Etiketlenen üyelerin listesi

  1. #11
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Güzel San'atlar mîmârî çinicilik minyatür sahalarinda muhtesem nâdide eserler verildi. Mîmarlik sahasinda kendine has estetik mâhiyette sanat eserleri yapildi. Bunu sivil askerî dînî mülkî adlî sosyal ve kültürel eserlerde en güzel sekilde basta Istanbul olmak üzere memleketin her tarafinda görmek mümkündür. Topkapi Yildiz Çiragan Göksu Kasri Dolmabahçe Beylerbeyi saraylari Selimiye Kislasi Kuleli Askerî Lisesi Anadolu ve Rumeli Hisarlari Bursa Yesil Ulu câmileri Edirne'deki Selimiye Câmii Istanbul'daki Fâtih Mahmûd Pasa Süleymâniye Sehzâdebasi Sultanahmed Nûruosmâniye Vâlide Sultan; Manisa'da Murâdiye Hâtuniye câmileri; Mahmûdpasa Sultan Süleyman Sultanahmed Fuadpasa Mahmud Sevket Pasa Hürrem Sultan Naksidil Sultan türbeleri; Nilüfer Hâtun Imâreti Kapaliçarsi Sultanahmed Çesmesi Mîmar Sinân Sebili Fâtih Süleymâniye medreseleri Haseki Gureba Hastâneleri Osmanli mîmârî eserlerinin nümûneleridir.

    Çinicilik; dekoratif sekiller olup yaygin olarak câmilerde saraylarda ve diger eserlerde kullanildi.

    Minyatür; nakkaslar tarafindan kâgit duvar tahta ve tasa zarif sekilde islenirdi. Kat'i denilen kâgit oymaciligi sanati da vardi.

    Hat; güzel yazi sanati olup yazarlarina hattat denir: Kûfî Sülüs Nesih Muhakkak Reyhânî Tevkî' Icâze Ta'lik Divânî Celi Rik'a Ma'kili dâhil bin kadar çesidi vardi. Halicilik kumasçilik dericilik ciltçilik kitapçilik tezhipçilik porselencilik kehribarcilik mürekkepçilik mobilya sandalcilik da ayri birer sanat dali olarak her sahada eserler verildi.

    Ahlâk; Osmanli idâresinde Islâm ahlâki hâkimdi. Pâdisâhin sarayinda Islâm ahlâki en güzel sekliyle yasanir buradan halka yayilirdi. Enderunda yetistirilerek tasra çikarilan beyler ve askerler bir taraftan haremde yetistirilerek üstün ahlâk sâhibi kimselerle evlendirilen câriyeler güzel ahlâkin çevreye yayilmasinda baslica âmil oldular. Memlekette umûmî kâideler dâhil gayri müslimler hâriç herkes Islâm ahlâkina ve örfe uymak mecburiyetindeydi. Vatanseverlik Osmanlilik suuru vakâr büyüge hürmet küçüge sefkât vefâ ve sadâkat hayirseverlik cömertlik merhamet ve müsâmaha tevekkül nâmus temizlik hayvan ve bitki sevgisi his kiymet ve idealleri basligi altinda toplanabilen ahlâk ölçülerine riâyet edilirdi. Güzel ahlâk kiymet ölçüleri sâyesinde memleket emniyet ve huzur içinde olup tam bir kardeslik havasi hâkimdi. Osmanli ahlâkini gören devrin sefir ve seyyahlari yazdiklari eserlerde gibtayla bahsetmekte ve okuyanlari imrendirmektedirler. Sultan Ikinci Abdülhamîd Han (1876-1909) zamâninda Osmanli ülkesinde bulunan Edmondo da Amicis Constantinople (Istanbul) 1883 adli eserinde söyle yazmaktadir: "Pasasindan sokak saticisina kadar istisnâsiz her Türkte vakâr agirbaslilik ve asillik ihtisami vardir. Hepsi derece farklari ile ayni terbiyeyle yetistirilmislerdir. Kiyâfetleri farkli olmasa Istanbul'da bir baska tabakanin oldugu belli degildir... Istanbul'un Türk halki Avrupa'nin en nâzik ve kibar cemâatidir. En issiz sokaklarda bile bir yabanci için küçük bir hakârete ugrama tehlikesi yoktur. Namaz kilinirken bile bir Hiristiyan câmiye girip Müslüman ibâdetini seyredebilir. Size bakmazlar bile küstahça bir bakis degil sizinle ilgilenen mütecessis bir nazar dahi göremezsiniz. Kahkaha ve kadin sesi duyamazsiniz. Fuhusla ilgili en küçük bir tezâhüre sâhit olmak imkân disidir. Sokaklarda bir yerde birikmek yolu tikamak yüksek sesle konusmak çarsida bir dükkâni lüzûmundan fazla isgâl etmek ayip sayilir."

  2. #12
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Islâm cemiyetinde iyilikleri emretmek ve kötülüklerden vazgeçirmek suretiyle sosyal huzuru saglamak için yapilan is; Emr-i bil ma'rûf ve nehy-i anil münker. Bu vazife muslümanlarin bir kisminin yapmasiyla digerleri üzerinden sakit oldugu için islâm devletlerinde hükümdarlar bu isle vazifeli me'murlar tâyin etmislerdir. Osmanlilardan önceki islâm devletlerinde bu vazifeye hisbe ve bunu yapan me'mura da muhtesib; Osmanlilarda ise bu ise ihtisâb vazifelisine de ihti sâb agasi ve muhtesib denilmistir.

    Iyilikleri emretmek ve kötülüklerden vaz geçirmek gayesiyle kurulan bu müesseselerin basinda bulunan muhtesib dînin hos karsilamayip çirkin gördügü her türlü kötülügü (münkeri) ortadan kaldirmaya çalisirdi. islâm ülkesinde müslümanlarin Cuma namazinda camiye gitmelerine dikkat eder sayilari kirki asan topluluklarda cemâat teskilâtinin kurulmasini saglardi. Ramazan ayinda alenen oruç yiyenler içki içip sarhos olanlar iddet beklemeden evlenen kadinlar yasak mûsikî âleti çalip âlem yapanlar velhâsil islâm'a muhalif hareket edenler hep muhtesibe hesap vermek mecbûriyetindeydiler.

    Muhtesib devleti temsîlen bu vazifeye getirildigi için genis bir tâzir (cezalandirma) salâhiyetine de sâhibdi. Okullari teftis eder düsmanin eline geçtigi zaman isine yarayabilecek her türlü harb malzemesinin satisini yasaklardi. Çarsilarin nizâm ve intizâmini saglamaya ölçü ve tartilari kontrol etmeye dinle alay edenleri takibe komsu hakkina tecâvüzü önlemeye zimmîlere âid binalarin müslümanlarinkinden daha yüksek yapilmamasina dikkat etmeye kadar varan yetkilere sâhibdi.

    Muhtesip herhangi bir sikâyet beklemeden kendi yetkisini kullanarak bizzat halk içinde dolasip gördügü uygunsuz hâllere âninda müdâhale ederdi. Bir muhtesibin uygunsuz hareket eden bir kimse hakkinda islem yapabilmesi için her seyden önce yapilan kötü isten haberdâr olmasi gerekirdi. "Falanca bu suçu islemis olabilir" gibi bir düsünce veya tecessüsle (kisilerin gizli hâllerini arastirmakla) rastgele kimselerin laflari ile bir kimse hakkinda islem yapamazdi. Kendisi veya kendisine yardimci me'murlarin sâhid olmalariyla münkerin islendigine bizzat kanâat getirmesi veya iki âdil müslümanin sehâdet etmesi lâzimdi.

    Münkerin islendigi sabit olduktan sonra hatâyi bilmeden islemis olma ihtimâli oldugu için ilk önce münâsib bir sekilde o isin kötülügünü münkeri isleyene anlatirdi. Allahü teâlâdan korkmak lâzim oldugunu söyler nasihat ederdi. Tatli sözden anlamaz verilen nasîhatla alay etmeye kan olursa dil ile ta'zîr eder "Günahkâr ahmak câhil Allah' tan korkmaz" gibi sözler söyleyerek azarlardi.

    Azarlamak da fayda vermezse elle müdâhale ederdi. Içkiyi döker ipek elbiseyi çikarir oyun âletini kirar gasb edilmis araziden çikarir bunlari yapmak için de herhangi bir yerden izin almasi gerekmezdi. Duruma göre dövmekle veya baska bir ceza ile tehdîd eder bütün bunlar fayda vermez ve kisi hâlâ münkerde (kötülükte) israr ederse döverdi. Münkeri isleyen; muhtesibe karsi koyar onu ta'zîr eder saldirirsa; son çâre olarak silâh kullandigi da olurdu.

    Muhtesibde bâzi sartlar aranirdi. Her seyden önce ihtisâb isini üstlenecek kisi yâni muhtesib; müslüman ve mü'min olmaliydi. Zîra emr-i bil ma'rüf ve nehy-i anil münker dînî bir hizmettir. Muhtesiblik kisilere bir yetki ve hâkimiyet tanidigindan dînin aslini inkâr eden ve müslüman olmayan kisiler bu vazifeye tâyin edilmez böylece müslümanlarin serefi gözetilirdi.

    Vazifelerinden bir kismi âninda müdâhaleyi gerektirecek cinsten olan muhtesibin bütün bu isleri yaparken bilgi ve kudret gibi iki melekeye sâhib olmasi lâzimdi insanlarin baska müdâhaleye lüzum kalmadan kendiliklerinden münkeri (kötülügü) terk etmeleri için muhtesib tâyin edilecek kisilerin akilli zekî ilim sahibi yüzü nurlu heybetli ve vakar sahibi kimselerden seçilmeleri gerekirdi.

    Erkek ve mükellef olmalidir. Bulug çagina gelmemis âkil-bâlig olmamis bir çocugun emir ve yasaklara riâyet etmesi 'gerekli ikazlarda bulunmasi caiz olmakla beraber henüz bunlardan sorumlu degildir. Üstelik bilfiil men etmek ve mesru olmayan bir seyi ortadan kaldirmak devlet otoritesini temsil eden me'murun yapabilecegi bir is oldugundan bu vazîfe çocuga verilemezdi.

    Muhtesibin sâdece dînî emir ve yasaklarin yaninda me' muriyetini ilgilendiren iktisadî konulari da bilmesi sartti ilmiyle âmil olan muhtesibin bildigi seyleri öncelikle kendi nefsine tatbik etmesi çok önemliydi. Aksi hâlde yâni kendi bildigi ile amel etmeden baskasinin amel etmesini istemesi cemiyet üzerinde menfî te'sirlerin meydana gelmesine sebeb olurdu. Her fiil ve sözünde Allahü teâlânin rizâsini gözetmeli riya ve gösteris gibi baskasina yaranmaya sebeb olacak kötü huylardan uzak bulunmaliydi.

    Muhtesib verâ ve takva sahibi olmaliydi. Çünkü bildikleri ile amel etme önemli ölçüde buna baglidir. Ancak böyle bir özellige sâhib olan kimseler vazîfelerini kötüye kullanmazlar. Bâzi kisilerin kötülüklerinden men edilmesine ilim ve takva kâfî gelmeye bileceginden böyle durumlarda yavas ve yumusak davranmak gerekir bunun için güzel ahlâka da sâhib olmasi lâzimdi.

    Osmanli Devleti'nde muhtesiblik yüksek bir makam kabul ediliyordu. Her ne kadar bu makam devlet teskilâtinda uygulanan iltizâm usûlünden dolayi bir çesit satin alinan bir hizmet görünümünde ise de mâli imkân bakimindan bu makami satin alabilecek kudrete sâhib herkese verilmiyordu. Zîrâ bu muhtesiblik (ihtisâb agaligi) bir kisiye verilirken; "ihtisâb agasi olan kimesne mechûlü'l-hâl (huyu yasayisi inanci bilinmeyen) kimesne olmayip hüsn-i hâl ile ma'rüf (iyi özellikler iyi halleriyle taninmis) ve istikâmet ile mevsûf (dogrulukla vasiflanmis) bir kimesne ola" perensibinden hareket ediliyordu. Bu sebeple de ancak istenilen vasiflara hâiz olanlara bu görev veriliyordu.

    Osmanli idarî teskilâtinda pek çok me'mûriyet hizmetinde oldugu gibi ihtisâbda da vazîfe süresi prensip olarak bir seneydi.

    Bu sekilde bir kisi ayni isde uzun süre tutulmayarak suistimallerin önüne geçilirdi. Iltizâm usûlü ve bir sene müddetle ihale olunan bu vazife karsiliginda tâlib olandan bedel-i mukâtaa adiyla bir meblag alinarak eline bir berât verilirdi.

    Osmanli devlet teskilâtinin genis kadrosu içinde yer alan ve hemen hemen bütün müslüman devletlerde muhtesib diye isimlendirilen bu görevliyi Osmanlilar da genellikle ayni sekilde isimlendirdiler. Bununla beraber bâzan ihtisâb emini bâzan da ihtisâb agasi diye isimlendirildigi oldu. 1826 senesinde ihtisâb nezâretinin kurulmasindan sonra ise unvan olarak ihtisâb nâzin kullanildi.

    Osmanlilarda ihtisâb vazifesini yapmakla ilk defa kimin ve ne zaman tâyin edildigi bilinmemekle beraber Âsikpasa Târihi'nde bildirildigine göre; ilk uygulama Osman Gâzi'nin; "Her kim pazara bir yük getire sata iki akçe virsün ve satmazsa hiç bir sey virmesün" emriyle baslamistir. Kenz-ül-Küberâ'daki kayda göre ise Germiyan ve Osmanogullarinda muhtesibe mühim yer verilmistir. Fâtih Sultan Mehmed Han'in Istanbul'u fethinden sonra ise sehrin ticarî iktisâdi ve buna paralel olarak içtimâi nizâmini saglamak ve diger hizmetleri görmek üzere tâyin ettigi hâkimlerden sekizincisi ihtisâb agasiydi iktisâdi hayattaki vazifeleri ise bir kanunnâme ile söyle belirtilmisti: "Bütün san'at ehline hükmedip ta' zîr ve cezalandirma alisverisde hile edenleri tekdir ve tenbihe me' mûr..." Bu sekilde kadisi bulunan sehir ve kasabaya kadiya bagli olarak bir de muhtesib tâyin edilmis Osmanli cemiyet hayâtinda sehir yasayisini saglam temellere oturtmak ve kurulu sosyal düzeni korumak için tedbirler alinmisti. Bunun yaninda zarurî günlük ihtiyâç maddelerinin halkin eline uygun ve ucuz bir sekilde geçmesini saglamak için esnaf ve diger ticâret erbabi kontrol altinda tutulmustu.

    Genis yetki ve selâhiyetlere sahip bulunan muhtesib bütün bu vazifeleri tek basina yerine getiremezdi. Onun için muhte sibler ilk zamanlardan itibaren kendilerine bagli olarak çalisan bir takim yardimcilar kullandilar. Degisik mesleklere mensup kimseler arasindan seçilen bu yardimcilara arif emin gulâm avn ve haberci gibi isimler veriliyordu.Bunlarin seçimi de bizzat muhtesib tarafindan yapiliyordu. Yardimcilarin vazifelerini ifâda titizlik göstermeleri hareket ve davranislarinda ölçülü davranmalari gerekiyordu. Aksi hâlde; muhtesib tarafindan derhâl vazifelerine son verilirdi.

    Sehirler büyüyüp iktisadî hayât gelistikçe hüddâm-i ihtisâb denilen muhtesib yardimcilari da çogaldi. Bundan dolayi daha önceleri bir veya bir kaç kisi olan yardimci sayisi sehrin büyüklügü ölçüsünde gittikçe artti. Özellikle yeni yeni ortaya çikan san'at ve meslekler bu artislarda mühim rol oynadilar. 1480'lerde Bursa muhtesibi tarafindan bezzâzistanda sâdece kumas ölçücülügü yapmak için ilyasoglu Pîri adinda birinin emin tâyin edildigi görülmektedir.

    Osmanli devlet teskilâtinda köklü degisikliklerin yapildigi sultan ikinci Mahmûd Han zamaninda 1826 yilinda yeniçeriligin kaldirilmasindan sonra sehir idaresinde bir bosluk dogdu. Bunu gidermek için de daha genis selâ hiyetlerle kontrolü saglayacak yeni bir idâri sistemin kurulmasi gerektiginden ihtisâb nazirligi kurularak baslangiçta muhtesîb ihtisâb agasi veya ihtisâb emini unvani ile ihtisâb isine bakan kimse de ihtisâb nâzin unvanini aldi. Her türlü inzibatî görevi üstlenen bu teskilâta bostancibasi mimarbasi hamam ve hamallar yazicisi gibi vazifelilerle mahallelerin nüfûs kayit ve yoklamasini yapan mahalle mukayyidleri bâzan da mahalle imamlari yardimci görevli kabul edildi.

    1845'de surta (polis) ve 1846' da zaptiye müsirligi kuruldugundan ihtisâb nezâretinin bir kisim vazîfe ve selâhiyetleri yeni kurulan bu müesseselere devredildi. Nezâret ise sâdece narh ve esnaf isine bakar oldu. Nezâretin yetkilerinin sinirlanarak baska müesseselere devredilmesi ve memleketin içinde bulundugu durum bir çok aksakliklarin meydana gelmesine sebeb olunca bâzi tedbirler alindi. 1854'deyapilan bir resmî teblig ile istanbul Sehremaneti (Belediye) idaresi kuruldu ve ihtisâb nezâreti lagvedildi.

    Muhtesibin Görevleri:
    Osmanlilarda muhtesibin vazifelerini genel olarak üç grupta toplamak mümkündür.

    l- Muhtesibin iktisâdi ve içtimaî hayatla ilgili vazifeleri:


    Muhtesib özellikle esnaf teskilâtlarini kontrol eder mahallî pazarlarin organizasyonu ile mesgul olurdu. Kadi veya dîvân tarafindan tesbit edilmis bulunan fiyatlarin uygulanip uygulanmadigini kontrol satis mahallerini teftis eder lonca âzalarinin tâbi oldugu ve ihtisâb rüsumu denilen vergilerin satici ve san'atkârlardan toplanip toplanmadigini da kontrol edip esnafa nezâret ederdi.

    Herhangi bir meslege intisâb edip dükkan açmak öncelikle muhtesibin iznine bagliydi ihtisâb agasi her türlü esnaf ve san' atkarin kethüda ve yigitbasilari vasitasiyla kefillerini tesbit ederek isim ve eskâllerini deftere yazar ondan sonra çalisma izni verirdi. Istanbul'a disardan gelip esnaflik yapmak isteyenlere ise izin vermezdi.

    Emrindeki kol oglanlari vasitasiyla vergi toplardi. Bu vergilerin bir kismi san'atkâr ve tüccarlardan bir kismi da tüketilen ve ihraç edilen bütün mallar üzerinden alinmaktaydi. Bunlar; günlük ihtiyâç maddesi satan dükkan sahiplerinden alinan yevmiye-i dekâ kîn vergisi üretimi yapilan kumas nal bakir tepsi mücevherat vb. emtiadan kalite kontrolü yapilip damgalandiktan sonra alinan damga vergisi; sehir pazarlarindaki alimsatimlardan alinan bâc-i bâzâr vergisi gida maddesi saman odun odun kömürü insâat kerestesi tugla küp hasir yem tas demir vb. emtiayi getirip limanlara bosaltan ve liman hizmetlerinden faydalanan gemilerden alinan gemi ihtisâbiyesi vergisi; lonca azalari ile sebze peynir yogurt tursu pasta sekerleme pastirmacilardan vb. senede bir veya iki defa kabala olarak alinan resm-i bitirme vergisi ve cerime bâyiiyye (pazar yerlerine gönderilen madde ve esyadan gümrük ihtisâb resminden baska olarak alinan resim) evlenme kapi hakki hakk-i kapan kislak hakk-i dümen ve mizan gibi vergiler alinirdi.

    Muhtesib ayni zamanda degisik isimler altinda topladigi bu vergilerin büyük bir kismini; hazîne adina hak sahibi kimselere (savasta yaralanmis asker sehîd yetimlerine vb.) bir nevi emekli maasi olarak veriyor bir kismini da emrinde çalisanlar ile diger masraflara harciyordu.

    istanbul'dan kara ve deniz yoluyla tasraya gidenler nüvvâbdan olursa kazasker tezkirecile rinden esnafdan iseler kethüdalarindan digerleri mahalle imamlarindan gayr-i müslim ler de patrikhanelerinden; isim söhret ve eskâllerini belirten ayrica kefaleti bildiren mühürlü bir ilmühaber alip istanbul mahkemesine ibraz edip oradan tezkire almak zorundaydilar. Tasradan Istanbul'a yâhud baska bir yere gideceklerin mahallî nâiblerden tezkire almalari gerekiyordu. Muhtesibler böylece sehirlere gelip gidenleri bu tezkireler vasitasiyla siki bir tâkib altinda tutarak hem asayisin korunmasini sagliyorlar hem de isteyen herkesin köyleri terkedip sehre sehri terkedip köylere yerlesmelerini önleyerek vergi ve zirâatin aksamamasini sagliyorlardi özellikle güzelligi dillere destan olan Istanbul'a Anadolu ve Rumeli'den esas mesleklerini ve zirâati birakip gelenlerin ve issiz güçsüz takiminin gelip yerlesmemesi için mahallelerde arada sirada yoklamalar yapilir muntazam tutulan nüfus defterlerinde olmayanlar geldikleri yere gönderilirlerdi.

    Osmanli Devleti'nde cemiyetin sosyal siniflarini tesbite ve onlari tanimaya yarayan bir kiyafetler kânunu vardi. Bu sistem sayesinde toplumda disiplin saglandigi gibi fiyatlarin basibos bir sekilde yükselmesi de önleniyordu. Bu yüzden herkes kendi sinifi için tahsis edilip belirlenen kiyafetlerinden baskasini giyemezdi. Bilhassa farkli dinlerden olanlarin kendileri için tesbit edilen özel kiyafetlerden baska bir sekilde giyinmemeleri kolaylikla taninmalarina sebeb oldugu için önem tasiyordu. Özellikle yahûdî ve hiristiyanlarin müslümanlara âid kiyafetlerle dolasmalari yasak oldugundan muhtesiblerin bu uygulamayi devamli kontrol etmeleri gerekiyordu.

