Haberin Tarihi:
29.08.2013 10:21

ABD Merkez Bankasının parasal genişlemenin sonuna gelindiği yönündeki açıklamaları sonrasında döviz ve faiz cephesinde yaşanan hızlı artışların neden ve çözümleriyle ilgili olarak Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın Anadolu Ajansına yaptığı oldukça sert açıklamalar MB yönetimi ve piyasacılar arasında son dönemde yaşanan görüş farkını duymaya alışkın olmadığımız bir üslupla alenileştirmiş oldu.

Piyasa ve ekonomi yönetimi arasındaki görüş farkı esas olarak ekonominin durumuna ilişkin algının farklı olmasından kaynaklanıyor. Yaşananlar piyasacılar tarafından küresel finansman koşullarında yaşanan köklü bir trend değişikliği olarak algılanırken ekonomi yönetimi yaşananları dönemsel bir oynaklık olarak değerlendiriyor.

Algıdaki farklılığa yol açan diğer bir neden ise önümüzdeki iki yıl içerisinde yaşanacak seçimler.

Algı farklı olsa da çözülmesi gerekli sorun aynı. Küresel düzlemde sermaye hareketlerinin bizim gibi dış kaynağa bağımlı kronik olarak cari açık veren ülkeler aleyhine değiştiği bir ortamda yurtdışına sermaye/para kaçışının engellenmesi ekonominin çarklarının dönebilmesi için zorunlu olarak ihtiyaç duyulan dış kaynağın/borçlanmanın devamının sağlanması TL’nin değer kaybının durdurulması.

Tarafların çözüm önerileri algıdaki farklılığı yansıtıyor.
Piyasanın yani küresel ölçekte dolaşan paranın sahip ve temsilcilerinin görüşü ülkemizden para çıkışının önümüzdeki dönemde de artarak süreceği bu trendin ancak faiz artışı yoluyla engellenebileceği.

Faiz artırımı yapılmaksızın sadece döviz kuruna yönelik olarak yapılacak müdahalelerin ülkeden para çıkışını engellemek için yeterli olmayacağını bu durumda TL’deki değer kaybının süreceğini düşünüyorlar. Gerekçeleri Türkiye’nin cari açık veren bir ülke olması 40 milyar dolar düzeyindeki mevcut kullanılabilir rezervlerin döviz fiyatlarını aşağıda tutmaya yönelik olarak yapılacak kapsamlı müdahaleler için yeterli olmayacağı.

Olumlu sonuç alınamayacak bir operasyonla rezervlerin daha da azalmasına yol açılacağını bunun da ekonomiyi dış etkilere karşı daha da kırılgan hale getireceğini söylüyorlar. Bu durumda TL’nin değer kaybının artarak devam edeceğini bunun sonucu olarak ithalatın pahalı hale geleceğini enflasyonun yani hayat pahalılığının artacağını yüksek döviz yükümlülüğü/borcu olan finans enerji ve inşaat kesimi başta olmak üzere özel sektörün olumsuz etkileneceğini ilave ediyorlar.

Faiz artırımının büyüme ve istihdamı olumsuz etkileyecek olması ise hele ki hükümetle aralarındaki stratejik ortaklığın eski sıcaklığını kaybettiği bu günlerde esas amacı kendi karını maksimize etmek ve risklerden korunmak olan piyasacıları çok da ilgilendirmiyor doğal olarak.

ERDEM BAŞÇI AYNI FİKİRDE DEĞİL

Erdem Başçı’nın konuşması Merkez Bankası Yönetiminin piyasanın sorun algısı ve çözüm önerisini paylaşmadığını gayet net bir biçimde ortaya koyuyor. Merkez Bankasına göre yaşanan sorun faiz artışına gidilmeksizin yalnızca dövize yapılacak müdahalelerle kontrol edilebilir durumda. Cari açığın söylendiği ölçüde bir sorun olarak görülmediği anlaşılıyor.

Piyasanın aksine olarak mevcut kullanılabilir rezervlerin bu dönemsel oynaklığın atlatılabilmesi için fazlasıyla yeterli olduğunu söyleyen Merkez Bankası Başkanına göre mühim olan müdahalelerin çapı ve sıklığı değil doğru zamanda ve iyi belirlenmiş hedeflere yönelik yapılıyor olması.

Bu sayede rezervlerde ciddi bir erime olmaksızın hem faizdeki artış hem de TL’nin değer kaybı önlenebilecek ülkeye para girişi çok kısa sürede yeniden başlayacak yılsonu itibarıyla faizlerin 675 dolar kurunun ise 192’ler seviyesinde olması mümkün olacak. Daha da önemlisi Haber X adlı internet sitesinde yer alan Financial Times kaynaklı haberde de vurgulandığı gibi faiz artışının büyüme ve istihdama dolayısıyla önümüzdeki dönemde yapılacak seçimlere olumsuz etkilerinden sakınılmış olacak.

Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarının piyasayı tatmin etmediğini görmek için çok beklemek gerekmedi. Erdem Başçı’nın konuşması sonrası ekrana çıkan piyasacılar faiz artırımı gerekliliği yönündeki iddia ve ısrarlarını sürdürdüler. Bu tepki rakamlara da yansıdı faiz artmaya TL değer kaybetmeye devam etti/ediyor. Anlaşılan o ki piyasacılar Merkez Bankası Başkanının restini görmüş durumdalar. İş olmaması gereken bir şekilde çözüm olamayacağı bu günden belli çözüm önerilerinin tartışıldığı bir bilek güreşine dönüşmüş durumda.

KİM KAZANACAK
Merak edilen önerilen politikaların yarar ve zararı değil kimin kazanacağı. Muhalefet partileri dahil hiç kimse faiz artırımına razı olmak ya da TL’nin değerinin düşmesini kabul etmek seçeneklerine mahkum edilen ülkenin içine sürüklendiği çaresizliğin gerçek nedenlerini nasıl olup da dış kaynağa/borca bu denli bağımlı hale geldiğini yani 30 küsur yıldır uygulanan neo-liberal politikaları tartışmıyor. Çözüm olarak sunulan bu önerilerin sorunları yani dışa bağımlılık ve kırılganlığı daha da ağırlaştıracağından bahseden de yok.

Muhalefet ekonomideki gerçek sorunlara gerçek çözümler üretmek siyasi bağımsızlığımızı tehdit eder boyuta ulaşan sistemik sorunları tartışmak yerine piyasa ve iktidar arasındaki stratejik ortaklığın bitiyor olduğuna dair dedikodulardan memnun piyasadan yana saf tutmuş durumda.

Piyasa da onları beğenirse iktidar olacaklarını düşünüyor olmalılar. Olur mu? Olur. Olurda ülkeye vatandaşa hatta kendilerine bir hayrı olur mu?

Papandreu’nun PASOK’unu ve komşumuz Yunanistan’ın içine düştüğü durumu hatırlatmakla yetinelim.

Ahmet Müfit
Ziyaretçilere link gizlenmiştir görmek için ]