Etiketlenen üyelerin listesi

  1. #1
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    bayrak Çanakkale Savaşı - Gazilerimiz





    Çanakkale Savaşı - Gazilerimiz

    'Bu bölümde hem Çanakkaleli olup hem de Çanakkale Cephesi'nde savaşmış gazilerimizin anılarını bulacaksınız. 1981 yılında yayınlanan ve "Yaşayan Çanakkaleli Muharipler" adını taşıyan bu kitapta yer alan Cahit Önder tarafından mülakat yapılan ve fotoğrafları çekilen gazilerimizden hiçbiri bugün hayatta değillerdir.'

    1.Ahmet Başaran
    2.Ahmet Fethi Türkan
    3.Ali Arslan
    4.Ali Demirel
    5.Apti Topal
    6.Hakkı Tuna
    7.Halil Koç
    8.Mustafa Aksoy
    9.Mehmet Oral
    10.Mehmet Öztürk
    11.Mehmet Yavaş
    12.Osman Kaçmaz

  2. #2
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    AHMET BAŞARAN


    Yenice-Çınarcık Köyü'nden.


    Tahir Oğlu Ahmet benim adım. 1303 (1887) doğumluyum. 94 yaşındayım. 6 yıl askerlik yaptım. Çanakkale cephesinde ağır topçuydum.

    Çanakkale'ye ilk vardığımda Çimenlik Kalesi'nde 60-70 gün talim yaptırdılar. Sonra bizi bölüklere dağıttılar. Ben 6. Bölüğe düştüm. nara Kalesi'ne verdiler. Nara Kalesi'nde 6 ay filan durmuştuk ki seferberlik ilan edildi. Bizi dardanos Bataryalarına gönderdiler. Dardanos'ta 5. Bölüğe verdiler. Biz 150 kişi kadar vardık. Başımızda yüzbaşı Ahmet Bey vardı. 7.5'luktu toplarımız. Biz seri ateşli toplardaydık. 4 topumuz vardı. Mermileri aynı tüfek fişengine benzerdi.kucaklayıp kakardık topun içine. 18 Mart günü Kepez'in altında bulunuyorduk. Düşman gemileri hep zırhlı tabii. Selanik açıklarından ateş ede ede geliyorlar. Kumkapı ve Seddülbahir taraflarını ateşe tuttular. O taraflardaki tabyalar ateş içinde kaldılar. Toplar paralandı.cephanelikler tutuştular. Bir zaman sonra Kumkale ve Seddülbahir'deki bataryalar sustular. Düşman Zırhlıları ateş ederek boğaza yaklaştıkça bizim de mesafemize giriyorlardı. İntepe ve Çakaltepe Bataryaların ateşe başlamalarından sonra biz de bizim mesafemize girince başladık zırhlılara ateşe.

    Ben mermi sürüyordum. 2. erdim topta. Çanakkale Boğazı karabulut gibi gemi doluydu. Hangisine atarsan at.Akşamüzeri gün inmeye yakın düşman zırhlılarından birisi bizim önümüzde battı. Bize yakındı. Ya Kilitbahir'den ya Hamidiye Tabyası'ndan attılar. Kepez çayı'nın denize döküldüğü yeri bile geçmişti. Çanakkale'ye yakınlaşmıştı. Mermi geldi zırhlıya. Denizin dibine kaynadı gitti.

    O gün batanı battı batmayanı geri çekilip kaçtı.Gittiler.

    18 Mart'ın ilk günü bizim tabyada 11 kişi şehit vermiştik.

    Soğandere Kerevizdere taraflarında dağıldılar.Geriye gittiler düşman zırhlıları.Toplarımızın önlerine çam ağaçları dikerdik. Gavurlar görmesin diye.

    Çam ağaçlarını geceleri sökerdik. Geceleri projektörümüz vardı. Yakardık düşman zırhlılarına onunla ateş açardık. Projektörümüzü parçalamak için çok mermi attı kafir. Yapamadı bir şey.
    O gün gece yarısı da geldiler. Batan zırhlılarının yerini araştırdılar. Biz de verdik ateşi. Gerisin geriye gittiler.Sabaha karşı oldu bu.