    Bunlarin yaninda inhisarlari (tekelleri) kirmak herkesin üreticiden mal alip fahis fiyatlarla satmamalari için üreticiden mal almaya izin belgesi olan ruhsat tezkiresini vermek disaridan askere yazilmak için gelen fakat yaslari küçük oldugundan mümkün olmayan çocuklari esnaf yanina çirakliga yerlestirmek ihtiyâç duyulan yerlere bölgesinden zahîre göndermek posta hizmetlerini görmek hekim ve hastalarin durumlari ile yakindan ilgilenerek yol ve sokak kaldirimlarini tamir etmek evlenen gayr-i müslimlerden resm-i ruhsatiyye vergisi almak bahçe-i âmire mahsûlünün satilmasi için yapilan dükkanlarin kirasini almak gibi görevleri vardi.

    2- Muhtesibin dînî hayatla ilgili vazifeleri:


    Büyük ölçüe iktisâdi hayatla ilgili bulunmasina ragmen muh tesib ayni zamanda dînî vazifeleri de olan bir yetkiliydi. Bu yönüyle o mesru olmayan dînin kötü ve çirkin kabul ettigi her türlü davranisa karsi derhâl harekete geçmek zorundaydi. Ahlâkin bozulmamasini saglamak umûmî yerlerde din ve geleneklere uygun olmayan davranislara meydan vermemek gibi vazifelerle mükellefti. Muhtesibler namazin sartlarini yerine getirmeyen imamlari kontrol edip vazifeden alir ve cemâate devam etmeyenleri uyarirlardi. Içki kullananlari talih oyunlari ile ugrasanlari fuhsiyatla istigâl edenleri hesaba çekerlerdi. Bilhassa dînî yönde müslümanlari rencide edebilecek davranislara mâni olmak muhtesibin vazifeleri arasindaydi. Hattâ standartlara uygun mezar kazmayanlar ile mezarliklarda hayvan otlatanlar bile muhtesib tarafindan sorguya çekilip cezalandirilirlardi.

    3- Adlî vazifeleri:

    Muhtesib Osmanli adaleti mekanizmasinda kadinin yetkisi dâhilinde is gören bir görevliydi. Kapali veya açik bütün pazarlari devamli kontrol eder ihtisâb nizâmina aykiri hareketini gördügü kisileri kusurlarinin agirligi derecesinde cezalandirirdi. Bu cezalar falakaya yatirip dövmek degnek ve falakadan ziyâde terbiye edilmesi gerekenleri habse göndermek sürgüne gönderilmesi gerekli ise bâb-i aliye bildirmek seklinde özetlenebilir. Özellikle falakaya yatirip dögme cezasi suçun islendiginin tesbit edildigi anda sicagi sicagina halkin içinde gerçeklestirilir dövülenin nefsine çok agir geldigi için çok te'sirli olurdu. Muhtesib bundan baska bilhassa yalanci sâhidlik edenleri cezalandirir borçlarini zamaninda ödemeyenlerden icra yoluyla borcun tahsilini bizzat uygulardi.

    Muhtesib cezalari uygularken kendi veya me'murlari tarafindan görülmüs ve açik ve sarîh dâvalara baktigindan sâhid ve delile gerek duymaz rahat hareket edebilirdi.

  3. #13
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    İKTİSADİ HAYAT

    Iktisadî Hayat Sanayi ve Ticaret; Devlet ve özel sektörce yapilirdi. Umumiyetle önemli ve büyük sektörler devletçe küçük ve daha çok piyasa ihtiyaci olan isletmeler özel sektörce karsilanirdi. Devlet sektörü millî savunma devlet ve saray ihtiyaçlarini karsilardi. Silâh sanayi ve harb malzeme ve levâzimati devletçe yapilirdi. Harb gemileri devlet tersanelerinde yapilmasina ragmen özel sektörce de isletilen tersaneler vardi. Ihracat mallari özel sektörce imâl edilirdi. Osmanli silâh sanayii çok ileri olmasina ragmen ihracati yasakti. Üstün teknik ates gücü ve kaliteli malzemeden imâl edilen Osmanli silâhlarina sahip olmak Avrupalilar'in meraklarindan olup çesitli yollardan saglananlar da çok fahis fiatlarla alinirdi. Ticaret kara ve deniz yoluyla yapilirdi. Kara ticareti kervan ve kafilelerle deniz ticareti de ticaret filolariyla yapilirdi. Osmanli karayollari dünyanin en bakimli yollari olupgranit tas döseliydi. Granit yollar ordu kervan ve yayalarin geçmesi içindi. Sürüler granit yolun iki tarafinda tesviye edilmis iki toprak seritten geçerdi. Tesviye edilmis toprak yollar da vardi. Ondokuzuncu yüzyildan itibaren de memleket demiryolu agi ile örüldü. Tüccar devletin himayesinde olup serbest huzur ve emniyet içinde hareket ederdi. Türk armatörlere ait ticaret filolari olup bu armatörle rin gemileri ticaret hanlari ve çok büyük servetleri vardi. Sehirlerde büyük ticaret merkezi mahiyetinde Kapali çarsilar vardi. Bunlarin en meshuru hâlâ kullanilan Istanbul Kapali Çarsisi'dir.


    Ticaret hanlari toptanci tüccarin hem yazihane hem depo olarak kullandigi is hanlariydi. Istanbul dünyanin en büyük is ve ticaret merkeziydi. Esnaf loncalar hâlinde teskilâtlanmisti. Esnaflarin is kollari çok çesitli olup kalite ve temizlik esasti. Ipek pamuk kil ve yünden çesitli kumaslar dokunurdu. Ak alemli Ankara Sofu Malatya Sofu abâyî nefsi Halep muhayyir seranik berek bogasi kutnî mukaddem menevseli nakisli sali çatma binislik çaksirlik astar kadife ve ibrisim dokumalari meshurdu. Sap demir kursun gümüs madenleri isletilirdi. Osmanli ihraç mallan; ipek ipekli kumaslar yün ve yünlü kumaslar pamuk ve pamuklu dokumalar yapagi tiftik yünü mazi hali sapti. Ihraci yasak olanlar; zahire bakliyat at silâh barut kursun bakir kükürt sahtiyan gön olup disariya çikarilmazdi. Yalniz zahire ender olarak memleket sikintiya düsmiyecek derecede ihtiyaç fazlasinin çikmasina müsaade edilirdi. Sulh zamaninda ihtiyaç fazlasi; balmumu donyagi koyunderisi çadirbezi pamuk pamuk ipligi mesin yapragi ipek ipekli dokumalarin ihracina da müsaade edilirdi. Çuha sülyen zeybak bakir tel sari teneke üstübac kâgit cam sirca boya igne boncuk makas ayna kürk balik disi ithâl edilirdi. Osmanli Devleti'nin ticarî muamele yaptigi mühim ticaret ve iskele merkez lerinden Istanbul Izmir Selanik Avlonya. Draç Payas Trablussam Sayda Iskenderiye Basra Kalas Kefe Sinop Trabzon limanlari ile Istanbul. F.dirne. Gümülcine Filibe Sofya Üsküp. Manastir Yanya BosnaSaray Budin Bursa Ankara Izmir Konya Diyarbekir Mardin Erzurum Halep Sam Kahire Iskenderiye Bagdad Musul baslica ticaret merkezleriydi. Yabancilarin haberlesmesini sagliyan (sâi) denilen postaci teskilâti ve bunlarin basinda (Sâibasilik) adiyla posta müdürlügü teskilâti vardi. Ihracat ve ithalât uzun zaman Osmanli hâkimiyetinde devirlere göre mevcut devletlerle yapilirdi. Bunlara zamana göre; Ceneviz Venedik Dubrovnik Floransa Bizans Milono Napoli Katalon (Ispanya) Lehistan Roma Rusya Ingiltere Prusya Avusturya Almanya Iran Misir Memlûkleri idi. Devlet tüccara ve müstahsile her bakimdan destek ve yardimci olurdu. Son devirlerde yerli ve yabanci bankalar kuruldu. Osmanli iktisadî ve ticarî sisteminde faiz yoktu. Son devir amatör arastirmacilar ve mes'elenin esasini bilmeyen ve kasitli olarak faiz oldugu yaziliyorsa da aslinda izin verilip fakat o da çok az tatbik edilen (lyne) yolu ile ödünç verme faiz zan edilmektedir.

  4. #14
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Osmanlilarda bütün dînî fennî sosyal ilimler ve teknik bilgiler kurulusundan sonuna kadar her seviyede ögretilip tatbik edilerek yayildi. Osmanli Devletinin kurulusunda kurucularin etrafinda Anadolu Selçuklulari devrinde yetisen âlim ve velîler vardi. Osman Gâzi dâhi devrin seyhlerinden olan ve bölgede büyük îtibar görüp hürmet edilen Seyh Edebâlî'nin talebesi ve dâmâdiydi. Osman Gâziden sonra pâdisâh olan Sultan Orhan Handan Vahideddîn Hana kadar bütün Osmanli sultanlari ilme hizmet edip mesgul olan âlimlere hürmet göstererek onlarin teveccühünü kazanmislardi. Memleketin her tarafi ilim yuvasi müesseselerle donatilarak isik ve feyz kaynagi olmustur. Osmanlilar devrinde yapilan mektep ve medreselerden yazilan kitap ve diger eserlerin bâzilarindan hâlâ faydalanilmaktadir. Osmanlilar devrinde dînî ilimlerden; ilm-i tefsir ilm-i usûl-i hadis ilm-i hadis ilm-i üsûl-i kelâm ilm-i kelâm ilm-i usûl-i fikih ilm-i ahlâk da denilen ilm-i tasavvuf ilm-i kiraat akâid belâgat ilm-i Kur'ân ilm-i ferâiz fennî ve sosyal ilimlerden de; riyâziye (matematik) hendese (geometri) heyet (astronomi) ilm-i nebâtat (botanik) hikmet-i tabi'iyye (fizik) ilm-i kimyâ (kimyâ) ilm-i tip mantik felsefe içtimâiyet (sosyoloji) Dogu ve Bati dilleri ve edebiyati Slav dilleri cografya târih lügat dâhil bütün ilimler tahsil edilirdi. Bu ilim sahalarinda her devirde pekçok âlim yetisip kiymetli eserler birakarak ilme hizmet ettiler.

    Osmanlilarin kurulusundan îtibâren dînî ve hukûkî sahada yetisen meshur ilim adamlari ve eserlerinden bâzilari: Serefüddîn Dâvûd-i Kayserî (vefâti 1350) Iznik Medresesi müderrislerindendi on üç kadar eser yazdi. Seyh-ül ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin Fususü'l-Hikem adli meshur eserini Matlau Husus-il-Kilem fî Meânii Fusus-il-Hikem adiyla serh etti yâni açikladi. Molla Fenârî (vefâti 1431) yüzden fazla eser yazdi. En meshur eseri Fusus-ül-Bedâyi li Usûl-is-Serayi. Ibn Melek Izzuddîn Abdüllatif (vefâti 1394) müderris olup fikihtan Mecmau'l-Bahreyn ve Mülteka'n-Nehreyn Menzilül Envâr hadisten Mesârik-ül-Envâr. Hizir Bey (vefâti 1459) ilim dagarcigi lakâbiyla taninir. Istanbul'un ilk kâdisidir. Yetistirdigi talebelerinden Muslihuddîn-i Kastalânî Hocazâde Tâcizâde Hatipzâde Muarrifzâde Kâdizâde-i Rûmî Mûsâ Pasa ve Tazarruat sâhibi Sinan Pasa meshurdur. Molla Hüsrev (vefâti 1480) Dürer Gurer Mirkat Mir'at eserlerinin sâhibidir. Hocazâde Muslihüddîn Mustafa (vefâti 1488) Tehâfüt sâhibidir. Sinan Pasa (vefâti 1486) Tazarruât Tezkiret-ül-Evliyâ eserlerinin sâhibidir. Ali Kusçu (1397-1474) dînî ve fennî ilimlerde eser sâhibidir. Zîc-i Gurgâni'yi tamamladi. Müderristi Risâle-i Muhammediye ve Risâle-i Fethiyye eserlerinin sâhibidir. Molla Lütfi (vefâti 1495) müderristi. Hendeseden Târif-ül Mezbah Mevzuat ve daha birçok kitabi vardir. Müeyyedzâde Abdurrahman (vefâti 1516) Mecma-ül-Fetâve Cüz'ü Lâyetecezza eserlerinin sâhibidir. Âli Cemalî Efendi (vefâti 1520). Zenbilli Âli Efendi adiyla da taninan meshur seyhülislâmdi. Muhtarat fetvâlarinin toplandigi eseridir. Ibn-i Kemâl Ahmed Semseddîn Pasa (vefâti 1536) (Müftiüs-sekaleyn yâni insan ve cinin müftüsü ünvâni sâhibidir. Seyhülislâmdi. Üç yüz kadar eseri vardir. Atufî Hayreddîn Hizir (vefâti 1541) Arap edebiyatinda tefsir hadis ve kelâmda ihtisas sâhibiydi. Ravz-ul-Esnan fî Tedbir-i Sihhat-i Lebdan adli tibbî eserinin yaninda daha on bes kiymetli telifi vardir. Kinalizâde Ali (vefâti 1565) müderristi. Ahlâk-i Alâî Tabakât-i Hanefiyye Durer ve Gurer Hâsiyesi ve daha on kadar eseri vardir. Tasköprülüzâde Ahmed Îsâmüddîn (vefâti 1561) Sakayik-i Nu'mâniye Mevzuat-ül-Ulûm adli telifleriyle taninir. Celâlzâde Sâlih Efendi (vefâti 1565) müderristi. On dört kadar eseri vardir. Câmi-ül-Hikâyat Tercümesi Târih-i Misr-i Cedid Târih-i Budin Fetihnâme-i Rodos Mohaçnâme eseriyle taninir. Ahmed Cevdet Pasa (1823-1894) Mecelle'yi hazirlayan heyetin baskani olup Kisas-i Enbiyâ ve Malûmat-i Nafi'a eserleri meshurdur. Diger ilim ve teknik sahalarda da pekçok âlim yetisip kiymetli eserler vermislerdir. Edebiyat; yedi yüz yila yakin iktidarda kalan ve dünyânin en büyük devleti olan Osmanli Devleti; basta pâdisâhlar olmak üzere pekçok sâir ve edib yetistirdi. Dünyânin en verimli lisanlarindan olan Osmanlica yazi ve dilini gelistirdi. Yazma ve basma pekçogu Türkiye kütüphâne ve arsivlerinde olmak üzere dünyânin her tarafinda pekçok Osmanlica eser vardir. Osmanlica; devlet lisaniydi. Osmanli sultanlari halîfe ünvânini da tasidiklarindan Osmanli Türkçesiyle yazilip basilmis eserler dünyânin dört bir tarafina yayilmistir.

  5. #15
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Ilmiye Teskilâti; Osmanli Devletindeki bütün ilmî faaliyetler Islâm Dîni esaslarina göre müesseseleserek teskilâtlar kuruldu. Bütün teskilâtlar Hanefî mezhebi' ne göre teskil ettirildi. Ilmiye Teskilâti'nda; medrese müderrislik kadilik padisah hocalari kadiaskerler nakib-ül-esraf müftülük veya seyh-ül-islâmlik müesse seleri vardi. Ilmiye teskilâtinin rütbeleri dereceleri de vardi. Ilmiye mensuplari basta padisah olmak üzere devlet adamlari dahil herkesten hürmet görürdü.

    MARET
    Osmanli Devleti'nde yer alan hayir kurumlarindan biri. Fakir ve muhtaçlara yemek yedirilen ve yemek dagitilan yerlere imaret denilmistir imaret; mâmur etmek senlendirmek mâmurluk hayir için fakirlere yemek verilen yer manasinadir. Imâr edilen her türlü yapi veya külliye için de bu tâbirin kullanildigi görülmektedir. Sonradan aseviashâne denilen imaretler; umumiyetle bir külliye meydana getiren cami medrese dârüssifâ gibi bölümlerden biri olmustur. Bir imaretten medrese talebeleri cami ve hayratta vazî feli olanlarfakir ve misafirler istifâde ederler ve günde dörtbes bin kisiye ögle ve aksam yemegi verilirdi.

    Imâret ilk defa asr-i saadette kurulmustur. Medîneli Ensâr ile Muhacirlerin fakirleri Mescid-i Nebî yanindaki Suffa denilen büyük çardak altinda yasarlar ilim ögrenmek ve ögretmekle ugrasirlardi Ömürlerinin çogu Resûlullah ile birlikte ilim ögrenmekle cihâd etmekle geçerdi. Bunlara Eshâb-i suffa denirdi. Sayilari degisirdi. Çok zaman yetmis kisi olup arttigi da olurdu. Bunlardan baska diger eshâbin çogu zengindi Imaret müessesesi Eshâb-i kiram tarafindan baslatilan daha sonralari da çok parlak devirler geçiren bir hayir kurulusudur. Bu müesseseler dört halîfe Emevîler Abbasîler Selçuklular devirlerinde devam ederek Osmanlilara geçen müesseselerdendir.

    Cami hastahâne kervansarayprü han hamam ve çesme gibi içtimaî müesseselerden biri de imaretler olup bunlarin cemiyete ne kadar hayirli olduklari yakin zamanlara kadar görülmüstür. Kuslari himaye ve onlarin kisin kar yagdigi zamanlarda bile yiyeceklerini ve yaz sicaklarinda içecekleri suyu te'mine kadar sefkat gösteren ecdadimizin medreselerde okuyan talebelerle yolculara muhtaç ve kimsesizlere ne kadar merhametli ve müsfik davrandiklari belli olmaktadir. Nitekim bugün eski vakif ve arazi tahrir defterlerinden Osmanli Devleti dâhilinde binlerce imaretin faaliyet hâlinde oldugu görülmektedir. Osmanli Devleti hâkimiyeti altinda bulunan yerlerde ilmî müesseselerin yanisira sosyal müesseselerin yapimina da büyük önem vermekteydi. Bu sosyal müesseseler (imâretler)'in muhafaza ve devamini saglamak için de çevrelerinde han hamam ve dükkan gibi yerler yaptirilarak gelirleri bunlara birakilirdi. Yine yeni fethedilen yerlerde yapilan imaretlere bir çok köyün malikâne hisseleri vakif olarak veriliyordu. Diger bütün sosyal müesseselerde oldugu gibi imaretlere verilen vakif gelirleri de evkaf defterlerinde kaydedilmistir. Meselâ istanbul'da Bâyezîd imaretinin yillik geliri 9 milyon akçe idi. Yine Fâtih Camii ve imaretini yasatmak için Fâtih Sultan Mehmedistanbul'un çesitli semtlerinde; 1130 ev 2466 dükkan 3 han 54 degirmen 14 Hamam 9 bahçe gelirini vakf etmisti.


    Osmanlilarda ilk imareti 1336' da kuran Orhan Gazi müessesesinin açilisini yaparak fakirlere bizzat yemek dagitti. Osmanlilarin son zamanlarina kadar devam eden bu müesseselerin yerine sonradan asevleri kuruldu.

    Iznik ve Bursa'da pâdisâhlar ile hayirsever zengin kimselerin kurdugu imaretler yirmi dörde ulasmisti. Anadolu ve Rumeli gibi bir çok yer ile; istanbul Ankara Edirne Manisa Amasya Kayseri Erzurum Filibe Selanik Bolayir Gelibolu ve daha bunun gibi bir çok yerde imaretler vardi. Bunlar misafirlere medreselerde okuyan talebelere ve fakir halka en büyük destekdi. Imaretlerde verilen yemeklerin derecesi onu besleyen vakfin veya sahsin zenginligine göre degisirdi. Günde iki ögün yemek verilecegi mübarek gecelerde helva yapilip dagitilacagi ve vakif sahibinin ruhuna Kur'ân-i kerîm okunacagi vakfiyelere sart olarak konurdu. Mütevellî hey'eti bu hükümlere uymaya mecburdu imaretlerin yaptiklari hayirli isler arasinda bir kisim kimsesiz çocuklarin yetistirilmesi isini üzerine alarak hayatlarini kazanacak bir çaga gelinceye kadar yetimlere maas baglanmasi da vardi. Nitekim Ayasofya vakfindan 200 Edirne' deki sultan ikinci Murâd vakfindan 40 ve Fâtih imareti vakfindan 250 yetime maas baglanmisti. Bu yetimlerin seçilmesi isi ile istanbul kadisi mesgul olmakta ve her türlü isler kadi siciline geçirilmekteydi.

    Imaretlerin vakfiyelerinde vakfin idâresinin kimler elinde ve nasil olacagi da belirtiliyordu. Buna göre vakifla alâkali bütün vazifeliler sene sonunda adetâ bir umûmî hey'et hâlinde toplanarak vakfiyeyi beraberce okumakta ve sene içinde her sartin yerine getirilip getirilmedigini müzâkere etmekteydiler.

    Imaretler bir tek yapi olabildigi gibi külliye hâlinde teskil edilenleri de vardi. On altinci asra kadar tek yapi hâlinde olanlar meshurdu. Bu asirdan sonra daha çok külliye hâlinde olanlara rastlaniyordu. Imarethane binâlan Türk mîmârî geleneklerine uygun plânlara sâhib olarak yapilir iki yaninda bitisik birer misafirhane ile ortada namaz kilacak yeri bulunurdu. Misafirhane odalarinin içinde birer ocak ile disariya açilan kapilari vardi. Ortada bulunan namaz kilma yerinin genellikle yüksek bir kulesi bulunur kule üzerindeki aydinlatma feneri ile sadirvan ve iç bölmeler aydinlatilirdi.

    Fâtih Sultan Mehmed Han'in cami medrese ve dârüssifâ ile beraber yaptirdigi imarette günde iki defa yemek piser ve medrese talebeleriyle hastahâne ve kütüphane me'murlari ile külliyenin bütün hizmetlileri misafirler ve fakirler olmak üzere her ögünde bin kisi yemek yerdi. Bütün istanbul'daki imaretlerde bu sirada otuz binin üzerinde kisiye yemek verilirdi. Imarette hizmetlerin muntazam yürütülmesi için kâfi derecede idareci me'mur ve hizmetçi vazîfelendirilmisti. Fâtih dârüssifâsinin da ayri bir imareti vardi.

    Imaretler Osmanlilarin hayirseverliligini adalet ve insafini insanlik anlayisini kültür ve medeniyet seviyesini gösteren yüzlerce müesseselerden biri idi.

    "Hüner bir sehir bünyâd eylemektir. Reaya kalbin âbâd eylemektir"

    beytindeki anlayis ve davranisla bayindirlik ve sosyal yardim mes' eleleriyle mesgul olan Osmanli sultanlari günümüzde hastalik hâlini almis dilencilik kötü yola düsme ve intihar gibi fiillerin önünü kesmislerdi.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş