bu dağlar Kafkas Atlas Toros ve Balkan dağlandır. Ağacın köklerinden Dicle Fırat Nil ve Tuna nehirlerinin çıktığını görür. Dağlardan çıkan bu sular gül ve çeşitli çiçeklerle bezenmiş bahçeler arasında dolaşarak akmaktadır. Bu geniş sulann üzerinde gemiler yüzmektedir. Bu sularla sulanan tarlalar mahsullerle dolup taşmaktadr. Dağların tepeleri sık ormanlarla örtülüdür. Vadilerde sayısız şehirler vardır. Bu şehirlerde çok güzel binalar vardır. Bu binaların hepsinin altın kubbelerinde birer ay yükselmektedir. Sayısız minarelerinden bülbül sesli müezzinler Ezan okumaktadır. Ağacın üzerinde bulunan bülbüller ve türlü çeşitli kuşlar okunan bu Ezan-I Muhammediye kendi hal dilleriyle iştirak etmektedirler. Ağacın yaprakları gittikçe uzamaktadır. Tam bu hengâmede aniden bir rüzgar çıkar ve ağacın yapraklarını İstanbul'a doğru çevirir. Şehir iki denizin ve iki kıtanın birleştiği yerde iki zümrüt ile firuze arasına oturtulmuş bir elmas gibi parlamaktadır. Böylece bütün dünyayı kuşatan geniş bir ülkenin çerçevelediği yüzüğün kıymetli taşını teşkil etmektedir. Osman gazi tam bu yüzüğü parmağına takarken uyanıvermiştir.

    Gördüğü bu rüyayı Şeyh Ede-Bâli'ye anlatınca şeyh tebessüm ederek O'na şöyle demiştir. "Osman padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun. Kızım Bâlâ Hâtûn da senin helâlin olsun." Böylece Osman Gazi daha önce tâliblisi olduğu Bâlâ hatunla izdivaç etmiştir. Bu izdivaçtan Alaaddin Bey dünyaya gelmiştir. Oğlu Orhan Gazi'nin annesi ise Türkmen Beylerinden Ömer Bey'in kerimesi Mal Hatun'dur...

    Osman Gazi; müslüman köylerine dadanan masum halkı katlederek mâmur yerleri yakıp yıkan Bizans tekfurlarına karşı cihad bayrağını açar ve durup dinlenmeden gaza eder. Maiyyetindeki bir avuç serdengeçtiyle fetihten fetihe koşmaktadır. Osman Gazi'nin şanlı fetih ve zaferlerine kısaca göz gezdirelim. 1285'te Kulaca Hisar 1288 Karacahisar fethedilmiştir.

    Bu zaferler üzerine Selçuklu Sultanı II.Sultan Mes'ud Osman Gazi'ye 1288'de Eskişehir'i de vermiştir. Bir yıl sonra da bağımsızlık alâmeti olarak; Tuğ alem tabıl altın kılıç ve beyaz renkte bir sancakla birlikte bir de ferman göndererek Kayı aşiretinin bağımsızlığını resmen ilan etmiştir.

    Kayı aşiretinin hudutları gittikçe büyümektedir. Osman Gazi Cihangir ruhlu askerlerle yılmadan sınır boylarında dolaşmaktadır. 1292'de Sakarya'nın kuzeyine akın edilmiştir. 1298'de Bilecek ve Yarhisar kaleleri fethedilmiştir.

    Bu fetihleri müteakip Selçuklu devletinin de artık alem verici mukadder sonunu gören Osman Gazi 27 Ocak 1299'da Osmanlı Devletinin kurulduğunu dosta ve düşmana ilan etmiştir. Akabinde devlet müesseselerini süratle kurmuş ve ehil kişileri mühim mevkilere getirmiştir...

    Devletin kuruluşundan sonra fetih hareketleri devam etmiştir. 1301'de Yondhisan ve Yenişehir kaleleri fethedilmiş yine aynı yıl 27 Temmuz'da Bizans ordusuna karşı yapılan Koyunhisan muharebesinde parlak bir zafer kazanılmıştır. Yine o yıl Köprühisar fethedilmiştir. 1306 yılında da Bursa Tekfurunun idaresindeki müttefik Bizans ordusuna karşı yapılan meydan muharebesinde tarihlere "Dinboz zaferi" diye geçen neticesi itibariyle oldukça mühim zafer kazanılmıştır. Bu parlak zaferlerden sonra Osman Gazi hayalindeki fethi gerçekleştirmek için harekete geçmiş ve yeşillikler içerisinde cennet belde Bursa'nın fethi için 1314'te ilk hamle olarak şehri kuşatma altına almıştır.

    Bu kahraman padişah 1326'da bir rivayete göre Bursa'nın fethi haberini aldıktan sonra diğer bir rivayete göre de fetihten önce beka âlemine göçmüştür. Osman Gazi Söğut'te vefat etmiştir. Daha sonra vasiyeti gereği 6 Nisan 1326'daki fethi müteakip Bursa'ya getirilerek buradaki türbesine defnedilmiş-tir.

    Osman Gazi vefatından önce 1320 yılında oğlu Orhan Gazi'yi yerine vekil tayin ederek kendisinden sonra kimin padişah olmasını istediğini belli etmiştir. Oğlu Orhan Gazi'ye vefatından önce yaptığı nasihat ve vasiyet asırlar boyu idarecilerin kulağına küpe olmuştur. Oğluna; milletin istikbaline ışık tutan ilim adamlarına millete pak ahlak yolunu gösteren salih kişilere ve millet için can vermiş olan şehitlerin evlatlarına hürmet ve itibar etmesini vasiyet eden Osman Gazi devamla şöyle demiştir:

    "Daima gaza ve cenge devam ediniz. Cihadın kemâline varıp Sancağ-ı Şerifi daima yüksekte tutunuz. Hanedanımdan ve torunlarımdan her kim ki doğru yoldan ve adaletten geri kalır O rûz-i mahşerde Peygamber Efendimizin şefaatinden mahrum kalsın!

    Oğlum; dünyaya gelen hiç bir padişah yoktur ki ölüme itaat etmesin. Şimdi Hâkim-i Mutlakın hüküm ve iradesiyle ölüm yaklaştı. Bu mânevi yolculukta artık dünya nimetlerinden ümidi kesmek gerektir. Ey bahtiyar oğlum bu devleti bu emaneti sana bırakıyorum. Seni Hüdâya emanet ediyorum. Bütün işlerinde kanunları üstün tut. Askerleri ve halkı kendi akraban gibi sev haklarını tamamen ve noksansız ver!"

    Oğlu Orhan Gazi ve nesli bu vasiyyetini harfiyyen yerine getirmekte kusur etmiyeceklerdir. Bu yüzdendir ki Osmanlı devletinin hudutları 35 asırda "bin" kat büyüyüp genişleyecektir...

    Osman Gazi vefat ettiğinde geriye dünya malı olarak zarurî eşyalarından başka birşey bırakmamıştı. İşte terekesi: Denizli bezinden içi âlemli yapılmış sarık bezi bir at zırhı bir tuzluk bir kaşıklık bir çift çizme Alaşehir dokuması sancaklar bir kılıç bir tirkeş bir mızrak birkaç at ve üç sürü koyun...

    Osman Gazi padişah iken devlet hazinesinden maaş almamıştır. Koyunlarının gelirleri ile geçimini temin etmiştir. Zaten elinde olanı fakirlere muhtaçlara dağıtırdı. Bundan büyük lezzet alırdı. Gelecek nesillere dünyaya bedel bir devlet bırakmıştı. O'nun kurduğu devlet üç kıtaya hükmedecek ve dünyaya ilim irfan adalet iman nurunu yayacaktı...

  5. #10
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Sultan Orhan Gazi

    Osmanlı Devleti gibi üç kıtaya hükmedecek muhteşem bir imparatorluğun temelini atan
    Osman Gazi beka âlemine gitme vaktinin geldiğini anlayınca Gazi oğlu Orhan'ı çağırmış ve ona şöyle vasiyet etmişti:

    "Oğlum İstanbul'u aç gülzar eyle. Öldükten sonra beni Bursa'da Gümüşlü Kümbete defneyle. Oğlum milletin istikbalini nurlandıran ilim adamlarına millete pak ahlak yolunu gösteren salih zatlara din için can vermiş olan şehitlerin evlatlarına hürmet ve itibardan asla ayrılma. Bunları her zaman gör ve gözet.

    "Allah'ı tanımayan kimselere devlet umurunda vazife verme. Verirsen yüzün kara olarak âhirete gelesin. Zira bu tip insanlar Allah'ın gazabına müstahak olduklarından işlerinde hayır ve muvaffakiyet olmaz. Bunlar halka hüsn-ü muamele etmezler ve rüşvet almaya meyilli olurlar. Memleket ve millet bunlardan zarar görür. Bilmediğini bilenden sor. Sana sadık olanları hoş tut. Askerlerine bol ihsanda bulun zira ihsan insanın tuzağıdır."

    Osman Gazi vefat edince oğulları Orhan ve Alâeddin saltanatı birbirlerine layık görmüşlerdi. Orhan Gazi Ağabeyi Alaeddin'in padişah olmasını istiyordu. Alaaddin Paşa ise;

    "Kardeşim! Babamızın duası ve himmeti seninledir. Onun içindir ki kendi zamanında askeri senin yanına vermişti. Şimdi çobanlık dahi senindir." diyerek kardeşi Orhan Gazi'nin Devletin başına geçmesini istiyordu. Neticede ümerânın da ısrarı üzerine Orhan Gazi Devlet idaresini üstlendi.

    Âlim ve fâzıl bir insan olan Alaeddin Paşa kardeşinin ısrarı üzerine vezir oldu. Ancak şahit olduğu şu hadiseden sonra vezirlikten de vazgeçti.

    Vezirliği esnasında Ahmet isimli bir köylü Mehmet Ağa'ya tarlasını satmıştı. Mehmet Ağa tarlada çift sürerken bir küp altın buldu. "Ben Ahmet Ağadan altınların bedelini vererek değil toprağın bedelini vererek satın aldım. Ahmet Ağa altınlarını buraya gömmüş ve unutmuş. Altınlar benim için haramdır. Götürüp sahibine vermeliyim." deyip küp dolusu altını götürüp Ahmet Ağaya vermek istemişse de Ahmet ağa bir türlü altınları almamış ve şöyle demişti: "Hayır bu altınlar benim değildir. Tarlada bulduğun bu altınlar da senin hakkındır."

    Neticede mesele kadıya intikal etmiş ve durumdan Alaaddin Paşa da haberdar olmuştu. Altınlar hazineye alınmış bu duruma şahit olan Alaeddin Paşa "Ben bu kadar ahlak ve fazilet sahibi adamlara vezirlik edemem onların fazileti benimkinden üstündür." diyerek vezirlikten ayrılmıştı.

    Orhan Gazi mayası işte bu hadisede görüldüğü gibi ahlak ve faziletle yoğrulan bir devleti Gazi babasından devralmıştı. 38 senelik saltanatı boyunca fetihten fetihe koşmuş devletin hudutlarını muazzam bir şekilde genişletmişti.

    Hayatı zafer destanlarıyla dolu olan Orhan Gazi 1282'de doğdu. Annesi Ömer Beyin kızı Mal Hatun'dur.

    Küçük yaşından itibaren ata binmeyi kılıç kullanmayı ve bütün harp sanatlarını öğrendi. Mükemmel bir dinî tahsil gördü. Henüz çocukluk çağında babasıyla birlikte gazalara katıldı. Bilecik ve Yar-Hisar kalelerinin fethinde büyük kahramanlıklar gösterdi. Yarhisar Tekfurunun kızı Nilüfer Hatun'la evlendi. Osman Gazi 1301'de Karaca-Hisar ve çevresinin idaresini oğlu Orhan Gazi'ye verdi.

    Orhan Gazi Civan kasıp kavuran Çavdaroğlu'nu 1316'da yendi ve bu eşkıyayı askerleriyle birlikte esir aldı.

    Osman Gazi bahadır oğlunun zafer üstüne zafer kazanması üzerine Bizanslılara karşı girişilen fetih hareketlerinin kumandasını Orhan Gazi'ye verdi. Yanına yardımcı olarak Akça-Koca Gazi Abdurrahman Konur-Alp ve Köse Mihal gibi namlı gazileri verdi.

    Orhan Gazi maiyyetindeki bu kumandanlarla birlikte 1317-1318 yıllarında; Kara-Cüyûş Ak-yazı Tuz Pazarı Kapucuk Hisarı Sapanca gölü kenarındaki Kereste kalesi Ebe-suyu Kiliki Hisan gibi yerleri fethetti. 1321'de Mudanya üzerine yürüyerek bu mühim yeri fethetti. Babasının vefatından sonra devlet idaresini omuzlayan Orhan Gazi 1326'da Bursa'yı fethederek babasının nâşını buraya getirtti ve "Gümüşlü Kümbet" e defnettirdi.

    Bursa'yı payitaht yapan Orhan Gazi Anadolu içlerinde ve Batıda yıldırım süratiyle fetih hareketlerine girişmiştir. Orhan Gazi Bursa'yı fethederken Akça-Koca Kandıra'yı Abdurrahman Gazi Aydos ve Samandıra'yı Kara-Mürsel ise İzmit Körfezinin kuzey taraflarını fethetmiş Osmanlı hududunu Karadeniz ve İstanbul boğazına doğru genişletmişlerdi.

    Bursa'nın Osmanlılar tarafından fethedilmesi üzerine telaşa kapılan Bizans İmparatoru II.Andronikos büyük bir ordu toplayarak yola çıktı. Orhan Gazi Bizans ordusuna karşı çıktı ve iki ordu Darıca ile Eskihisar arasında karşı karşıya geldi. 1329'da cereyan eden bu muharebeden Osmanlı ordusu muzaffer çıktı ve perişan olan Bizans ordusu İstanbul'a kaçtı.

    Orhan Gazi zaferi müteakip İznik üzerine yürüdü ve bu muhkem kaleyi 1329 Mayısında fethetti. Şehre girer girmez büyük bir kiliseyi camie dönüştürdü ve şehirde imar hareketlerini başlattı.

    İznik'ten sonra sırasıyla; 1334'te Gemlik 1335'te Armutlu 1337'de İzmit 1342'de Kirmastı Karacabey Mihaliç 1345'te Kapıdağı yarımadası Manyas Gölü Bölgesi ve Balıkesir 1352'de Marmara Adaları 1353'te Çimpe Kalesi fethedilmiştir.

    Bütün bu fetihler neticesinde Osmanlı Devleti Marmara ile Ege ve Karadeniz arasında dünyanın en stratejik bölgesine sıkıca yerleşmiştir.

    Orhan Gazi Balıkesir'i alarak Karasi Beyliğini ortadan kaldırmış ve bu beyliğin topraklarını osmanlı Devletine katmıştı. Bu beyliğe tâbi ümerâdan; Hacı İl-Beyi Evrenos Bey Ece Halil ve Gazi Fâzıl gibi büyük ve tecrübeli kumandanlar Osmanlı hizmetine geçmiş ve Rumelinin fethinde mühim rol oynamışlardır.

    Oğlu Şehzade Süleyman'ı Rumeli fütuhatına memur eden Orhan Gazi şehzadenin emrine donanma ve seçme askerler vererek yolcu etmişti.

    Şehzade Süleyman 1353'ten itibaren Rümelinde fetihlere başladı. 1354'te Gelibolu'yu fethetti. Bolayır ve Tekirdağ'ına kadar olan bütün Marmara kıyılarını ele geçirdi.

    Babasının talimatı üzerine 1354'te Anadoluya gelen Şehzade Süleyman Eretna Devletinin elinde bulunan Ankara'yı fethetti. Daha sonra tekrar Kümeline dönerek fetih harekâtını devam ettirdi. 1356'da Çorlu'yu fethetti. Fethedilen bu topraklara Anadoludan göçebe Türkmenleri getirterek yerleştirdi.

    Şehzade Süleyman'ın 1359'da attan düşerek vefat etmesi üzerine Rumelindeki fetih hareketlerinin idaresini kardeşi I.Murad devraldı.

    Devlet idaresini eline aldıktan sonra zaferden zafere koşan Sultan Orhan Gazi 1362 Mart'ında Hakkın rahmetine kavuştu. Bursa'daki türbesine defnedildi.

    Orhan Gazi kuvvetli bir devlet teşkilatı kurmuştur. Yeniçeri ocağı onun zamanında kurulmuş büyük bir ordu halini almıştı. Ayrıca İzmit Mudanya ve Gemlik'te tersaneler inşa ettirerek güçlü bir donanma meydana getirmişti.

    Devleti Adalet üzerine tesis eden Orhan Gazi halkın zulme uğramaması için büyük gayret göstermiş bilhassa vergi hususunda omuzuna kaldıramayacakları halkın verginin yüklenmesinden şiddetle kaçınmıştır.

    Her tarafta imâretier yaptırmış ilki 1335'te Bursa'da olmak üzere muhtelif yerlere medreseler kurdurmuştur.

    Yaptırdığı imaretlerde fakirlere yolculara yemek dağıtılmıştır. Hatta bazan bu yemekleri bizzat kendisi dağıtmış akşamları da imaretin mumlarını kandillerini kendisi yakarak hizmet etmiştir.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş