Kara ölüm'ün Toggenburg İncilinde resmedilmesi (1441

Bu madde 14. yüzyılda başlamış olan salgın ile ilgilidir. Vebanın tıbbi nedeni hakkında ayrıntılı bilgi için Veba (hastalık) maddesine bakınız.

Büyük Veba Salgını Kara Ölüm ya da Kara Veba 1347-1351 yılları arasında Avrupa'da büyük yıkıma yol açan veba salgınıdır. Asya'nın güney batısında başlayarak 1340'lı yılların sonlarında Avrupa'ya ulaşmıştır. Salgına Yersinia pestis adı verilen bir bakterinin yol açtığı düşünülmektedir.

Amerika'daki Kızılderili Soykırımları'ndan sonra bilinen bütün büyük salgınlardan ve savaşlardan daha fazla can alan salgındaFransız vakanüvis Jean Froissart'ın gerçeğe yakın olduğu kabul edilen saptamasına göre Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte biri öldü.Salgın Ortadoğu Hindistan ve Çin de dahil olmak üzere yaklaşık 75 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır.

Çin ve Orta Asya'dan başlayan veba 1347'de Kırım'da bir Ceneviz ticaret merkezini kuşatan Kıpçak ordusunun vebalı cesetleri mancınıkla kentin içine atmasıyla Avrupa'ya taşındı.Vebadan ölen soylular arasında Aragon kralı IV. Pedro'nun karısı Kraliçe Leanor ve Kastilya kralı XI. Alfonso'nun oğluyla evlenmeye giderken Bordeaux'da ölen İngiltere kralı III. Edward'ın kızı Joan da vardı. İki Canterbury başpiskoposu art arda vebadan öldü. Şair Petrarca yalnızca pek çok şiirinin esin kaynağı Laura'yı değil koruyucusu Giovanni Colonna'yı da salgında yitirdi.





Veba salgınının Avrupa'da yıllara göre yayılımı


Kara Ölüm'ün Avrupa'nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa'nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler Müslümanlar yabancılar dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş ve bu da Giovanni Boccaccio'nun 1353'de yazdığı Decameron'una yansımıştır.

Benzer salgın hastalıkların Avrupa'ya her yeni nesille geri döndüğü düşünülür; etkileri 1700'lü yıllara kadar devam etmiştir. Bunların arasında 1629-1631 yıllarında gerçekleşen İtalya salgını Büyük Londra Salgını (1665-1666) Büyük Viyana Salgını (1679) Büyük Marsilya Salgını (1720-1722) ve son olarak da 1771 Moskova salgını bulunur. Salgının tanımı üzerine birçok tartışma mevcuttur ancak Avrupa'da 19. yüzyılda ortadan kalkmıştır.

14. yüzyılda bu salgına "Büyük Ölüm" dense de daha sonraki yıllarda "Kara Ölüm" olarak tanımlanmıştır. Bunun sebebi de genel inanca göre bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup "kara" burada kasvetli sıkıntılı kederli anlamına gelir.

Tarihî kayıtlara göre bu salgında kasıklarda şişmeler (bubo lar) meydana gelmekteydi. 19. yüzyılda Asya'da görülen veba hastalığında aynı belirti gözlemlendiği için 20. yy. başlarındaki araştırmacılar Kara Ölüm'ün Yersinia pestis adlı bakterinin yol açtığı sıçan (Rattus rattus ) yardımıyla ve pireler tarafından taşınan aynı hastalık olduğuna hükmetmişlerdir. Ancak bubolar başka hastalıkların da belirtisi olabildiği için Kara Ölüm'ün bir veba salgını olduğu kesinlik kazanmamıştır.Günümüzde bu salgının sebepleri hâlâ araştırılmaktadır.


Tarihteki esrarengiz düşman: Veba tekrar ortaya çıktı!





Veba 17. Yüzyıldan 19. Yüzyılın başına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun halkına musallat olabilecek en öldürücü ve en sık rastlanan afetti. Osmanlı kaynaklarında hastalık için kullanılan terimler “taun” ve “veba”ydı .


Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası
23 Eylül 2013’te Azerbaycan basınında yer alan bir habere göre Veba tekrar ortaya çıktı. Hastalığın doğal odaklarından biri olan İran’da veba salgınının baş gösterdiği öğrenildi ve önüne geçmek üzere tedbirler alınmaya başlandığı bildirildi. Peki veba nasıl ortadan kalkmıştı? Osmanlı Devleti bu amansız hastalıkla nasıl mücadele etmiş ve başarılı olmuştu?

17 yüzyıl sonlarından itibaren veba Batı Avrupa’da ortadan kalktı. 1718 yılından sonra da Kuzey ve Orta Avrupa’yı terk etti. Bunda en önemli etken ise tarih boyunca esrarını koruyan bu düşmanın tanınmasıydı. Karantina ve dezenfeksiyon uygulamaları fare itlafı tedavide Pasteur Enstitüsünden yetişen ve hıyarcıklı veba basilini keşfeden Yersinin icadı serumun kullanılması hastalığın mahiyet değiştirmesi gibi etkenler mikrobu iyice zayıflattı ve yok etmeye başladı. Fakat “Doğu Akdeniz’den gelen veba akınlarından bir dizi deniz karantinası ve kara sağlık kordonu yardımıyla korunmaya çalışan ve başarılı olan Avrupa’nın yanında Osmanlı İmparatorluğu’nda daha bir buçuk yüzyıl hastalık varlığını sürdürdü. Bu durum savaşları diplomatik ilişkileri karşılıklı ticareti de etkileyerek bunlara yön verdi.”








Osmanlı halkına musallat olan en öldürücü afet

Veba 17. Yüzyıldan 19. Yüzyılın başına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun halkına musallat olabilecek en öldürücü ve en sık rastlanan afetti. Osmanlı kaynaklarında hastalık için kullanılan terimler “taun” ve “veba”ydı . Alınan önlemler sayesinde Avrupa’yı terk veba Osmanlı topraklarını kasıp kavurmaya devam etti. Ortalama onar yıllık aralarla çıkan veba salgınları İstanbul ve İzmir başta olmak üzere diğer şehirleri de perişan etti. Büyük oranda yabancı konsolosların verdiği bilgi ve rakamlara göre örneğin; “1778’de vebaya yakalanan İstanbul halkının üçte biri1781’de 80 bin nüfuslu Selanik halkından her gün 300 kişi1783’te Saraybosna’da 16 bin kişi1784’te İzmir’de günde 300-400 kişi1785’te Akka nüfusun yarısı1787’de Halep’te dört günde 1400 kişi hayatını kaybetti. Başkent İstanbul coğrafi konumu başkent oluşu ve salgınların sıklığı göz önüne alındığında vebanın en önemli dağılma merkezi ve odaklarından biriydi. Gelibolulu Mustafa Âlî bunu bir manzumesinde: “Zâd u zevâde kılleti öldürdü halkı hep Her nesne nâdir anda fe’emmâ vebâsı bol” (Yiyecek içecek sıkıntısı halkı hepten öldürdü. Orada her şey az bulunur (fakat) vebâya gelince (bir tek o) boldur) dizeleriyle anlatırken “veba İstanbul’da son bir buçuk yüzyılında ortalama on yılın altısında olmak üzere toplam 94 yıl görüldü”.



Kavalalı Mehmed Ali Paşa





Hastalıkla mücadelede uygulanan yöntemler
Hastalığın yayılmasını kolaylaştıran ya da engelleyen iki unsur vardı. Bunlar yıl içinde görüldüğü dönem mevsim ve yöneticiler ile haklın tavrıydı. Bu hastalık Osmanlı halkının ve yöneticilerinin yaşamını etkinliklerini davranışlarını ve ölümünü önemli ölçüde etkiledi. Aslında Müslümanlar Hz. Muhammed (S.A.V)’in: “Bir yerde veba olduğunu işittiğiniz zaman o yere onun üzerine gitmeyiniz. Ve bulunduğunuz yerde veba zuhur edince de oradan kaçarak o yerden çıkmayınız.” Mealindeki bir hadisine dayanarak “karantina” usulünden haberdardı. Fakat Osmanlı yöneticileri Avrupa’da vebayı ortadan kaldıran karantina ve dezenfekte usullerini oldukça geç bir tarihte uygulamaya başlamışlardı. O vakitler hastalığın yayılmasını önlemekle ilgili başlıca iki tedbir vardı: “Vakaların ortaya çıktığı yerler kordonlarla denetim altına alınmakta ve sonrasında da çeşitli kimyasallarla dezenfekte edilmekteydi. Tahaffuzhanelerde ise tespit edilen karantina sürelerini doldurmakta olan yolcuların sağlık muayeneleri yapılmakta mal ve eşyalarının yüksek sıcaklıktaki buhardan geçirilmesi vasıtasıyla da sıkı bir sıhhi temizlik gerçekleştirilmekteydi.”


Tepedeneli Ali Paşa

Osmanlı’da vebaya karşı ilk kez Paşalar savaş açmıştı

Bu konudaki ilk adımı merkezi Osmanlı hükümeti değil 18. yüzyıldan itibaren adalarda ve eyaletlerde görevli Osmanlı paşaları attı. Örneğin “1812’de İstanbul’u kasıp kavuran veba Balkanlarda yayılır. Ama bu durum en azından Epir’de Yanya’daki Tepedelenli Ali Paşa’nın girişimleriyle önlenir. Ali Paşa İstanbul’dan gelen her evrakın tütselenmesini emreder. Ali Paşa vebalı bölgelerden gelen kişileri karantinaya almak için Epir ve Teselya’yı ayıran Pindus Dağı’nın değişik geçitlerine derbentçiler yerleştirir. Ali Paşa’nın bu çabaları yönettiği eyaletlerde vebayı engelleyemese de geciktirir.1805’ten itibaren Mısır Paşası olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa da Mısır’ı vebadan korumak için büyük gayret sarf eder. İskenderiye’yi bir asker kordonuyla tecrit ettirerek Şubra Gize ve Kahire’de Reşid’de karantina kurdurur. İstanbul ve diğer vebalı yerlerden gelen gemiler için 25 Doğu Akdeniz’den gelen diğer gemilerin hepsi için 11 gün sürecek bir karantina uygulaması için emirler verir. Bir karantina binası inşa ettirerek gelen malların temizlenmesi için bir yer bir müfettiş ve bir doktor tayin eder. Fakat bu iddialı proje ve önlemler hastalığın gecikmesini sağlamaktan başka bir sonuç vermez ve 1815’ten itibaren program ortadan kalkar.”

Bu girişimlerden istenilen sonuç elde edilemese de Osmanlı yöneticilerinin vebaya karşı mücadeleye bakışını değiştirdi. Osmanlı yetkilileri 1830’dan sonra Avrupalılardan deneyimli uzman elemanlarını imparatorluğun hizmetine vermelerini talep etti. Salgınlarla İstanbul merkezli bir mücadeleyi ise “veba” değil ortaya yeni çıkan bir hastalık: “Kolera” başlattı.


Sultan II. Mahmud

Sultan II. Mahmud “Kolera” ya karşı önlem alınmasını emredince “Meclis-i Tahaffuz” kurulmuştu
1831 yılının başında bir yıl önce Rusya’da ortaya çıkan ve varlığı bilinmeye başlayan kolera aşağı Tuna bölgesine yayılarak İstanbul’u tehdit edince Osmanlı Hükümeti başkenti koleradan korumak için tedbirler almaya başladı. 1836’da Sultan II. Mahmud bütün paşalarına topraklarını hastalıktan korumak için önlem almalarını emretti. Organize bir sağlık politikasının yürürlüğe girmesi ise 1838’de Meclis-i Tahaffuz(Karantina Meclisi)’nin kuruluşuyla oldu. “1838 Mart ayında kabine II. Mahmud’un emriyle sağlık önlemlerinin kabul edilmesi için toplandı ve 9 Mayıs’ta imparatorluğun resmi gazetesi Takvim-i Vekayi’de padişahın bu konudaki iradesi yayınlandı. Veba ile mücadele için hastaneler karantinalar ve sağlık kordonları oluşturulması kararları alındı ve bir hazırlık komisyonu olan Meclis-i Tahafuz (Karantina Meclisi) kurularak karantinaya yolcu ve malları kabul etme mektup evrak gibi şeyleri de dezenfekte etme vebalılara hastane hizmetleri verilmeye” başlandı. Sultan II. Mahmud’un ölümünden sonra yerine geçen Sultan Abdülmecid salgınlarla mücadeleyi kararlılıkla devam ettirdi. Tanzimat’ın 3 Kasım 1839’da ilanından sonra da Meclis-i Tahaffuz işlevini sürdürdü . “27 Mart 1840’ta deniz yoluyla İmparatorluğa gelenler için bir nizamname kondu ve Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’da olduğu gibi kıyılardan ve deniz yoluyla gelen her türlü veba ve kolerayı önlemek için bir dizi sağlık kurumu ile donandı. İç kısımlarda ise vebayla mücadele için 8 Nisan 1840 tarihli Osmanlı İmparatorluğu’na karadan giriş nizamnamesine göre sağlık yetkililerinin derhal vaka mahallerine gitmeleri buraların tecrit ve dezenfekte edilmesi emredildi. Kuruluşundan 10 yıl sonra Meclis-i Tahaffuz Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük bölümünü kapsayan 60 kadar deniz ve kara sağlık bürosundan oluşan önemli bir sağlık idaresi haline geldi.” O kadar ki herhangi bir veba vakasından sağlık idareleri anında haberdar olma ve hastalığın patlak verdiği yerde tecrit edilmesini sağlama etkinliğine ulaştı.





Vebanın ortadan kalkması







Böylece salgınlar etkinliğini yitirmeye başladı ve Anadolu’da 1843 Mısır’da 1844’ten sonra olmak üzere artık Doğu Akdeniz’in hiçbir yerinde veba görülmedi. Ancak sağlık idareleri tabi oldukları yönetmelikler ve karantina bekleme süreleri halkın tepkisine yol açarak “vebanın kendinden çok daha fazla sıkıntı doğurmaya başladı. Nitekim salgınlar süresince uygulanan karantinalar İstanbul ve İzmir gibi bir kısım şehirlerin ticaret hayatına ciddi darbe vurunca işsiz kalıp iaşesini karşılayamayan insanlar asayişin bozulmasına yol açan bazı toplumsal kargaşalara sebep oldu.” Örneğin Amasya’da yeni gelen halk sağlığı hekimi bir ayaklanmanın kurbanı olurken Varna ve Isparta’da hekimler şehirden kaçmak zorunda kaldı. Ama nihayette padişahın bu alandaki kararlarına uyulması sağlandı ve hastalıklarla mücadele devletin sorumlulukları arasında yer alarak imparatorluğun her yerine yayıldı. Sonuçta; Sağlık idareleri ve tedbirleri sayesinde 19. yüzyılın ortalarından itibaren imparatorlukta artık büyük can kayıplarının meydana geldiği veba salgınları yaşanmazken; hastalık olumsuz etkisini sürdürdü ve Hindistan başta olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde veba istilaları görülmeye devam etti.

Kaynaklar:
Daniel Panzac Osmanlı İmparatorluğu’nda Veba İstanbul 2011.
Ömür Ceylan Ölümün unutulan adı: Veba 2006.
Mesut Ayar “1900 İzmir ve 1901 İstanbul Salgınları Bağlamında Vebanın XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Devam Eden Etkisi” 2010.

Tarihte Yaşanan En Kötü 10 Veba Salgını

Tarih salgın hastalıklar ve veba salgınları ile doludur ama bazıları şiddeti ve gelecek kuşaklar üzerindeki etkileriyle diğerlerinden sıyrılır. Bu liste şimdiye kadar yaşanan en kötü veba salgınlarına ait.

10. Moskova Veba Salgını ve İsyanı 1771






İlk belirtilerine 1770’de rastlanan Moskova veba salgını 1771 baharında çok geniş kitleleri etkileyen bir salgına dönüştü. Devlet yetkililerinin zorla aldığı karantina hastalık bulaşan binaların tazminat verilmeden zorla yıkılması halk banyolarının kapatılması gibi sert önlemler halkta huzursuzluk ve öfkeye sebep olmuştu. Çoğu fabrika market dükkan ve devlet dairesi kapandığı için ekonomi de çökmüştü. Bütün bunlara daha sonra yiyecek kısıntıları da eklenince toplumun refah seviyesindeki bozulma katlanılamaz hale geldi. Şehirde yaşayan soylular ve zenginler Moskova’yı terketmeye başladı. 17 Eylül 1771 sabahında Spasskiye kapılarına dayanan 1000 kişilik bir grup tutuklu asilerin salınmasını ve karantinaların kalkmasını talep etti. Ordu kalabalığı dağıttı ve isyanı bastırdı. 300 kişi mahkemeye çıkarıldı. Devlet yetkilileri düzeni sağlamak için Moskova’ya heyetler gönderdi. Vebaya karşı alınan yeni önlemler ve halka sağlanan yemek ve iş sayesinde Moskova halkı tekrar sakinleşti.

9. Büyük Marsilya Salgını 1720-1722



Atina Vebası Atina’yı Antik Yunan zamanında yapılan Peloponez Savaşı’nın ikinci yılında vurdu. Yunanlılar zafere ulaşmak üzereyken çıkan veba salgını savaşın kaybedilmesine neden oldu. Salgının sebebi çoğu kişi tarafından hıyarcık vebasının türleri gibi görülse de tekrarlanan araştırmalar salgına tifüs çiçek kızamık hastalıklarının da sebep olmuş olabileceğini gösteriyor.

8. Antonine Vebası 165-180






Antonine Vebası Roma İmparatorluğu’na seferden dönen askerler tarafından getirilen çiçek veya kızamık hastalığının neden olduğu bir salgındı. Bu salgın adını öldürdüğü iki Roma Hükümdarından biri olan Marcus Aurelius Antoninus’dan almıştır. Bu hastalık 9 yıl sonra tekrar nüksetti ve Roma’da günde 2.000 ölüme neden oldu. Toplam ölü sayısı 5 milyon olarak tahmin ediliyor. Bazı bölgelerde nüfusun üçte birini yok eden salgın Roma ordusunu da dağıtmıştı.

7. Atina Veba Salgını M.Ö. 430-427




Avrupalılar Amerika’ya ayak basmadan önce Afrika kıtası Asya ve Avrupa’dan izole haldeydi. Yaşanan ilk büyük temasın neticesinde ise Amerika yerlileri çiçek kızamık ve diğer Avrupa hastalıklarıyla da tanışmış oldu. Yerliler arasında çok hızlı yayılan bu hastalıklar nüfusun kıyıma uğramasına neden oldu. 16.yüzyılda kızamık ve diğer hastalıklar Aztek ve İnka uygarlıklarını işgal etti ve onları yok etti. Yaşanan bu nüfus kıyımı neticesinde Amerika’da varolan uygarlıklar son bulmuş ve yerliler gelen Avrupalılara boyun eğmek zorunda kalmışlardı.

6. Büyük Milan Veba Salgını 1629-1631




Kuzey İtalya’da 1629-1631 yılları arasında patlak veren İtalyan Veba Salgını çok etkili bir hıyarcık veba salgınıydı. Büyük Milan Veba Salgını olarak da bilinen bu salgın 280.000 kişinin ölümüne neden olmuştu. Özellikle Lombardiya ve Venedik’de yüksek ölüm oranları gerçekleşmişti. Bu salgın Büyük Veba Salgını’nın son etkili salgını olarak görülüyordu. Alman ve Fransız askerlerinin hastalığı Mantua bölgesine taşımasıyla birlikte İtalyan askerleri de hastalandı. Ülke çapında 130.000 kişinin öldüğü salgında Milan’da ölenlerin sayısı 60.000 idi.
5. Amerika Veba Salgını 16.Yüzyıl





Jüstinyen Salgını 541-542 yılları arasında Bizans İmparatorluğu’nu ve başkentini etkileyen bir salgındı. Bu salgının kabul edilmiş en genel sebebi hıyarcık vebasıydı. Sosyal ve kültürel etkileri Büyük Veba ile kıyaslanabilir. 6. yüzyıl Batılı tarihçilerinin görüşlerine göre bu salgın merkez ve Güney Asya Kuzey Afrika ve Arabistan kuzeyde Danimarka batıda İrlanda’ya kadar olan Avrupa bölgesini etkileyen neredeyse dünya çapında bir salgındı. Bu salgın ayrıca Avrupa tarihinin geleceğini de etkilemişti. Tarihçiler bu salgını o zaman tahtta bulunan ve salgından etkilenen Doğu Roma İmaparatoru Jüstinyen’in adıyla anarlar. Araştırmalara göre salgının en etkili olduğu dönemde başkentte günde 5.000 kişinin ölümüne yol açıyordu. Şehir nüfusunun %40’ını öldürdüğü tahmin ediliyor. Doğu Akdeniz’de ise toplam nüfusun dörtte biri yaşamını kaybetmişti.

4. Büyük Londra Salgını 1665-1666




Londra nüfusunun beşte birini öldüren salgın 1 yılda 100.000 kişinin canına malolmuştur. Salgın pirelerden bulaşan hıyarcık vebasından kaynaklanmıştı. Bu salgın Avrupa’da 1347-1353 yılları arasında patlak veren Büyük Salgının ufak boyutlusuydu. Belgelerde salgın sebebi hıyarcık vebası ve türleri gibi gözükse de bu konuda bir kanıt bulunmamaktadır. Günümüz modern araştırmacıları ise belirtilerin kanamalı ateşe benzediğini belirtiyor. Yukarıda ki resim ölenlerin isimlerinin bulunduğu bir belge.

3. Jüstinyen Salgını 541-542






Kara Veba olarak da bilinen Büyük Veba insanlık tarihindeki en ölümcül salgındır. Salgının temel nedeni “Yersinia pestis” adlı bakteri olarak görülse de son araştırmalar diğer hastalıkların da bu vebaya sebep olabileceğini gösteriyor. Vebanın başladığı yer tam olarak bilinmemektedir. Bazı tarihçiler vebanın 1320-1330 arasında Çin veya Asya’dan başlayıp askerler ve tüccarlar tarafından Rusya’ya taşındığına inanırken bazıları ise Rusya’nın güneyinde başladığına inanıyor. Her iki durumda da veba 1340 yılında Kırım’dan Batı Avrupa ve Kuzey Afrika’ya yayıldı. Dünya çapında toplam ölü sayısı 75 milyon olurken Avrupa’da yaşanan ölüm sayısı 25 ile 50 milyon arasındadır.

2. 3. Pandemi 1855-1950





“3. Pandemi” 1855 yılında Çin’in Yunnan bölgesinde (resimdeki) başlayan ve çok büyük bir salgına verilen addır. Tüm yerleşim yerlerini etkileyen bu salgın Hindistan ve Çin’de toplam 12 milyon kişinin ölümüne yol açmıştır. Ölüm ortalamalarının 200 kişi olduğu 1959 yılına kadar devam ettiği varsayılan bu salgının patlama noktası Asya’daki kemirgenlerdir.

1. Büyük Veba (Kara Veba) 1347-1351





18. yüzyılın başında patlak veren Büyük Marsilya Vebası hıyarcık vebasının Avrupa’da ki en büyük salgınıydı. 1720 yılında Marsilya’ya ulaşan hastalık şehirde ve çevre illerde 100.000 kişiyi öldürdü. Ama Marsilya salgının etkilerinden çabuk kurtulmayı başardı. Ekonomi de Batı Hint Adaları ve Latin Amerika ile yapılan ticaretin büyümesi sonucu birkaç yıl içinde toparlandı. 1765 yılında nüfus 1720’de ki seviyesine döndü. Yukarıda resimde görülen duvar ise Fransız Hükümetinin Marsilya ile iletişimi kesmek için ördürdüğü bir duvar. Bu duvarı aşanlar idamla cezalandırılıyordu.