    Ertesi gün düşman gemileri tekrar hücum ettiler.Gene olmadı. Sonra akşam sabah hücum ettiler gemileriyle boğaza.Gene olmadı.Vazgeçtiler.Hücumu kesti gemiler. Sonra geri çekilip verdi topu Seddülbahir'e.Verdi topu.Topuyla bizim askeri kırıp kendi askerini çıkardı.

    Denizden balon kaldırıyordu. Ben gördüm. Keleter gibi bir şey. Kalkıyor havaya. O zaman asker arasında "Balon Çıkarıyor" derlerdi. Balon çıkardığını görünce biz saklanırdık. Çünkü bizi görürmüş balondan.Toplar patlamaya başlardı ardından.

    Bizim koğuşun yanlarına da çok mermi düştü. Ancak kimseyi öldürmedi.

    .Bir gün nöbete gidiyordum. Aceleyle potinlerin birinin iplerini bağlamamışım. Bir arap subay vardı. Görmüş beni çağırdı.İki tokat çekti.

    -Şimdi büyük bir amir gelse ben ne diyeceğim dedi.
    Bana öfkesinden gidip koğuşların arkasındaki iğde ağaçlarının dibine oturdu. O sırada bir bomba düştü.Toprağı altüst etti.Yakın düşmüş kafirin mermisi.Subaylar çavuşlar koşup gittik.

    -Korkmayın.Korkmayın.bende yara yok dedi.
    .
    Bizim bölüğün yanında başka bir bölük daha vardı. O bölüğün toplarından birine bir düşman mermisi düşmüştü. Subayları vardı Hasan Efendi diye.O şehit düşmüştü orada.kumandanlarıydı.Şimdi Hasan Mevsuf dedikleri yerde.18 kişi de yaralanmıştı.Ben görmüştüm onları orada.
    .
    Bizim tabur kumandanımız Binbaşı Mustafa Bey bölük kumandanımız Yüzbaşı Ahmet Efendi'ydi. Birliğimi de şöyle söyleyeyim: 3. Ağır Topçu Alayı 1. Tabur 5. Topçu Bölüğü.
    .
    Çanakkale'ye yakın Kepez yolunun altında bir gemimiz vardı bizim. Çanakkale'yi bekliyordu. Düşman gemileri deniz altından bomba yollayıp torpille batırdılardı. Hatta batmadı gemi de yan yattıydı da askerleri bir istimbot gelip almıştı Çanakkale'den.Bir gün de bizim dışarıya çıkıp gavur gemilerini bombalayan bir gemimiz yaralanmış geri dönüyordu. Adını bilemeyeceğim. Yavuz mu Turgut mu bilmem. Boğaz'dan içeri girip nara'ya gitmişti. Biz o zaman selama durmuştuk.
    .
    Sonra harp bitti. Silahlar terk edildi. Sabaha kadar kimse kalmasın burada dediler. Ben de o zaman köye döndüm.
    .
    Bir zaman sonra Anzavur çıktı orta yere. Kuvayi Milliye'ye karşı. Köyden de Anzavur'a asker topladılar. Sonra gidenler de kaçıp geri geldiler. Çetecilikti ortalık.Karma karışıktı.

    Milliler de vardı Yenice'de. Anzavur'un elinde bir de top varmış.Havaya uçuyor.Milliler bozuldular o zaman Yenice'de.Ben köydeydim. Bunları duydum.Anzavurcular sonra Ağunya taraflarına kadar gitmişler. Onlar da oralarda bozulup dağılmışlar.

    Yunanlılar köyümüze geldiler. Çok dövdüler milleti. 100 kişi kadar vardılar. Yunan askerleri. "Silah çıkarın" diye çok dövdüler köylüleri.

    Harman vaktiydi.Korkudan kimse çıkamazdı orta yere.Öküzler insansız harman sürüp harman dönerlerdi.

    Askerden geldikten sonra evbark olduk. 18 seneyi geçti nine öleli.Hatice'ydi adı.Üç tane çocuk oldu. 2 oğlan bir kız. Oğlumun biri askerde öldü. Adana taraflarında. Dörtyol'da.Şimdi burada kalan oğlumun yanında yaşıyorum .Elverir bakıyor. Memnunum. Oğlandan da Komşulardan da.

    Maaş da veriyorlar şimdilerde.madalyam filan yok.Aramadık arkasını.Biz çok çektik açlık bir yandan.Bit akardı yakamızdan.bu kararda durursa çok iyi memleketin durumu.

  3. #3
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    AHMET FEHMİ TÜRKAN


    Çanakkale - Sarıcaeli Köyü'nden

    1313 (1897) de doğdum. 84 yaşındayım. Beni şubeden Sarıcaeli Köyü'nün yanındaki tepenin üzerindeki Çanakkale Müstahkem Muharebe Okulu'na gönderdiler. Asker olarak. Okulda iki bölük kurdular. Ben 2. Bölükle Kilitbahir'e gittim.

    Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane'de 15-16 ay kadar bulundum. Seferberlik yeni açıldığında Mecidiye Kalesinde talim terbiye görmüştüm. Sabah kaleye giderdik akşama kadar talim yapar sonra köye dönerdik.

    AHMET FEHMİ TÜRKAN
    Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane limanda denizin kenarındaydı. Arıburnu'nda harp yeni bitmişti. Fakat denizde düşman gemileri vardı.

    Telgrafhanedeyken şöyle bir şey olmuştu.

    Aklımdayken anlatayım.

    Yavuz'la Midilli çıktı bir akşam boğazlardan o şifreyi ben aldım. O geçişle ilgili şifreyi Miralay Talat Beye götürdüğümde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Emir verdi:

    -Bu gece Lapseki'den Kumkale'ye Gelibolu'dan Seddülbahir'e kadar her taraf karanlık kalacak. Gemiler dış denize çıkacaklar. Hiçbir ışık yanmayacak dedi. Ekledi:

    -Bu emri iki tarafa da telgrafla yaz.
    Seddülbahir'de Yüzbaşı Kadir Bey vardı. İyi konuşurduk. Ona dedim ki: "Gemiler geçerken ben sana bildiririm. Sen de dönerlerken bildirirsin."

    O gece akşam karanlığından bir saat sonra gemiler boğazdan dışarıya çıktılar. Üzerlerinde hiçbir ışık yoktu. Öylece sessiz ve karanlıkta geçip gittiler.

    Kadir Beye bildirdim gemilerin çıktığını. O gece sabaha karşı iki gemimiz Yavuz ve Midilli İmroz Adası'ndaki İngiliz karargahını bombalamışlar. Midilli bir torpile çarpıp batıyor. Yavuz da geri dönerken bir serseri torpile çarpıp yaralanıyor.

    Seddülbahir'den Yavuz dönerken Kadir Bey telefonda hem ağlıyor hem konuşuyor:

    -Gemide bir hal var sallanarak geliyor.
    Yavuz'un birkaç bölmesi su almış. Gelirken hepimiz sahile çıktık. Ağır ağır gelişini takip ediyoruz. Soğandere'nin önlerinde bir düşman tayyaresi Yavuz'a ateş etti. Yavuz'da uçaksavar toplarıyla tayyareye ateş açtılar.

    Bu arada Kilitbahir'in üzerindeki top da ateş etti. Tayyareler dağıldılar.

    Yavuz sol tarafından yaralıydı. Yavaş yavaş geldi. Kilitbahir'in önünden Nara Burnu'na yöneldi. Gitti. Kıyıya baştan kara yaptı.

    Birkaç gün orada kaldı Yavuz. Düşman tayyareleri gelip Yavuz'a ateş ederlerdi. 20 kadar tayyaresini gördüm düşmanın ateş ederlerken Yavuz'a.

    Sonra Yavuz İstanbul'a gitti.

    Kilitbahir'den İstanbul Pendik'teki Harp Okulu'na gönderdiler. Orada karargahta 7 ay kaldım. O sırada Arabistan'da ordularımız bozulmuş. Mütareke yapıldı. Ben hava değişimine köye geldim. Çanakkale'de İngilizler vardı.

    Ben İdadinin 2. sınıfından ayrıldım. Bursa Ziraat Mektebine gitmek için. Gidemedik. Kilitbahir'de subay adayıydım. Pendik'te de subay adayı olarak talim terbiye gördüm. Kendim de ders verdim. Din hocaları gelmişti talim yerine. Ben onlara öğretmen olarak ders verdim.

    Neyse bir sene geçince köyde hava değişimim bitti.

    Başvurdum Çanakkale Müstahkem Mevkii Jandarma Kumandanlığında tekrar göreve başladım. Bir tabur Jandarma vardı. Kumandan olarak başımızda Tabur Kumandanı Binbaşı Ali Rıza Bey vardı.

    Akköy Bezirganlar Kumarlar gibi karakollarda çete takibine çıkan kuvvetlerin başında da bulundum. Anadolu Harbi yeni başlamıştı. Karakollarda bulunduğum sırada Yunanlıların zalimliğini yakından gördüm.

    Bir görevle Sarıçalı köyüne gitmiştim. Orada Yüzbaşı Niyazi Bey Üsteğmen Hüsamettin Teğmen Suphi Beyler çete takibi için kuvvetleriyle bulunuyorlardı.

    O akşam ezandan sonra köyü Yunanlılar sarmışlar. Arkadaşlar da kahveye gitmişlerdi. Gitmeyin filan dedimse de dinletemedim. Gittiler. Yanımda Yusuf isminde bir arkadaş kalmıştı. Yusuf ev sahibinin ufak bir çocuğu var. 7-8 yaşlarında onu gönderdi aşağı kahveye. Çocuk geldi. "Jandarmaların silahlarını topluyor gavurlar" dedi. Yusuf'a dedim: "Sür atları". Köyün dışında yol kenarında bir evdi. Alçak avlulu bir ev. Atlara bindik sürdük atları. Ben önde Yusuf arkadan geliyor. Yunan askerleri köyün etrafını sarmışlar. Biz gürültüyle iki atla çıkınca bir takur takur oraya buraya koşturmalar oldu. Yunanlılar bizi üzerlerine hücuma geçmişiz diye kaçışırlarken.

    Köyün etrafını saran Yunan askerlerinin paniğe kapılmalarından yararlanıp köyün dışına çıktık.

    Çınarlı Köyü'ne gelip karakoldaki Cafer Çavuş'a haber verdim.

    -Belki buraya da gelirler. Boş bulunma. Ben gidip Tabur Kumandanına haber vereceğim.

    Olayı Tabur Kumandanına söyledim. Tabur Kumandanımız Ali Rıza Bey:

    -"Ne kadar askerimiz varsa etraftaki köylere dağıtın." diye emir verdi.

    Dağıttık askerleri yakın köylere.
    Tabur Kumandanımız daha sonra Çanakkale'deki İngiliz Kumandanı ile konuşup Yunanlıların aldıkları silahları geriye almıştı.

    Benim rütbem filan yoktu. Fakat başçavuş gibi bana vazife verirlerdi. Askerin başında giderdim.

    Çanakkale Jandarma Taburunda iken Yunanlılar Çan'ı yaktıklarında bir İngiliz Heyetiyle beraber Çan'a da gitmiştim. Heyette bir general bir binbaşı ve de bir yüzbaşı vardı. Çan'a girdiğimiz de dumanlar tütüyordu. Biz heyetin yanında 20 süvariydik.

    Heyettekiler Çan'a Yunanlıların yaptıkları hareketleri sordular rastladıkları insanlara. Tercümanları da vardı Biga'dan Karabiga'ya gittik. İngiliz heyeti İstanbul'a gideceklerdi. Vapura bindiler. Biz Lapseki üzerinden Çanakkale'ye döndük.

    Bizim taburda iki tane Cemal Bey vardı. Biri yüzbaşı Cemal Bey diğeri Tabur Doktorumuz Cemal Bey o da yüzbaşıydı.

    Yüzbaşı Cemal Bey beni çağırtmış dedi ki:
    -Oğlum biz Kuvayi Milliye'ye geçiyoruz gelecek misin?

    Onlarla beraber Kuvayi Milliye'ye katıldım. Taburdan 5 kişiydik. Sivillerle filan 30 kişi olduk. Taburun cephanesini iki katıra yükledik. Bayramiç tarafından gidiyoruz. Yiğitler köyüne geçtik. Evciler köyüne geldik. Kazdağı'nın eteklerinden saracağız dağı. İngilizlerden haber getirdiler bize:
    -Dönsünler yoksa sivil halkı cezalandıracağız.

    Bayramiç'te Yunanlılar vardı. Türk Jandarmalarını silahsız olarak yanlarında çalıştırıyorlardı. Bize haberi getiren de Hafız Abdullah ile İzzet adında iki Jandarmaydı.

    "Gidin şu kağıdı Kuvayi Milliye'ye giden arkadaşlarınıza verin" deyip ellerine bir kağıt vermişler. Evcilerde bu iki kişi bize kağıdı yetiştirdiler.

    Doktor Cemal Bey bize yeni gelmişti. Ankara'dan göndermişler. Kuvayi Milliye'ye asker toplasın diye. Kuvvet toplamak için çok uğraştık ama başaramadık.

    Cemal Bey kağıdı aldı okudu yırttı attı.
    Bana dedi ki:

    -Bunları bırakma.

    Kazdağı'na sardık. Gidiyoruz yukarı. Abdullah'la İzzet başladılar yalvarmaya:

    -Bizi götürmeyin. Bizim çocuklarımıza Yunanlılar eziyet edecekler. Bizi bırakın.
    Kumandana söyledim.

    -"Dağın içine girince bırakırsın" dedi.
    Dağın içine girdiğimizde bıraktık onları geri döndüler.

    O gece dağın üzerinde sabahladık. Sabah şafakla beraber tekrar yola koyulduk. Havran'ın üst taraflarında Ormanlar Köyü var. Orada Yunanlıların karakolu olduğunu duyduk. Otmanlara geldiğimizde karakol Yunan askerleri kaçmışlar. Yoktular. Bu sırada Anadolu'da harp devam ediyordu tabii.

    Otmanlar'dan bir kılavuz bulduk. Balıkesir'in solundan geçtik. Oralarda Boşnak Hamza Arslan Çetesi gibi çetelere rastladık. Her ikisi de 10'ar kişi ile geziyorlardı. Cemal Bey'in gözü tutmadı bunları. Sonra Mustafa Efendi çetesine rastladık. Mustafa Efendi bize "Yunanlıları İzmir'de deniz döktüler" dedi. Bunun üzerine Balıkesir'den Yunanlılar kaçmışlar. Balıkesir'de karakol kurduk. Bir ay falan düzeni sağlamaya çalıştık. Hükümet binasında çalışıyorduk. Cemal Bey Binbaşı oldu. Edirne'ye gitti. Doktor Cemal Bey kaldı. Bir çok subaylarla beraber Halil Fikri Bey isminde yeni bir kumandan gelmişti.

    Beni o sırada Çanakkale'ye gitmek üzere hazırlanan Jandarma Taburuna verdiler. İnegöl taraflarında taburu buldum. Kumandanını gördüm. Tabura takıldım. Çanakkale Taburunun başında Şevki Bey adında bir önyüzbaşı vardı. Çanakkale2ye gelmekte olan ziraat maliye savcı gibi memurlarda vardı. Teşkilat olarak geliyorlar taburla beraber. Gönen üzerinden Biga'ya geldik.

    Biga'da ben atımı savcı Ramiz Bey'e verdim. Mutasarrıf Vahap Bey'de var. Biga'dan çok yağmurlu bir havada yola çıktık. Çanakkale'ye geliyoruz.

    Geceyi Karacaören'de geçirdik. Sabahleyin Çanakkale'nin işgal kumandanı geldi. Saçaklı sırmalı rütbeleri var. Yanında da tercümanı. Vahap Bey'in bulunduğu eve götürdük İngiliz Kumandanını. Sonradan öğrendiğimize göre Vahap Bey'le İngiliz işgal kuvvetleri arasında şöyle konuşmalar olmuş;
    İngiliz Kumandanı:

    -Çanakkale'ye girecek misiniz?
    -Evet gireceğim.
    -Ama bana bu konuda bir emir yok.
    Vahap Bey:
    -Bana kesin emir var.

    İngiliz Kumandan Vahap Bey'den bir saat izin istemiş. Vahap Bey'de peki demiş. Bizim tabur 200 kişi. "Kuvayi Milliye gelmiş" diyerek köylerden inen genç yaşlı insanlarla biz olduk 10.000 kişi. O kadar kalabalık olduk.

    İngiliz Kumandanı ayrıldıktan hemen sonra Vahap Bey hareket emri verdi.

    Geldik Çanakkale'nin kenarına. Tel örgüler var. Uzaktan görüyoruz. İngilizlerde bir kargaşa vardı. Neyse İngiliz Kumandanı geldi. Saatine baktı. Ne söylediğini biz sonradan öğrendik. Saatine bakınca:

    -Acele ettiniz. Daha bir çeyrek saat var.

    Vahap Bey de:
    -Benim saatim geldi diye söylemiş.
    Orada bir anlaşma yapıldı. Askerin bir kısmı ile toplanan sivil halkı içeri girmeyecek dışarıda bekleyeceklerdi. Biz içeri memurlar kumandanlar ve 60 jandarma girdik. Hastane bayırına geldik. Çanakkale'den ileri gelenler hocalar Bey kısımları geliyorlar. Yanlarında koçlar filan var. Kurbanlık. Kurbanlar kesildi. Dualar edildi Vahap Bey:

    "Vali Konağına gideceğiz" dedi.
    Çanakkale'de Alayın önüne geldik. Müstahkem Mevkii Kumandanlığının binalarına girip yerleştik. 1923 senesinin Eylül ayında askerliğim sona erdi. 85 sene sürdü. Askerlik bitince köyüme yerleştim.

    Yaşlılık aylığı alıyorum. Hanımın adı Hacer. Sağ. Yaşıyor. İkisi erkek biri kız iç çocuğum oldu. Çocuklardan da sekiz tane torunum var.

  4. #4
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    ŞERİF ALİ ARSLAN


    Çan - Mallı Köyü'nden

    1309'luyum (1893) . 85 yaşındayım. 8 sene askerlik yaptım. Önce Balkana gittim. Balkandan geldim seferberlik açıldı. Seferlikte kapalı kağıtlar açıldı. Çanakkale'ye gönderdiler. Çanakkale'de 9 ay çakmak çaldım. Çanakkale cephesinde yaralandım ama hafif yaralandım. Çanakkale cephesinden Romanya'ya gittim. Romanya'da yaralandım. Edirne'de 3 ay hastanede yattım. Kuvayi Milliye zamanında da Yunan'a karşı çarpıştık.

    İstanbul'da askerliğimi Harp Okulu'nda yapıyordum. Bulgar bizi Çatalca'ya kadar sürdü. 9 ay durduk Çatalca'da 7. Fırka 21. Alay 1. Tabur 1. Bölük 1. Mangada piyade eriydim. Anahtarlı battal Mavzer vardı elimde. Çatalca'dan Bulgar'ın ardından Kırklareli'ne kadar gittik. Avcı kolunda gidiyorduk. Ateş açtı Bulgarlar bizim mangadan 4 arkadaş şehit oldu. Bulgar hududunda 3 ay bulundum. Teskere aldım köye geldim.

    Köyde seferberliğin ilan edildiğini duydum. Ramazan ayında çok sıcak bir Cuma günüydü. Yaz günüydü harman vakti yaklaşmıştı. Demet çekiyorduk arabalarla tarlalarımızdan

    Muhtar:
    -Kepez'e gideceksiniz. 9. Fırka 25. Alayda bulunacaksınız. Çabuk yola çıkın bana laf gelir dedi.

    Vardık Kepez'e. Alay bizi Taburlara taksim etti. 25. Alayın 1. Taburunun 1. Bölüğüne düştüm.

    Bir sene Çanakkale'nin içinde Cevat Paşa'nın maiyetinde durdum. Cevat Paşa Arnavuttu. Grup kumandanıydı.
    Düşman önce bahriye askeri çıkardı Kumkale'ye. Kumkale'de 64. Depo Alayı vardı. Düşman bu alayın üzerine asker çıkardı. Biz de Geyikli'de bulunuyorduk. Telefon geldi yetişin diye. Biz varıncaya kadar çıkan düşmanı denize dökmüşler. Biz de sabaha kadar köyün içinde kalanı temizledik. Döndük Geyikli'ye. Bizi Üvecik tarafına gönderdiler. Deniz kenarlarında bekledik.

    Bozcaada açıklarından yürüdü kafir 32 parça zırhlı torpido filan mızıka çalarak. Önde Fransız'ın zırhlıları vardı arkada İngilizlerinki. Bizim deniz kenarındaki toplarımız atıyorlar ama ateş çıkartıyorlar sadece. Erdiremiyorlar gemilere. Zırhlılar Karatina'nın altına doğru geldiklerinde karşıdan Yıldız Tabya'dan ateş eden toplarımızdan biri kafirin zırhlısının birisinin bacasından koydurdu içeri mermisini. İki tanesi de kaçarken taşa kısılandı. Birisinin de direğini kırdı bizim topçular.

    Bizi Üvecik'te tutamadılar. Çanakkale'den Ecebat'a geçirdiler. Gece de Sebdülbahir Burnu'na geldik. 15 gün müfrezede bekledik. Seddülbahir'de deniz kıyısında. Ben de onbaşı vekilliği yapıyorum. 26. Alay geldi bizi değiştirdiler. Bizim alay geriye çekildi. Çamaşır filan yıkıyoruz geride. İngiliz'in bir bombası düştü çamaşır yıkadığımız yere. Beyazlar kurumuş alacalar kurumamıştı.

    -Çadırların kenarlarına ası asıverin alacakları dedim çamaşırcılara.

    Saat 6'yı bekledim. Nöbetçileri de çıkardım çadıra geldim. Yatacaktım artık. Setreyi filan çıkardımdı. Başladı Seddülbahir burnu yanmaya. Patır patır patlıyor ortalık. Alay Kumandanı toplan borusunu çaldırdı. Kilerde 3 günlük peksimet varmış. Bölük Emini çabucak dağıttı peksimetleri askerlere. Hadi bakalım Seddülbahir'e. Şeytan dere var bir oraya geldik. Bizim 3. Tb. Zığındere'ye. 2. Tb. eski kale yerine. 1. Tb. Kirte'nin başına yürüdü. Bizim tabur 1. Tabur bulunduğumuz yer de açıklık. Gavur bir nefer görse yağdırıyor mermiyi kavuruyor ortalığı kafir.

    Aşağıya indik su terazilerinin yanına. Bir tane de Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi. Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabyasından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık. Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi. Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabyasından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık. Ermeni Posta bağırıyor:

    "Atmayınatmayınbizim askerler" diye. Atmadık ateşi kestik biz de.

    1 Tk asker kalmış koca 26. Alaydan. Bize doğru gelenler bu takımın askerleri. 26. Alayı karıştırıvermiş daneyle (bomba) kafir. 26. Alayın yerini aldık 25. Alay olarak. Düşmanın karşısında 3 gün dayanabildik. Bir de Seyyar Jandarma Alayı vardı. Onlar da bizlerle beraber eridiler gittiler mahvoldular. Orada bir burunda kaldık bir akşam üzeri. Bizim üzerimize çeviriverdi makinalı tüfeği düşman. 3 kişi kaldık bir koca takımdan biz. Düşman makinalıyla doğradı bizi. Doğradı. Bir Jandarma neferi vardı yaralılar arasında şarapnel bacağını kırmış.

  5. #5
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    ALİ DEMİREL


    Biga-Gündoğdu Bucağı'ndan.


    1301 ( 1885 ) doğumluyum. 96 yaşındayım. Köyden bir çıktım 8 senede geldim. Arıburnu Cephesinde 27. Alaydaydım. Sonra Arabistan cephesine gittim. İngiliz' e 2 yıl da esir kaldım. Arıburnu Cephesinde 27. Alay'ın o meşhur aynalı tüfeklerini ben yapardım. Marangozdum.

    Makinalı tüfekçi yazmışlar beni. Benimle beraber 5 kişi var daha bizim köyden.

    Çanakkale'ye varınca piyadeye çevirdiler. Beni verdiler 27. Alaya Mevzilerimiz Arıburnu'nun üzerlerindeydi.

    Ben 27. Alay 2 Tabur 1. Bölükte bulundum. Alay Kumandanımız Şefik Bey Tabur Kumandanımız Kör Hali Bölük Kumandanımız Hasan Efendi Takım Kumandanımız Kara Mahmut ( Mülazım'ı evvel)'di.Mevzilerde 9 ay durdum. 9 ay çakmak çaldım.

    Bizim bölük Karatepe'deydi. Düşmanın çıktığı sabah 1 ve 3. Taburlar Maydos (Eceabat)'taydılar. Biz yalnız ikinci tabur vardık Arıburnun'da. Arkadan 1. Ve 3. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün Alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında Başçavuş'tu Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan filan da attılar. Sonra bizim mevzilerin üzerine teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.

    Düşman kaçarken tünel kazıp içine dinamit doldurmuş. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı. Toprak minare gibi havaya çıktı.

    27. Alay'ın aynalı tüfeklerini ben yaptım. Marangozum demiştim ya.Sivillikte marangozluk bildiğimden tüfeklere ayna takma işini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

    Bir gün düşmandan düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan bir aynalı tüfek ele geçirmiştik. Bizim mevzilerin yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan ele geçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklerede ayna takmıştım. Her mangaya bir tana aynalı tüfek dağıtılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki tane ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanı görürdün.

    18 Mart'ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu'ndaydım. Boğazdan geçemeyince kafir Mortu Limanı'a Seddülbahir'e zorladı. Oralardan da söktüremeyince Arıburnu'na çıkardı. Daha sonra Tuzla'ya da çıkardı.

    Macaristan'dan getirdikleri kısa ağır otobüsler çok işe yaradı. Dik atıyor. Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar Biz istihkamlardan görüyorduk Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı.

    Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan ateşine tuttu bizi kafir. Elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana.

    Yaralanınca Demetoka Hastanesi'ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım. Sonra çıkınca tekrar eski birliğime mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce ben hep aynalı tüfek işine baktım. Alay kumandanı beni mevziye sokmadı da aynalı tüfek işine ayırdı.
    Arıburnu'nda Atatürk'ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm.

    Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm.

    Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale'ye gittim. Beni bu sefer 24. Fırkaya verdiler. İstanbul'a gittik. Giydirdiler kuşattılar Haydarpaşa'dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin.hadi bakalım Arabistan'a.Gavur dağlarından sonra tren yok 70 gün yol gittik.Yürüye yürüye.Tell el Şehir'e geldik. Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıştım Çanakkale'de. 44. Seyyar Hastane'ye yatırdılar.

    Hastanede 1 ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. 500 kişi bıraktık hastanede çadırlarda. Başladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu.
    Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına.Biz de Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid'in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler.

    Bozulduk geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Şam'a doğru geri geliyoruz. Şam'a kadar geldik. Şam'da 50 bin kişi esir düştük. İngiliz Şam'ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam'da bir açlık bir açlık. Ekmek yokaş yok. Ben açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kafir geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı.Birine konserve birine ekmek verdi.

    Biner kişilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük vardık Mısır toprağına.Kanala İsmailiye'ye. 12 tel örgü vardı. Üçerbin kişi vardı her tel örgüde. Ben 4. Tel örgüdeydim.İki sene esir kaldım İngiliz'in elinde.

    Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi.Bir İngiliz yüzbaşısı.Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor topallıyor. Yanında tercümanı var tecüman başladı bağırmaya:

    -27. Alay2dan kim var burada?
    "Öldürecek değiller ya"dedim. Çıktım ileriye.
    -Ben varım dedim.

    Bastonlu gavur topal topal geldi yanıma. Ellerimden gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı heralde.

    Çok rahat ettim o gavurdan.Allah razı olsun.
    Bana ayrı bir çadır kuruverdi. "Yanına iki de arkadaş al" dediler. Bir rahat ettim ama Sorma

    Arıburnu'nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu'ndan. "Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri" dedir. Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 İngiliz Lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket Filli cigaralarından verirdi. "Sat bunları da para yap" derdi.

    Kendi de benim çadırımdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.

    Ben de o topal gavura Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp 2 çift yarım potin yaptım. Elle yaptım.Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım. İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de "Esirler yapmıştır" diye yazdırıp İngiltere'ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı.

    Tel örgülerde 1000 kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı.

    Sonra gemilerle İstanbul'a geldik. İstanbul'dan köye geldim.

    Çok beygir atı yedik. İngilizler bir kere bize koyun eti verdiler. Geri kalan zamanda hep at eti yedik tel örgülerdeyken.

    Askere gitmeden evlenmiştim. Gelince baktım ben askerdeyken Nuriye ölmüş. Zatiye'yi aldım. Zatiye öleli 13 sene oluyor. 3 çocuğum oldu. Hepsi yaşıyorlar. Oğlum bakıyor bana burada. Madalyam da yok maaş da.

    Kırık çıkıkta üzerime yoktur. Hala yaparım. Gözlerimin ikisi de görmüyordu birini açtırdım. Şimdilerde açtırdığım da duman yapıyor. Bir torunum İzmir'de subay.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş