Forum Hane
Kapat
   
©

Go Back   Forumhane.net > Mustafa Kemal Atatürk ve Tarihimiz > Mustafa Kemal Atatürk > Cumhuriyet ve İnkılap Tarihi

Cumhuriyet ve İnkılap Tarihi Cumhuriyet Tarihi İle İlgili Paylaşımlar.

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20/05/2012   #1 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9414 / 17977
Deneyim: 17%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Question İstiklal Marşı Neden Yazıldı ?







Trablusgarp Balkan Çanakkale Yemen ve Millî Mücadele... Bire dörtle bire on arasında ve amansız bir döğüş...Dünyanın en güçlü devletleri üstümüze çullanmış...Anadolu insanı masum bir ceylan...

Mehmetcik ise sanki can pazarında; cepheler ölüme koşu beldesi olmuş. Her Mehmet göğsünü serhat yüreğini kalkan yapmış. Ama nereye kadar? Tarihin kanlı seyrine can borcumuzu kan borcumuzu ödemişiz.

İnsanın da bir tahammül gücü var. Zor'u başarır olağanüstüyü yaparsınız belki ama sürekli değil. İşte söylemesi dilimize zor gelse de vakıa artık bir yılgınlık başlamıştır. Bu yılgınlığın tıpkı közün üstünden külün üflenip savrulduğu gibi atılması gerekmektedir.Yeniden bir kendimize geliş şarttır.

İnsanları heyecanlandıracak gönülleri coşturacak; gözlerde damla damla yaşlar sıralayacak bir manevi atmosferin oluşturulması zaruridir. Körükle basılan havanın demiri erittiği gibi insanımızı "vatan millet bayrak sancak istiklâl sevdası" gibi kutlu bir amaçta birleştirip yüce bir potanın içerisinde tek yürek tek beden olmuşçasına dirilten millî bir inkılâba ihtiyaç vardır.

O zaman insanlar cephelerde yeniden ayyuka kalkar; herkes erkek kadın kız-kızan evlerinden düşmanla kavga için tekrar koşarlar.

Bunu da ancak şiirin enfüsî kelimelerin hikmet yüklü sıralanışıyla yapabilirdiniz.

İşte İstiklâl Marşı bu amaçla yazdırılmak istenmiş ve yarışma açılmıştır.

Yarışma Açılıyor

İşte o günlerde "Genel Kurmay Başkanlığının" isteği üzerine Millî Eğitim Bakanlığı 7 Kasım 1920'de gazetelere verdiği bir ilanla "İstiklâl Marşı için müsabaka açıldığını güfte ve beste için 500'er lira mükafat konulduğunu bildirdi"

Yarışmaya katılan şiirler memleketin dört bir yanından gelmeye başlamış beşyüzü aşmıştı.

H. Basri ÇANTAY şöyle devam ediyor:

Bu marşın M. Âkif tarafından yazılmasını kendisine söylediğim zaman O:

– Ben ne yarışmaya girerim ne de ödül alırımcevabını vermişti.

Ricalarımı tekrar ettikçe:

– Bırak yazsınlar. Bu yaştan sonra yarışa mı çıkacağım. Ayıp değil mi ? diyordu.

Bir gün Meclis'te H.Suphi Tanrıöver (Maarif Bakanı) beni gördü. Dedi ki:

– Şimdiye kadar yarışmaya 500' den fazla şiir geldi(M. Akif'in yazdığı dahil toplam 725). Gelen şiirlerin hiç birisini beğenmedim; İstiklâl Marşı'nı yazması için Üstad'ı ikna edemez misin? diye sordu.

– Âkif Bey müsabaka şeklini ve ikramiyeyi kabul etmiyor. Eğer buna bir çare ve şekil bulursanız yazdırmaya çalışırım. Düşündü:

– Dur dedi; ben kendisine bir tezkire yazayım. Arzusuna tabi olacağımızı bildireyim. Fakat bunu kendisine siz veriniz

Bundan sonraki gelişmeler ise şöyle oldu:

Meclis'te Âkif'le yanyana oturuyoruz. Çantamdan bir kağıt parçası çıkarıp ciddi ve düşünceli bir tavırla sıranın üstüne kapandım.

– Neye düşünüyorsun Basri?

– Mani olma işim var!

– Peki bir şey mi yazacaksın?

– Evet.

– Ben mani olacaksam kalkayım.

– Hayır! Hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar.

– Anlamadım.

– Şiir yazacağım da...

– Ne şiiri?

– Ne şiiri olacak İstiklâl şiiri. Artık onu yazmak bize düştü!

– Gelen şiirler ne olmuş?

– Beğenilmemiş.

– (Üzüntüyle) Ya!?

– Üstad bu marşı biz yazacağız.

– Yazalım ama şartları berbat!

– Hayır şartları filan yok. Siz yazarsanız müsabaka şekli kalkacak.

– Olmaz kaldırılamaz ilan edildi.

– Canım Vekâlet buna bir şekil bulacak. Sizin Marşı'nız yine Meclis'te kabul edilecek. Güneş varken yıldızı kim arar?

– Peki bir de ikramiye vardı.

– Tabi alacaksınız!

– Vallahi almam!

– Yahu latife ediyorum. Onu da bir hayır kurumuna veririz. Siz bunları düşünmeyin.

– Vekalet kabul edecek mi ya?

– Ben H. Suphi Beyle görüştüm. Mutabık kaldık. Hatta sizin namınıza söz bile verdim!

– Söz mü verdiniz söz mü verdiniz?

– Evet!

– Peki ne yapacağız?

– Yazacağız!

(Buradaki yazacağız sözünden muradın Âkif'e ithafen "Yazmalısın!" manasında söylendiği gayet açıktır)

Tekrar tekrar "söz verdin mi?" diye sorduktan ve benden aynı kati cevapları aldıktan sonra elimdeki kağıda sarıldı. Kalemini eline aldı. Benim daldığım yapma hayale şimdi o gerçekten dalmıştı.

Aradan bir iki gün geçti. Sabahleyin erken Üstad bizim evde. Marşı yazmış bitirmiş.

Mehmet Âkif neden yarışmaya katılmadı ?

Mehmet Akif'in Evi

Mehmet Âkif o sırada Burdur Mebusu olarak Millet Meclisi'nde bulunmasına rağmen bu müsabakaya acaba neden katılmamıştı?

Bunun iki sebebi vardı zannederim. Gerçi her iki sebep de müsabaka ile ilgilidir. Birincisi şiirin karşılığında verileceği bildirilen mükâfaat idi. Âkif böyle millî bir vazife için para alınmasını doğru bulmuyor hele kendisine hiç yakıştıramıyordu. Üstelik ne kadar halisane duygularla katılırsa katılsın yarışmaya para için katılmış şüphesini daima üzerinde hissedecekti. Ona çok ağır gelen böyle bir baskının altında tavizsiz ve mert gönlünün duygularını gereği gibi kağıda dökebilmesi mümkün değildi.

İkincisi ise Mehmet Âkif artık umuma ilan edilen ve her önüne gelenin iştirak edeceği biraz çocukça gibi görünen bir yarışmaya çağrılacak adam değildi. Âkif o zamana kadar Safahat'ın 7600 mısra tutan ilk beş kitabını yayınlamış ve bu şiirleriyle büyük bir millî şair olduğunu ispatlamış durumda bulunuyordu. Kendisinin bu yüksek mevkii edebiyat üstadı Recaizade Mahmut Ekrem tarafından daha Balkan Harbi sırasında açıklanmış ve Üstad Ekrem Âkif'e Memleketin bir Millî destana ihtiyacı vardır. Onu ancak siz yazabilirsiniz Âkif Bey diyerek kendisini tanıyanlar için çok mühim bir istekte bulunmuştu. Şimdi bu seviyede olan bir büyük şairin adeta çoluk çocuk denilebilecek yüzlerce heveskarla birlikte yarışa çağrılması elbette uygun birşey değildi.

Maarif Vekâleti müsabaka için bir heyet seçmişti. Doktor Şair Hüseyin Suat Bursa Mebusu Şair Muhittin Baha onlar bu heyette bulunacaklardı. Ancak onlar da birer istiklâl marşı yazıp vermişlerdi. Sonradan Âkif'in marş yazacağını duyunca ikisi de şiirlerini geri aldılar ve heyete girdiler.

Âkif'in İstiklâl Marşı şiiri ilk defa 17 Şubat 1337(1921) tarihinde Ankarada Sebilü'r-Reşad dergisi'nde yayınlandı. Bu ilk yayınında beşinci kıtasındaki "uğratma" kelimesi "bastırma" şeklinde iken sonradan M. Âkif Bey tarafından "uğratma" şeklinde değiştirilmiştir.

Bunun dışında İstiklâl Marşı'mızın ilk metni ile sonrakiler arasında hiç bir fark yoktur.

Nihayet Marş Büyük Millet Meclisi'nde. M. Âkif de sırasında.

H. Suphi Bey kürsüde İstiklâl Marşı'nı okudu.

Meclis alkış tufanları arasında çalkalanıyordu. O gün görüşmelerle geçti. Marşın esas kabulü 12 Mart 1337 tarihinin ikinci celsesinde oldu.

Ne kadar ibretli bir durum ki İstiklâl Marşı şairi tevazuundan kendi Marşı'nı kürsüden okumuyor. Bu görevi H. Suphi Bey yerine getiriyor.

Yine ne kadar ibretli bir durumdur ki M. Âkif'in şiiri Millî Marş olarak kabul edilirken şairi sıkılarak salondan dışarı fırlamış cümle kapısından çıkmış hatta caddeyi boylamıştı. Konulan ödülü de almamış çek'ini yoksul kadınlara ve çocuklara örgü işleri öğretmek üzere açılan "Daru'l-Mesai" adındaki iş yurduna bağışlamıştı.

Sözün burasında şu hakikati belirtelim; O günlerde bir memur maaşı 7.5 liradır ve 10 lira zenginlik ölçüsü sayılmaktadır.

Bir başka ibretli hâle bakın ki Âkif ödül olarak verilen 500 lira gibi o gün için büyük bir değer taşıyan parayı almadığı günlerde paltosu olmadığı için sokağa ya ödünç bir palto ile veyahutta ceketle çıkmak durumunda kalıyordu.

Âkif İstiklâl Marşı konusunda çok hassastı. Birkaç gazeteci ölümünden kısa bir süre önce ziyaretine gittiler. Söz İstiklâl Marşı'ndan açıldı.

İstiklâl Marşı denince Üstadın gözleri büyümüş ve parlamıştı. Hastabakıcının yardımıyla doğruldu anlatmaya başladı:

İstiklâl Marşı... O günler ne samimi ne heyecanlı günlerdi! O şiir milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların ızdıraplar içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o Marş o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur.

İstiklâl Marşı'mız bizim âdeta tarihimizdir. Geleceğimizin bir aynası ve bütün milletimizin iman ve ahlakta son gayesi olan temel esasların bir özüdür.

Büyük Âkif milletinin ruhunu okumuş ve onu sanki taşa kazırcasına yazarak bir anıt gibi gözler önüne dikmiştir.

Edebi açıdan İstiklal Marşı

İstiklâl Marşı 41 mısradır. Aruz vezninin Fe'ilâtün/ fe'ilâtün/ fe'ilâtün/ fe'ilün kalıbıyla yazılmıştır.

1- BİRİNCİ KIT'A

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir o benim milletimindir ancak.

1. Kıt'anın Manası:

Ey Milletim ye'se düşme; Allah'tan ümidini kesme; Endişelenme. Batı ufkunun gurup haline bakarak hüzünlenme. Akşam ufkunun şafak kızıllığı sönebilir; bir alev bir ateş gibi parlayan alsancağım milletimin son ferdi kalana kadar emin ve korkusuzca dalgalanacaktır; asla sönmeyecektir.

Âkif 3. ve 4. mısralarda Türk Milletinin istiklâline sarsılmaz imanını korkunç gök gürültüleri gibi haykırıyor. Bayrağın semalarda dalgalanışını Türk milletinin varlığı kaderi ve talihiyle aynı görüyor. Bir imanı bir hükmü haykırıyor: Milletimiz var oldukça Bayrağımız göklerde nazlı nazlı dalgalanmaya devam edecektir.

2- İKİNCİ KIT'A

Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül...Ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal;
Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl.

2. Kıt'anın Manası

M.Âkif İstiklâl Marşı'nın tamamında inanmış adam vefalı insan görüntüsünden asla taviz vermemiştir. Bu inanmışlık ve samimiyet içerisinde bir canlıya seslenir gibi Bayrağa seslenir.

Ey benim güzel Bayrağım ey benim hilal kaşlım! Öyle dargın gibi kaşlarını çatma. Senin kaşlarını çatman bu Milleti derinden yaralar üzer. Hem niçin bize kızmış gibi bakıyorsun?

Senin Millete güleryüz göstermen hayat verir canlılık dirilik verir. Bu Millet buna layıktır.

Benim kahraman milletim hürriyet uğruna oluk oluk kan döktü. Gerekirse bundan sonra da döker. Hem benim Milletim Bayrağına renk olarak sadece al kanının rengini uygun görmüştür. Milletimin uğruna baş koyduğu can verdiği İstiklâl simgesi olan Bayrak Milletime gülmezse Millet de kanını helal etmeyecektir. Bu fedakarlığa karşılık senden sadece güleryüz bekliyoruz.

İstiklâl ve bağımsızlık Allah'tan başka mabut tanımayan Milletimin Hakkıdır. Bundan asla şüphe edilemez.

Şubat 1921. Taceddin Dergahı'nda merdivenden çıkınca hemen sol taraftaki küçük odada rafta idare (küçük gaz lambası) yanmakta; yer yatağında yatmakta olan Mehmet Âkif uyanmış kağıt arıyor. Yok. Eline geçirdiği kurşun kalemle yer yatağının sağındaki duvara dönmüş; pınar gibi ilham fışkıran imanlı bağrından çıkan Türk'ün tarihini ve ebedi geleceğini bir mısrada anlatan kıt'ayı yazıyor. Sabah namazı ezanına kalkan oda komşusu Hafız Bekir Efendi (Konya meb'usu) M. Âkif'i elindeki çakısı ile duvardaki (kağıda aldığı) kıt'ayı kazırken görüyor.

3- ÜÇÜNCÜ KIT'A

Şairin Bayrağımıza yönelip kurban olayım diye başlayan ikinci dörtlüğünden sonra 3. kıt'ada bir meydan okuma görülüyor.

Bu kıt'ada benzeyen de benzetilen de yapmacık değil sade samimi tabii ve doğaldır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.

3. Kıt'anın Manası:

Bu Millet tarihin her döneminde hür yaşamış bundan sonra da hür yaşayacaktır. Bu Milleti esarete teşebbüs çılgınlığın ta kendisidir. Böyle bir şeye tevessül edenin ahvaline şaşarım! Çünkü o bu hareketinden dolayı başına gelecekleri düşünemeyecek kadar çıldırmış biri yahut birileri olmalıdır.

Kükremiş azgın suların hiç bir sed tanımadan önündeki engelleri çiğneyip aştığı gibi ben de değil mahkum olmak; gerekirse dağları yırtar enginlere sığmam taşarım.

Bir başka açıdan...

Ben ezelden beridir hür yaşadım diyerek bir mısranın yarısına san'at kudreti ile ikibin beşyüz senelik Türk tarihini sığdırıyor. "Hür yaşarım" diyerek Türk'ün hür yaşamak karakterini azmini ve sonsuza kadar ebediyyen hür yaşayacağını; geleceğini haykırıyor. Böyle bir milleti esir etmeyi hayal edenlere şaşılır.

3. Mısrada Türk'ün kuvveti kudreti ve haşmeti vardır. Hürriyetine mani olan sed çeken her şeyi ezecek bir sel gibidir. Zaten Orta Asya'dan Altay Dağları'ndan Tuna Boyları'na akan bir sel gibidir.

4. Mısrada tarihte dağ yırtmış olmanın kudretini gururunu yani: Ergenekon Türklerini Ergenekon Destanını hatırlatır. Ezcümle tarihin ilk devirlerinden beri hür yaşayan Türk ebediyen de hür yaşayacaktır. Buna mani olmak isteyenleri dağları yırtan kuvveti ile sel gibi ezer aşar.

4- DÖRDÜNCÜ KIT'A


Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun korkma! nasıl böyle bir imanı boğar;
"Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

4. Kıt'anın Manası:

Batı çelik zırhlı bir duvar misâli bütün âfâkı doldurmuş üstümüze geliyor.

Püfff! Bunda telaş edecek ne var ki? Çünkü bu vahşi saldırılara karşı benim öylesine güçlü ve emin bir sığınağım var ki bunu Batı âleminin hafsalası dahi almaz. Bu sığınak bu serhad iman dolu göğsümdür.

Medeniyyet denilen sahte yalancı vahşi saldırgan ama gerçekte güçsüz canavar ulusun dursun. Sonu yaklaşmış olan bu canavar Milletimin göğsündeki imanı boğmaya yetmeyeceği gibi onun gebermesi Milletimin eliyle olacaktır.

Bir San'at İnceliği

Çoğu insanımız eski yazıyı bilmez... Eski yazıda (Osmanlıca yazıda) iki türlü "n" harfi vardır. Biri "nun" harfi ile yazılır diğeri "kef (nazal n)" ile yazılır. Şair gerektiğinde "nun" kullanmış gerektiğinde "kef (nazal n)" kullanmış. Bu kıt'anın üçüncü mısrasında geçen "ulusun" kelimesinin sonuna "nun" koymuş; emir verildiği zaman "nun" kullanılır.

Sen görevlisin sen hastasın gibi kelimelerde "kef" yani nazal n kullanılır. Burada ise (ulusun kelimesinde) "nun" kullanmıştır. Yani burada tevriye san'atı yoktur. Buradaki kelimenin sonuna "nun" koymak suretiyle: bırak o "ulumak fiilini işlesin" denmek istenmiştir.

Bir Başka Açıdan


Ulusun: Kelimenin kökü: hayvanlar için kullanılan -ulumak-fiilidir. İstilacı sömürgeci saldırgan sahte "medeniyet" yaptığı vahşiliklerden canavara: Silahları ile çıkardığı seslerde hayvan ulumasına benzetilmiş. Zaten ulumak boğmak ve canavar kelimeleri arasında uygunluk var.

Okunuşu: "Ulusun" sözünü okurken ayaklarımızın altında ölmek üzere uluyan bir köpeğe hitab ediyormuş gibi küçük gören aşağılayıcı hakaretli bir sesle okunmalıdır.

"Medeniyet": Rahmetli M. Âkif şiirlerinde manasını esas anlamından düşük gördüğü kelimeyi "tırnak" işareti içinde kullanmıştır. Burada yukarıda arzettiğim sahte medeniyeti kasdettiği için böyle yazılmıştır. M. Âkif asla medeniyyete düşman değildi. Bilakis geriliğin düşmanı idi.

İlim ve çalışma tavsiye ediyordu. Körü körüne Avrupa hayranı olmayın batının sadece ilmini tez elden alın diyordu.

5- BEŞİNCİ KIT'A

Ve bir sesleniş:

Arkadaş! yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.

5. Kıt'anın Manası:

Arkadaş!

Şehidler beldesi Yurduma hain düşmanın girmesine fırsat verme. Sen düşmanı kovmak için gerekirse şehid olmayı göze alır canını siper edersen Allah vaadettiği zaferini sana verecek Seni düşmanlarına galip getirecektir.

Hem bu zafer günleri öylesine yakın ki... Kimbilir? Belki yarın belki de ondan daha yakın bir zamanda o zaferi göreceksin.

6- ALTINCI KIT'A

Şair bu kıt'ada vatan denen toprağın kutsallığını hatırlatır ve şöyle seslenir:

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun incitme yazıktır atanı;
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

6. Kıt'anın manası:

Bastığın yerleri toprak sanarak yürüyüp gitme. Bu toprağın altında bin yıldır bu beldeleri vatan yapmak ve vatanını savunmak için çarpışmış bu uğurda şehid olmuş sayısız insan yatıyor.

Onların kimi senin baban deden. Soy kütüğünden geriye doğru gidersen hiç şüphen olmasın bu topraklar altında hem de çok yakınlarının şehid olarak yattığını göreceksin.

Bu toprakları ataların gibi koruyamazsan yazık olur. Hem onları da üzmüş olursun.

Bütün dünyaları alsan dahi bu Cennet vatanı veremezsin; vermemelisin.

Bir Başka Açıdan...


Şehid: Dini vatanı milleti ve namusu için savaşarak veya vazife başında canını veren (ölen) müslüman. Askerlikte en yüksek mertebe şehidliktir.

Dünyada Türk Milleti kadar vatanı için şehid veren başka bir Millet yoktur. Vatanımızın her karış toprağı şehidlik olduğu gibi Vatanımızın dışında da 42 yerde Türk Şehidliği vardır.

M.Âkif -Çanakkale Şehidlerine- şiirinde Şehid'e manevi türbe kurmuştur. Tarihe sığdıramamış bu taşındır diyerek kâbeyi başına dikmiş mor bulutları türbesine tavan diye çatmış Yedi Kandilli Süreyya'yı uzatmış; tüllenen mağribi akşamları yarasına sarmış ve:

– Yine birşey yapabildim diyemem hatırana.

Ey şehid oğlu şehid! İsteme benden makber

Sana ağucunu açmış duruyor Peygamber diyerek Şehid'in büyüklüğünü anlatmıştır.

7- YEDİNCİ KIT'A

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ!
Cânı cânânı bütün varımı alsın da Hüdâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

7. Kıt'anın Manası:

Bu Cennet Vatanın uğrunda nice canlar şehid oldu. Toprağın altı öylesine şehid doludur ki eğer mümkün olsa da toprağı sıksan her taraftan şehidler fışkıracak.

Yarabbi! Canımı sevdiklerimi bütün varımı al; Fakat benim vatanımı elimden alma. Beni vatanımdan ayrı koyma.

Bir Güzel Tesbit:

Hiç birşeyim olmasa da vatanımın toprağında yatmak bana yeter. (Bu mısralar Oğuz Han'ı hatırlatır. Oğuz Han düşmanlarının isteğine göre atını silahını en yakınlarını verir. Ama iş çorak bir toprak vatan parçasına gelince vermez. Türklerle Çinliler harp eder ve Türkler Çin ülkesini baştan başa zaptederler).

8- SEKİZİNCİ KIT'A

Bir hatırlatma! Bu kıt'a okunurken bağrılmaz. Öyle ya; bize şah damarımızdan daha yakın Allah'a dua edilirken nasıl bağrılır? Burada bir yalvarma bir istek var. Bu da yumuşak titrek hafif bir sesle yalvarırcasına gözyaşları içerisinde O yüce Yaratıcı ile fısıldaşıyormuş gibi:

Rûhumun senden İlahi şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar ki şehâdetleri dînin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

8. Kıt'anın Manası:

Yarabbi! Bizler vatanımız için ölüyoruz; Senden son dileğimiz vatanıma düşman girmesin. Mabedime pis elini değip pis ayağıyla basmasın. Şehadetleri dinimin temeli olan bu ezanlar benim vatanımın üstünde senin adını yükseltsin.

(Dinin temeli olan kelime-i şehadet ezan içerisinde geçmektedir.)

Bir Başka Açıdan…

Bitişikteki Taceddin Camii'nde ve diğer camilerde hazin hazin sabah ezanı okunmaktadır. Bu ezanlar susacak mıdır?

M.Âkif Yüce Allah'a ellerini açarak milletinin ağzından bütün vücudu titreyerek niyazda bulunuyor.

Bütün Milletin Mehmetçiğin tek arzusu kendileri şehid de olsalar; yeter ki vatana düşman girmesin ma'bedlerimizin göğsüne onların kirli elleri ve ayakları değmesin. Türk Müslümandır. Dünyaya gelen Türk'ün ilk kulağına giren ses Ezan sesidir. Ezandan sonra kulağına adı söylenir. Türklüğün ve Müslümanlığın damgasını taşıyan güzel Camilerimizdeki zarif minarelerden günde beş defa yükselen ezan sesleri Cenab-ı Allah'a ulaşır.

9- DOKUZUNCU KIT'A

O An...

Dualar sanki kabul olmuştur. Memleket kurtulmuştur. İstiklâl ve hürriyet yeniden gelmiştir ve sanki o an yaşanır onun hazzı içerisinde de dokuzuncu dörtlük seslendirilir; sanki kabul olmuş gibi; memleket ve millet kurtulmuş gibi...

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım;
Her cerîhamdan İlâhî boşanıp kanlı yaşım
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na'şım!
O zaman yükselerek Arş'a değer belki başım.

9. Kıt'anın Manası:

Yarabbi! Vatanım ve senin dinin uğrunda canlarını veren biz şehidlerin son dileklerini kabul buyur.

Bu dileğim vatanımın hür Milletimin mü'min kalmasıdır. Bu dileğimi kabul edersen işte o zaman eğer başıma dikilmiş bir mezar taşım varsa o bile sevinçten secdeye kapanır. Sevinç gözyaşlarım savaşırken döğüşürken aldığım yaralardan boşanır. Ve yine o zaman benim ruhum yerden yükselerek şehidler mak----- gönül huzuruyla gidebilecektir.

10- ONUNCU KIT'A

Şair bir önceki kıt'ada "arşa değer belki" derken "belki" kelimesini "eğer layıksan" anlamında kullanmaktadır. Başım arşa değmeye layıksa ben oraya yükselirim.

Son beşlik huzur içinde mutluluk içinde saadet içinde ve fakat akla gelen bir kötü ihtimal de hesaba katılarak tamamlanıyor. Artık istiklâl hak edilmiştir. Onun için şair şöyle seslenir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl.

10. Kıt'anın Manası:

Ey benim şanlı Bayrağım! Artık sen de sabah şafakları gibi dalgalan. Artık senin uğrunda dökülen kanlarımızın hepsi de sana helal olsun.

Ebediyyen sana ve milletime esaret yoktur. Bugüne kadar nasıl hür yaşadınsa bundan sonra da hür yaşayacaksın. Hür yaşamak senin hakkındır.

Artık Allah'a tapan milletim için de İstiklâl hak edilmiş ve kazanılmıştır.

Bir Başka Açıdan...

Şubat 1921'de İstiklâl Marşı'mızın yazıldığı günlerde Yurdumuz düşman işgali altında inlemektedir. Kuvvetlerimizin üç misli silaha ve imkânlara sahip olan Yunan kuvvetleri Ankara'ya doğru yürümekte; Polatlı'dan düşmanın top sesleri duyulmaktadır. Meclis'in Kayseri'ye nakli düşünülmektedir.(10 Ocak 1921) I. İnönü Harbi başlayalı beş hafta olmuştur. Büyük taarruza ve Yunan'ın denize dökülmesine 18 ay ve 18 gün vardır. Ama bu kadar zaman önce ve bu kadar zor ve ümitsiz bir durumda; M. Âkif son kıt'ada Millî Mücadele'nin kazanılacağını kesin zaferin -Ebedî İstiklâl'in müjdesini verir. Artık ikinci kıtadaki gibi hilal çehresini kaşını çatmıyor naz etmiyor. Zafer kazanılmış- şanlı hilal- olmuştur. 1. Kıt'adaki karanlığı haber veren şafağın yerine aydınlık güzel günleri haber veren gittikçe aydınlanan huzurlu Sabah Şafağında hür ufuklarda şanlı hilal ebediyyen dalgalanmaktadır. Artık milletimizin sevgilisi Bayrağı güldüğüne göre (7. mısrada helal olmaz dediğimiz kanımızı) onun için döktüğümüz kanları da helal ediyoruz. Bayrağımız ve milletimiz ezelden beri olduğu gibi ebediyete kadar birbirinden ayrılmayacak ve yok olmayacaktır.

Tarih boyunca olduğu gibi bu defa da kahraman milletimiz yüce Allah'a olan iman ve ümidiyle mücadele etmiştir. O'nun adıyla canını vermiştir. Ezanları susturmamıştır. O halde Yüce Allah'tan Kur'an'ı Kerim'de vaadettiği zaferleri ve İstiklâl'i hak etmiştir. Bayrağımızın ebediyen hür dalgalanmak hakkıdır. Yüce Allah'a iman eden milletimizin de İstiklâl ebediyyen hakkıdır.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
istiklal, marşı, neden, yazıldı, İstiklal


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Hakkında Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0

ForumHane.Net Her Hakkı Saklıdır
Tasarım :Geveze Adam  

5651 sayılı kanunun 8. maddesi ve T.C.K'nın 125. maddesine göre; Forumhane.net olan forum sitemize eklenen içeriklerden, içeriği ekleyen kullanıcı sorumludur. Kullanıcı bazlı herhangi bir telif hakkından Forumhane.Net sitesi ve site yetkilileri sorumlu değildir. Telif hakkı kapsamında bulunan içerikler ile ilgili hukuksal bildirimleriniz için bu bağlantı ie iletişime geçebilirsiniz bu çevrede, Forumhane.net yönetimi en geç 48 saat içerisinde dönüş yapacaktır.


DMCA.com Protection Status

Bu foruma eklenen konular fikri mülkiyet telif hakları gereğince, DMCA Protection tarafından koruma altına alınmıştır.
Çoğaltılması ve yayın izni olmaksızın yasaktır.