Forum Hane
Kapat
   
©

Go Back   Forumhane.net > Mustafa Kemal Atatürk ve Tarihimiz > Mustafa Kemal Atatürk > Atatürk'ün Anıları

Atatürk'ün Anıları Atamızın anıları..

Kullanıcı Etiket Listesi

Like Tree6Teşekkür

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16/03/2012   #1 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
bayrak Atatürk'ün Anıları - Atatürk'ün En Güzel Anıları





Gaziyi Görmeye Gelen Ana


Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.


- Merhaba nine

Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

- Merhaba dedi.

- Nereden gelip nereye gidiyorsun?

Kadın şöyle bir duralayıp

- Neden sordun ki dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?

Paşa gülümsedi.

- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?

Kadın başını salladı.

- Tabii söyleyeceğim ben Sincan'ın köylerindenim bey otun güç bittiği atın geç yetişdiği kavrukköylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi kodum Angara'ya geldim.

- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?

- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa.

Bende gün demeyip mıhtara anlatınca o da bana bilet alıverip saldı Angaraya giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?
Kadının birden yüzü sertleşti.

- Tövbe de bey tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek

- Görüyorsun ya Gökçen işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim sen gökte aradığını yerde buldun rüyalarını süsleyen seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor. Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı biri kurtarılan ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri.

Bunu Atatürk'e uzattı;

- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.

Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;

"Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun."

ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16/03/2012   #2 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart


Sakal Üzerine...


Atatürk Amasya ziyaretinde.Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbette. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk'ün dikkatini çeker. Ata yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;

- Kimdir bu?

Vali yanıt verir;

- Efendim kendisi Şıh'tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve;

- Bak baba imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan der ve eliyle de boyunaltı hizasını gösterir.
Şıh;

- Emrin olur Paşam diyerek yerine çekilir.

Aradan zaman geçer bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve Vali'yi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır kağıdı kalemi eline alır ve az sonra Nazırını çağırıp yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış..

Şıh gelir Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş sinekkaydı bir tıraş olunmuş saçlar kısaltılmış kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş bambaşka bir görünüme bürünülmüştür. Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar;

- Aman Paşam o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?

Ata gülümser sonra da yanındakilere dönüp;

- Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim der.

Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp Nazırına bu yazıyı da Şıh'a vermesini söyler. Yazıda şöyle yazmaktadır;

- İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım.

ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16/03/2012   #3 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart




Atatürk Ve Yeşil



Atatürk'ün doğayı ağacı sevmesinin en belirgin örneklerinden birisi de kuşkusuz Atatürk Orman Çiftliği'dir. Atatürk 1925 yılında kendi aylığından ödeyerek çiftliğin bugünkü yerini satın almıştır. O yıllarda bu topraklar ortasından demiryolu geçen bataklık ve boş bir araziydi. O toprağa karşı zafer kazanabileceğini de kanıtlayarak çiftliği burada kurdu.

Bugün Ankaralılar için çiftlik bir dinlenme yeri haline gelmiş Atatürk'ün önderliğinde dikilen ağaçlar büyümüş gölgesinde insanlar dinlenir olmuştur.

Ankara'yı Türkiye Cumhuriyetinin başkenti yapan ve bir bozkır kasabasında modern bir şehir kuran Atatürk bu yönüyle de günümüzdeki şehircilik çevre ve tabiat güzelliği kavramlarına 1920'li yılların şartları içinde ışık tutan bir dehadır. Bu kavramların bilinmediği ve konuşulmadığı o yıllarda şehircilik uzmanlarını getirterek Cumhuriyetin başkenti Ankara'yı düzene sokan ağaç diktiren bulvarlar açtıran Çiftliği kuran sefaret bahçelerinde yeşilliğe imkan veren Atatürk diğer yönleriyle olduğu gibi bu yönüyle de her zaman örnek alınması gereken eşsiz büyük bir önderdir.

Atatürk'ün kişiliğini oluşturan etkenler arasında bitki ve hayvan sevgisinin de önemli bir yeri bulunmaktadır. Atatürk yaşamının son günlerinde de yeşillikler arasında olma özlemini duymuştur. Yeşilliği olduğu kadar barışı da seven Atatürk'ün Anıtkabiri'ne dünya uluslarının gönderdikleri fidanlarla meydana gelen Barış Parkı ölümünden sonra da Ata'nın kişiliğiyle bütünleşmiştir.

Dayısının çiftliğinde Atatürk'ün doğa sevgisi babası öldükten sonra annesi ve kardeşi ile beraber Selanik'in otuz kilometre yakınlarında Zübeyde Hanımın ağabeyi olan Hüseyin Ağa'nın çiftliğine yerleşmeleri ile başlamıştır. Burada Atatürk çiftçilik işleri ile uğraşarak yeşilliğe toprağa ve doğaya ilgi duymuştur. O'nun bitki ve hayvan sevgisinin ilk belirtileri bu çiftlik yaşamından kaynaklanmaktadır. Çünkü O ilerki yaşamında çiftlikler kuracak hayvan besleyecek ve ağaçlandırmaya büyük önem verecektir.

Atatürk'ün sınıf arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy O'nun doğa sevgisini belirtirken bir anısını şöyle anlatır:

Harp Akademisi'nin üçüncü sınıfına geçtiğimiz zaman Mustafa Kemal Selanik'e sılaya gitmeden önce bizde misafir kaldı. O günlerin birinde Satılmış Çavuş'u da alarak Alemdağı'na uzandık. Arkadaşım samimi bir doğa aşığı idi. Ormanlık yerlerden çok hoşlanırdı. Öğleye doğru pınar başında mola verdik...Uzaklarda bir kasır vardı ve manzarası harikulade güzeldi. Adeta Mustafa Kemal'i büyüledi...Oradan ayrılırken Mustafa Kemal: 'Fuat' dedi 'İnsan yaşlandıktan sonra şehirlerin gürültülü hayatından uzaklaşmalı böyle sakin ve ağaçlık bir yere çekilmelidir. Bak şu karşıdaki köşk insanın ruhuna nasıl bir ferahlık veriyor."

Afet İnan Atatürk ve Çankaya'nın ilk Cumhurbaşkanlığı Köşkü için seçilmesini anlatırken şöyle diyor: "Atatürk'ün Çankaya'yı seçmesinde etken birkaç büyük karakavak ve söğüt ağaçlarının bulunması idi. Onların rüzgarlı günlerdeki hışırtısından daima zevk duyardı."
Atatürk doğayı çok seven bir insandı. Yeşile çiçeğe ağaca hayrandı. Nezihe Araz Atatürk'ün ağaçlandırmaya verdiği önemle O'ndaki doğa sevgisini bir söyleşide şöyle dile getirmiştir:

"Ne oldu buradaki ağaca" "Çankaya köşkünden Meclis binasına giderken o günün Ankara'sında bir tek iğde ağacı vardır. Mustafa Kemal her gün ağacın önünden geçerken arabayı yavaşlatıyor ve ağacı selamlıyor. Bir gün; 'Bakın bu benim...' derken o ağacın yerinde olmadığını görüyor. Büyük bir telaşla otomobili durdurup iniyor. Buradaki işçilere; 'Ne oldu buradaki ağaca' diyor. 'Efendim yolu genişletmek için ağacı kestik' cevabını alıyor. Arabasına dönen Mustafa Kemal ağlamaya başlıyor. Bunun başka yolu yok muydu? diye."

Afet İnan Atatürk'ün doğa ve ağaç sevgisi ile ilgili olarak şöyle diyordu:
"1919 yılında Atatürk Ankara'yı pek az ağaçlı bulmuştu. O eski adı Orman Çiftliği olan yerde orman yetiştirmeyi kendisine ideal edinmişti. O'nun için her ağaç yeni kıymetli birer varlıktı. Bunların yetiştiğini büyüdüğünü görmek bir idealin tahakkuk edişindeki zevki kendisine veriyordu. Gazi Orman Çiftliği insanların irade ve çalışmalarıyla tabiatı güzelleştirme ve verimli kılma kuvvetinin bir örneğidir."

Atatürk'ü yakından tanıyanların şu ortak görüşte birleştikleri görülmektedir: "Atatürk doğayı severdi. Ağaçlandırmaya önem verirdi." Bir gün Atatürk Kurmay Başkanı İsmet Bey'le Diyarbakır çöllerinde atla gidiyorlarmış. Mustafa Kemal demiş ki: "Çabuk bana yeni bir din bul. Ağaç dini. Bir din ki ibadeti ağaç dikmek olsun.

Atatürk'ün doğayı ağacı sevmesinin en belirgin örneklerinden birisi de kuşkusuz Atatürk Orman Çiftliği'dir. Atatürk 1925 yılında kendi aylığından ödeyerek çiftliğin bugünkü yerini satın almıştır. O yıllarda bu topraklar ortasından demiryolu geçen bataklık ve boş bir araziydi. O toprağa karşı zafer kazanabileceğini de kanıtlayarak çiftliği burada kurdu. Bugün Ankaralılar için çiftlik bir dinlenme yeri haline gelmiş Atatürk'ün önderliğinde dikilen ağaçlar büyümüş gölgesinde insanlar dinlenir olmuştur. O doğadan zevk alan bir insan olarak yeşilliği ve ormanı daima sevmiştir.

Falih Rıfkı Atay "Atatürk çiftlik dağlarının ormanlaşması için bizzat uğraştı. Hemen her ağaçta hakkı vardır" derken; Afet İnan da "Orman Çiftliği'nin her ağaçlandırma evresinde Atatürk'ün bakışı görüşü emeği vardır" diyor. Eski adı Orman Çiftliği olan yerde orman yetiştirmeyi amaç edinmişti. Onun için her ağaç eski ve yeni kıymetli birer varlıktı.

Özlemi tüm ülkeyi ağaçlandırmaktı Atatürk'ün ağaç ve yeşillik sevgisi yalnız Ankara'ya has bir özlem değildi. "Bu vatan çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer" diyen Atatürk'ün özlemi tüm ülkeyi ağaçlandırmaktı yeşillendirmekti.

Bir gün İstanbul'un eski vali ve belediye başkanlarından Muhittin Üstündağ ve Afet İnan'la birlikte boğazda bir motor gezisinde Salacak önlerinden geçerken; "Bu güzel yerleri ağaçlarla bir kat daha güzelleştirmek için İstanbul Belediye Başkanı olmak istiyorum" derken Atatürk'ün bu sözlerindeki gerçeği çözmek elbette güç değildir.
Ülkemiz toprakları üzerinde Atatürk'ün yakın ilgisi ve sevgisiyle Yalova yeşil bir cennet köşesi haline gelmiştir. Muhsin Zekai Bayer Atatürk'ün Yalova'yı ağaçlandırma çabalarını şöyle anlatır:

"Yalova kaplıcalarının yeşil cennet diyarı ve çam ormanları Atamızın çabaları ile meydana gelmiştir...İlk iş olarak o zamanın ünlü bahçıvanlarından Pandeli Efendi'yi Boğaz içindeki çiçek bahçesinden alarak işin başına geçirtmiştir. Onun yakın ilgileriyledir ki bu gün 'Çam Burnu' adı verilen ormanlık alan yaratılmıştır."

Atatürk Türkiye Büyük Millet Meclisi açış konuşmalarında doğal varlıklarımız olan ormanların korunması dengeli ve tekniğe uygun şekilde işletilmesine yönelik konulara da yer vermiştir. 1 Mart 1922 yılında 1. Dönem 3. Yasama Yılı konuşmasında ormancılığın kurallarını şöyle belirtmiştir.

"Gerek tarım gerek memleketin varlık ve genel sağlığı konularında önemi kesin olan ormanlarımızı da modern önlemlerle iyi duruma getirmek genişletmek ve en yüksek faydayı sağlamak da önemli kurallarımızdan biridir."

Atatürk bir ağaç dalının kesilmesine rıza göstermeyecek kadar yeşili ve ağacı seven bir varlık idi. Yalova'da yapılan bir köşkün çevresindeki meşelerin korunması için orman mühendislerine sık sık öğüt vermiştir. Gazi Mustafa Kemal Türklerin Orta Asya'dan kuraklık ve ağaçsızlık yüzünden göç ettiklerini pek iyi bildiği için ağaca karşı sevgi ve saygı gösterilmesini teşvik etmiştir.

Atatürk son günlerinde yeşile duyduğu özlemi şöyle dile getirmiştir: "Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk ulusunu sonsuzluğa dek yaşatmak için verimli kalacaksın. Türk toprağı sen seni seven Türk ulusunun mezarı değilsin. Türk ulusu için yaratıcılığı göster."

ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16/03/2012   #4 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart




Atatürk ve Türk ve Kadını


Atatürk İstasyon'dan şehre doğru bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.

Milli Mücadele'deki çete giysili bir Türkçü kadın Başbuğ Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu :

- " Bastığın toprağa kurban olayım Paşam! "

Başbuğ Atatürk onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan direnişçi olduğunu fısıldadılar. Gözlerinden iki damla yaş düşen Atatürk bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi :

- " Kahraman Türk kadını ! Sen yerlerde sürünmeye değil omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın. "

Atatürk Kurtuluş Savaşında Türk Kadını Vapur ve motorlarla İnebolu'ya çıkarılan silah ve cephane Kastamonu üzerinden Ankara'ya oradan da cepheye gönderiliyordu. 1921 yılı Aralık ayında birden bire bastıran kar yolları kaplamıştı. İnebolu'dan Kastamonu'ya hareket eden ve her nasılsa yolda kafileden geri kalmış genç bir kadın fırtınalı bir gecede sabaha yağan kar altında yoluna devam etmişti.

Cephane yüklü kağnısı ile yorgun argın bir halde ancak Kastamonu kışlası önüne kadar gelebilmiş şehir'e girmek nasip olmadan kağnı arabası yol kenarında durmuştu. Arabanın yanına gidenlerin gördüğü manzara yürekler acısı idi. Bu Türkçü kadın bu kıymetli yükü korumak için yorganlarını top mermilerini üzerine örtmüş kendisi de bir elinde üvendire kollarını açarak yorganın üzerine abanmış ve o durumda sabaha karşı donduğu anlaşılmıştır. Olay yerine gönderilen Cemil ve Rıfat çavuşlar göz yaşları dökerek şehit'in üzerindeki karları süpürüp arabadan indirirken yorganın altından birdenbire çığlığı basarak ağlayan bir çocuk sesi işitince şaşırdılar ve şehit anayı yana çekip yorganı kaldırınca gördükleri şaheser tablo şu olmuştu :

Otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş çulların içinde kundaklı bir kız çocuğunun donmaktan kurtulduğu ve müdahale üzerine uyanarak meme için ağlamaya başladığıdır. Cephanesi ve yavrusu uğruna kendisini feda eden bu kahraman Türk anasının acıklı hikayesini bu vatan topraklarında yaşayan herkesin özellikle genç nesillerin iyi değerlendirmesi gerekir…


ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16/03/2012   #5 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart






Atatürk'ün komik bir anısı



Atatürk'ün En sevdiği hikayelerdenmiş. Arada kendi anlatır arada baskasna anlattırır hep gülermiş.


Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyor. Bir ara dinleyicilere sormus:

"Bir eşegin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu biri rakı. Hangisini içer?"

Cevabı kendi veriyor: "Tabii suyu."

Gene bitirmiyor soruyor: "Neden?"

Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor.

"Eşekliğinden."

Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor gülüyor.

Bir akşam Orman çiftliğinde yanında erkanı açık havada oturuyorlar.

Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip çağırıyor. Soruyor:

"Söyle çocuk: Bir eşegin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu biri su. Hangisini icer?"

Anadolu tosunu yutkunuyor. Bakıyor. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri. Devletin en büyükleri...Esas vaziyetine geçiyor:

"Rakıyı kumandanım!"

Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor. Muzip:

"Aman beyler! Neden diye sormayın!"

ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16/03/2012   #6 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart



Atanın Cevap Veremediği Tek İnsan..?


Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmiş ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:

-Türklere rahat vermemeli ki başka sahalarda ilerleyemesinler..

Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar savaşlar açarlar Balkan milletlerini “İstiklal” diye kışkırtırlardı.

Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler zenginleşirlerdi.

Onların neden zengin bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü Atatürk’e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.

Atatürk Mersin’e yaptığı seyahatlerden birinde şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:

-Bu köşk kimin?

-Kirkor’un...
-Ya şu koca bina?
-Yargo’nun...
-Ya şu?
-Salomon’un...

Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:
-Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz?

Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:

-Biz mi nerede idik? Biz Yemen’de Tuna Boyları’nda Balkanlar’da Arnavutluk Dağlarında Kafkaslar’da Çanakkale’de Sakarya’da savaşıyorduk paşam...

Atatürk bu anısını naklederken:
-Hayatımda cevap veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur der dururdu.

ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16/03/2012   #7 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart







Gerçek Bir Hikayedir


1900'lü yılların başında Avrupanın güçlü devletlerinden olan Fransa o
dönemin diğer devletlerine haber göndererek yeni bir savaş makinası bulduklarını ve bu makina ile gösteri yapılacağını diğer devletlerin bu davete yetkili 2 askeri üye ile katılabileceklerini bildirirler.

Gösteri günü ortalık mahşer yeri gibi kalabalıktır. Osmanlıdan gösteriyi izlemeye gelen sadrazam ...........paşa(ismini tam hatırlayamıyorum) ve yanında genç bir subay vardır.

Gösteri başlar herkezin şaşkın bakışları altında hava yükselen bir makina havada sortiler yapmakta belirlenmiş hedeflere ateş etmektedir evet bu ilk savaş uçağıdır.

Derken uçak yere inerpilot kendisi ile havalanacak bir gönüllü istertabi herkez korku içinde kimse cesaret edemez ve Osmanlı paşasının yanındaki genç subay bir Türk cesurluğuyla hemen öne çıkar -ben gönüllüyüm der.

Pilot genç Türk subayını giydirir ve uçağa götürürtam bineceklerken Osmanlı .paşası genç subayı kolundan tutar ve --sen in der.

Subay nedenini sorunca-- içimde kötü birhis var der.bunun üzerine uçağa başkaı biner uçak havalanır ve yere çakılır.

Evet ogün o Osmanlı paşası o genç subayın kolundan çekipte uçaktan indirmeseydi bugün ÇAĞDAŞ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMAYACAKTI. Genç subay O idi.

(Sunay AKIN dan alıntıdır)


ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16/03/2012   #8 (permalink)
 
Leydihan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 89 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 3306 / 3306
Güç: 9416 / 17994
Deneyim: 18%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart




Atatürk'ün İngiliz Amirale Cevabı


Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor. Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden amiral rütbesinde olduğu anlaşılan İngiliz Donanması Komutanı Hükümet Konağı'nın kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa'nın odasına doğruldu.Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca:


-Başkomutan Mustafa Kemal Pasa ile görüşmek istiyorum!.. dedi.

.Birlikte odaya girdiler kapı kapandı. Amiral önce:

-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale'deki basarinizi rastlantıya borçlu olmadığınız kanıtlanmış oldu.Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum. Amiral bir süre sonra konuya girmiş:

-Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebamız ve sizin azınlıklarınızdan Ermeniler Rumlar var.Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir? güvende midirler?..

-Hiç kuskunuz olmasın Amiral!..Türkiye'deki bütün insanlar gibi tebanız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti'nin eşit koruması altındadır. Suç islemeyenler kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler.

-Suç isleyenler?

-Suç isleyenler Sayın Amiral dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de adaletin huzuruna çıkarlar...Suçlu iseler cezalarını elbette çekeceklerdir...

-Fakat Paşa Hazretlerifevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumların bazıları şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüzyüzedirler. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz arkadaşlarının büyük bir bölümü [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] göçe zorlandı ve önemlice bir bolumu de hayatlarını kaybettiler. Bu ruh tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirliği yapmış bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar fevkalade günlerin olaylarıdır. Bağışlanması hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler halkın husumetine bırakılacak olursa bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!

Son cümleye kadar Amiral'i gülümseyerek dinleyen Mustafa Kemal Pasa 'dünyanın koparacağı gürültü ile' kendini tehdide girişince sözünü bıçak gibi kesmiş:

-Şu "Efendi Devlet" rolünü bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz! İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu islere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsinler! ..Kim bize saygı beslemezse bizden saygı beklemeye hakki olmaz!..

Amiralin benzi kül gibi olmuş:

-İngiltere Hükümeti'nin tebasını her yerde koruma hakki devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz...

İşte o zaman Mustafa Kemal Paşa'nın tepesi iyice atmış:

-Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız! Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi limanı (o donemde İngiliz donanması İzmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir de... İsterseniz Türk'e ihanet eden tebanızın ve azınlıklarınızın adaletten kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz!.. Donanmanızın da en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum!

Mustafa Kemal Paşa'nın cümleleri art arda Osmanlı tokatları gibi Amiralin yüzünde şakladıkça Amiral ne yapacağını şaşırmış ve en sonunda:

-İngiltere'ye savaş mı açıyorsunuz? demiş.

İşte Paşa burada son sözünü söylemiş:

- savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Antlaşması'nın hala yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık... Karşımda oturuşunuzu sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki nezaketimizi kötüye kullanmak eğiliminiz var... Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde "barış antlaşması yapmamış" iki devletiz. savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!

Bir balmumu heykeline dönmüş Amiral..... gerine gerine girdiği Mustafa Kemal Paşa'nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda kekeleyerek:

-Afedersiniz!.. demiş ve yerlere kadar eğilerek geri geri kapiya gidip dışarı çıkmış.

.Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülüyordu:

-Pasa Amirali anasından doğduğuna pişman etti. "Kendisinin Türk topraklarında bir savaşçı olarak bulunduğunu "Paşa'dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi... Tutuklanacağını tutsak edileceğini sandı. İnce dudaklarını ısırıyor parmaklarını birbirine kenetlemiş titriyordu. Karşısında Babıali Paşası bulacağını sanıyordu
herhalde...

"İngiltere devletini kendi devletine eşit gören "bir Paşa ile karsılaştığı için ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kim bilir nasıl lanet etmiştir...

Aradan bir saat geçti gecmedi... İngiliz gemisinden bir müfreze ve bir teğmen çıktı. Amiralden - devleti adına- bir ültimatom getiriyordu Başkomutan'a kendi eliyle verecekti. Paşa'ya bildirdim; "Gelsin" dedi. Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu.İngiliz çakı gibi bir Teğmendi. Paşa'nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref aracılığıyla ültimatomu Paşa'ya ulaştırdı.

Paşa: -Peki Teğmen! Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize gereken karşılığı verir.Siz geminize dönebilirsiniz...

Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı sonra da Ruşen Eşref'e donup:

-Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mi? Ruşen Eşref teğmenin dileğini Paşa'ya söyledi Pasa:

-Nereden icap etmiş sor bakalım!.. dedi.

Teğmen:

-Asker olarak zaferlerine insan olarak kendisine hayranım... Lütfetsinler...

Teğmen Paşa'nın elini öptü Paşa da Teğmenin yanağını okşadı. Odayı boşalttık. Az sonra Ruşen Eşref'i çağırdı:

-Metni okudunuz mu? Ne istiyorlar?..

-Paşam Amiral ile görüştüklerinizin yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.

-Öyleyse Halide Hanım'ı (Edip Adıvar) bulunuz hemen tercümesini yapsın ve metin olarak bana getirsin... Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri Bakanlığına gönderin gerekeni yapsınlar... Durumu ordu komutanı Nurettin Paşa'ya da bildiriniz. Gerekiyorsa benimle temas etsin........

Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmuştu...

İngiliz ve Fransızlar kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirmeye başlamışlardı. Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler...

ALINTIDIR.








“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Leydihan isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22/03/2012   #9 (permalink)
 
Kuzey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 72 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2666 / 2666
Güç: 4631 / 14435
Deneyim: 10%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
Standart Atatürk Anılarından Bir Kaçı




Atatürk Anılarından Bir Kaçı


Bildiğimiz gibi ulu önder Mustafa Kemal Atatürk yurdumuzu düşmanların elinden alıp bize vadetmiştir.Ve geride sadece anıları ve çekilmiş fotoğrafları kalmıştır ve ben bu anıları bir kaynaktan bulup buraya paylaşmak istedim.


İZMİR SUİKASTI


İzmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı:

- "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu.

Kendisine sordum:

- Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin öyle mi?

- Evet dedi.

Ben yine sordum:


- Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin?

- Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi.

- Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun?

- Hayır.

- O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?

- Geçerken işaret edecekler Mustafa Kemal işte budur diyeceklerdi. Biz de öldürecektik.

O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım:

- Mustafa Kemal benim haydi al eline tabancayı öldür dedim.

Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Yahya Galip KARGI

ASKERLE GÜREŞ

Bir gezisinde Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:

- Sen güreş bilir misin?

Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi ayağa fırladı.

Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:

- Haydi bir de benimle güreş!

Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:

- "Atam" dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"

Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.

Tahsin UZER


ALÇAKGÖNÜLLÜ

Atatürk'ü 1938 Gençlik ve Spor Bayramı günü son defa 19 Mayıs Stadyumu'nda gördüm. Şeref tribünü kapısında -o zaman küçük bir çocuk olan kızıma- o günün anısı olan rozetini taktırmayarak bir şeyler söylüyordu. Zayıf ve yorgundu.

Kızımdan Atatürk'ün kendisine neler söylediğini sordum:

— Rozette resmim varmış nasıl takarım? dedi.
Zeki ve alçakgönüllü Atatürk rozetteki resmi görmüştü.

Bu O'nun stadyuma ilk ve son gelişi sanki gençliğe vedası oldu.

Nasuhi BAYDAR


BENİM ADIM ATA DEĞİL

Atatürk'ün sinirlendiği önemli bir nokta vardı. Gazetelerde kendisine "Ata" denildiğini okudukça şöyle dedi:

— Benim adım Ata değil Atatürk'tür! Bazı gazeteler neden böyle yazarlar?

Şükrü KAYA

GÖMÜLECEĞİ YER

Atatürk'ün gömüleceği yer ve toprak:

O'nun kabri Ankara'da olacaktır. Fakat bu şehrin neresinde? Çünkü O' nun en son kuvvetli isteği bir an önce Ankara'ya dönebilmekti. Biri Büyük Millet Meclisi'nden İstasyon'a inen cadde üzerindeki yuvarlak yer diğeri Çankaya'daki yeni köşkün mermer havuzu. Bu yerler şu nedenle konuşulmuştur:

Bir akşam Atatürk'ün etrafında toplananlar arasında O'nun ölümlü oluşu üzerinde durulmuş ve özellikle kendisi 1926 suikast girişiminden sonra söylediği cümleyi tekrar etmişti. "Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

dedikten sonra "Milletim beni istediği yerde yatırsın yeter ki beni unutmasın" demişti. Meclisin altındaki yuvarlak yeri ortaya atan kişiye ise "iyi ve kalabalık bir yer fakat ben böyle bir arzumu milletime vasiyet edemem". Ancak gene o akşam ileri sürülen bir fikrin kendisini çok
duygulandırdığını bugün bile hatırlıyorum.

Memleketin bütün sınır boylarından getirilecek toprak üzerinde yatmak. Recep Peker hararetle bu fikrin sembolik savunmasını yapmıştı.

Atatürk böyle bir fikrin uygulanmasından ancak ölümlü vücudu için hoşlanacağını ve gurur duyacağını anlatırken bana bakarak: "Bunu unutma!" demişti.

Prof. Dr. Afet İNAN

SOKAK ÇOCUĞU


Atatürk'e düşmanlarından bir bayan bir yabancı gazetede (sokak çocuğu ve zalim) diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti.

Bir gün Yat Kulüp'te Atatürk arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki:

- Bana sokak çocuğu diye yazmış... Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi'den Harp Okulu'na oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı? Bana (zalim) diyormuş... Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek kanun çerçevesinde bu adamlar cezalarını buldularsa benim onlara karşı sevgimden ziyade Türk milletine sevgim daha büyüktür... Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim..." demişlerdir.

Enver Behnan ŞAPOLYO


MUTSUZ LİDER

Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde Mustafa Kemal kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı:

- "Şimdi siz buradan ayrılır istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük mutluluk olduğunu bilemezsiniz. Halime bakın sahip olduğunuz bu özgürlükten yoksunum cumhurbaşkanıyım ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım. Bütün eğlencem akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın istediğiniz yerlere girip çıkın arzu ettiğiniz gibi eğlenin. Ben de bunun hayaliyle avunurum." dedi.

O akşam hepimiz masadan erken ayrıldık.

ABDÜLHAMİD


1937 yılında idi. Yaz aylarından biri. Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede "Makedonya" adlı bir eserim tefrika ediliyordu. Bir akşam üstü Başyaver Celâl (Üner) Bey beni telefonla aradı. Dolmabahçe Sarayı'na davet edildim. Ve Saraya gidince de hemen hiç bekletilmeden üst kata çıkarıldım. Bir kapı açıldı kendimi Büyük Adamın karşısında buldum. Saygılarımı bildirince belli bir iki nezaket cümlesi ile beni okşadı.

Sonra:


- Yazını okuyorum dedi. Hürriyetin ilân edildiği zaman küçük bir çocuk olman lâzım. Fakat kutlarım o günleri iyi canlandırıyorsun. Yalnız Abdülhamid'i hiç sevmediğin belli.

Biraz durdu. Elindeki bir renkli kalemi önünde açık duran kalın ciltli bir Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu. Ben susuyordum. Bu hal bir iki dakika devam etti. Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından:

- Sevme Abdülhamid'i! Yine de sevme! Fakat sakın anısına hakaret edeyim deme. Senin

kuşağın biraz daha ölçülü kararlar vermeye alışmalı. Bak çocuk! Kişisel kanımı kısaca söyleyeyim: Tecrübe göstermiştir ki toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun durumu kuşkulu ve sınırları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette Abdülhamid'in yönetimi büyük hoşgörüdür. Hele bu yönetim on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında uygulanmış olursa...

Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı. Saygılarımı tekrarlayarak huzurundan uzaklaştım.

Nizamettin Nazif TEPEDELENLİOĞLU

YANINA ALDIĞI İLK ER


O Samsun'a çıktığı zaman üstü başı yırtık postalları patlamış silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:

- Asker ağlamaz arkadaş sen ne ağlıyorsun?

Er irkildi başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.

- Söyle niçin ağlıyorsun?

İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:


- Düşman memleketi bastı hükümet beni terhis etti.

Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim?

Kemal Atatürk er'in omzuna elini koydu:


- Üzülme çocuğum dedi. Gel benimle!

Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.

Burhan Cahit MORKAYA


TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM


Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.

- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?

- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım!

Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:


- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..

General SHERRIL

ALINTIDIR.


Kuzey isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22/03/2012   #10 (permalink)
 
Kuzey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Rep Gücü: 72 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 2666 / 2666
Güç: 4631 / 14435
Deneyim: 10%

Üye bilgilerini yalnızca Kayıtlı Üyelerimiz görebilmektedir. Daha iyi hizmet için lütfen Kayıt Olun.
bayrak Atatürk'ün En Güzel , En Güzel Anıları




BAYRAĞA SAYGI(EN SEVDİĞİM)


30 Ağustos sabahı Mustafa Kemal muharebe sahasında dolaşıyordu. Etraf binlerce düşman cesetleri ve birbiri üzerine yığılmış yüzlerce topçu hayvanı terk edilmiş silah top ve cephane dolu idi...

Atatürk şöyle söylendi:

"Bu manzara insanlığı utandırabilir! Fakat meşru müdafaamız için buna mecbur olduk. Türkler başka milletlerin vatanında böyle bir harekete teşebbüs etmezler."
Ganimetlerin arasında yırtılmış ve terk edilmiş bir de Yunan bayrağı gören başkumandan eli ile kaldırılmasını işaret ederek;

"Bir milletin istiklal alametidir düşman da olsa hürmet etmek lazımdır kaldırıp topun üzerine koyunuz."

Atatürk`ün Yargıç Kararına Saygısı


Ölümünden iki yıl önce Atatürk'ün canına kıymak için kurulan bir tuzak meydana çıkarılmıştı. Hem de bu düzeni kurmakla suçlanan kimse "Milli Mücadele"den beri Ata'nın yolunda çalışmış sevgi ve güvenini kazanmış birçok iyiliklerini de görmüş biri idi.

Haber yurtta şaşkınlık ve tiksinme oluşturdu. Herkes bunu konuşuyor "nasıl olur" diyor bir türlü herhangi bir nedene bağlanamıyordu.

Sanık yakalandı adalete teslim edildi. Fakat Atatürk olaydan haberi yokmuş gibi bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı adalet son sözünü söyleyinceye dek sustu. Atatürk'ün bu suskunluğu çeşitli yorumlara uğramıştı; kimi "bu üzüntülü olayı anmak istemiyor" dedi kimi de "bunun doğru olduğuna inanmıyor" diye düşündü.

Sanığa yükletilen suç yargı yerinde ispat edilemediği için adam aklandı.

İşte yargıç kararını bu yolda verdikten sonradır ki Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu dedi:

"Suça yeltenilmiştir ancak yargıç buna kanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir.

Asla Bolşevik Olmayacağız


Ankara'nın Şubat ayına gelen oldukça soğuk ve karlı bir gecesi idi. Ankara kulübünde bir balo tertip edilmişti. O zamanın bütün mümtaz simaları orada idiler. Saat henüz 12'ye gelmemişti. Herkesin kalbinde ani bir heyecan uyandıran bir haber baloya yayıldı:

"Gazi Paşa baloya geliyorlar!"

Rus Sefarethanesi'nde imişler oradan baloya geliyorlar. O zamanki Rus Sefiri de baloya gelmişti.

Bir aralık Sefir salonunun ortasına doğru ilerlemekte olan Gazi'ye yaklaşarak Fransızca:

"Ekselans" dedi "Sizi çok seviyorum hürmetim sonsuzdur; çünkü müşterek bir gaye uğrunda varlığını kurtarmağa çalışan milletleriz. Türkiye'nin en büyük halaskarı ve banisi olan sizi müsaade ederseniz bir kere öpmek şerefini kazanabilir miyim..."

Atatürk evvela gülerek elini uzattı sonra o da elçiyi öptü. Büyük ve kıymetli Ata'mız bu çeşit eğlence yerlerinde dahi memleketin menfaat ve siyasetini göz önünden bir an uzak tutmazdı. Onun için bütün yabancı gazete muhabirlerinin huzurunda şu cümlelerle Sefirin sözlerini cevaplandırdı:

"Ekselans gösterdiğiniz sevgi hareketinden ve sözlerinizden çok mütehassis oldum. Teşekkür ederim. Bu iki millet ilelebet dost kalmalıdır. Yalnız şuna dikkat ediniz her zaman dost olmak arzumuza rağmen asla bolşevik olmayacağız!"

Atatürk'ün Eşitlik Anlayışı

Atatürk bir gün Dolmabahçe'den gizlice çıkar Topkapı Sarayı Müzesi'ne gelir. Müzeyi gezmek ister. Kendisini kapıcıya tanıtır fakat kapıcı "Henüz saat 9 olmadı memurlar da gelmedi. Atatürk değil kim olursan ol bekleyeceksin" der.

Hiç şüphe yok ki kapıcı Atatürk'ü tanımamış ve birden fazla bu sözlere muhatap bulunduğu için gelenin Atatürk olabileceğine inanmamıştır. Fakat bu olayda mühim olan nokta Atatürk'ün kapıcının sert cevabı karşısında ısrar etmeyerek bir kenara çekilip saatin 9 olmasını ve memurların gelmesini beklemesidir.

Satı Kadın

Ankara'da yakıcı bir yaz günü idi. Atatürk beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam'a giderken Kazan Köyü yakınlarında durmuş ve otomobilinden inmişti. Köyün kadını genci yaşlısı ihtiyarı köylerin içinden geçen köşede duran bu yabancı konukları görünce hep beraber koşuştular. Kimi su getirdi kimi ayran bunlardan biri güğümünden aktardığı soğuk ayranı Ata'ya uzattı:

"Bir soğuk ayran içer misiniz?" dedi.

Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde bronzlaşmış Türk kadının en bariz ifadelerini taşıyan bir Türk anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı kundağı biraz daha bastırdıktan sonra sağ elindeki ayran bardağını uzattı bekledi. Ata'sı ayranı kana kana içmiş ve bir an durakladıktan sonra ona;
"Senin kocan kim?" diye sormuştu.

Köylü kadını yüzü tunçlaşmış elleri nasırlı bir Türk anası idi; Ankara'nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi. Ata bir soru daha sordu :

"Ne zaman doğdun?"

"1919'da Atatürk Samsun'a çıktığı zaman doğdum."
Ata bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelirdi. Halbuki karşısındaki kadın 25 yaşlarında görünüyordu; tekrar sordu:

"Nasıl olur?"

Evet nasıl olurdu. Bu Satı kadın hiç tereddütsüz o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:

"Evet Paşam ondan evvel yaşamıyordum ki!"
Bu espiri Ata'yı bir hayli düşündürdü. Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi. Daha sonra biz Satı kadını Büyük Millet Meclisi'ne giren ilk kadın milletvekili olarak görmekteyiz

İnsan Sevgisi

Devlet Bürokrasisi Cumhuriyet'in ilanından sonra idi. Karadeniz'de bir gezintiye çıkmıştı. Kendisine eşlik edenler arasında bulunuyordum. Rize'ye geldik. Yolların düzgünlüğü ilgisini çekmişti. Vali'ye :

"Yollarınızı nasıl bu hale getirebildiniz?" diye sordu.

Vali de anlattı; yakın köylüleri jandarmalarla toplattırmış ve yol onarımında çalıştırmış.

Ata'nın kaşları çatıldı. Oldukça sert bir dille :
"Vali Bey" dedi. " 'Corvee' nedir bilir misin? Öyle ise ben söyleyeyim: Angarya demektir. Ve şu anda bilmeniz lazım ki kanunsuz hiçbir vatandaşı işten alıkoyamaz onu çalışmaya zorlayamazsınız. Cumhuriyet'te angarya diye bir şey yoktur."

İleri Görüşlülük


21.06.1935'deki görüşmelerinde:
"Savaş çıktığı takdirde Amerika tarafsızlık siyasetini koruyabilecek mi?"

"İmkan yok"dedi "İmkan yok. Eğer savaş çıkarsa Amerika'nın milliyetler topluluğunda işgal ettiği yüksek durumu herhalde etkili olacaktır. Coğrafi durumları ne olursa olsun milletler birbirlerine birçok bağlarla bağlıdır.
Atatürk dünyadaki milletleri bir apartmanda oturanlar gibi görüyordu.

Birleşik Amerika Cumhuriyetleri bu apartmanın en lüks dairesinde oturmaktadır.

Eğer apartman oturanlarının bazıları tarafından ateşe verilirse diğerlerinin etkisinden kurtulması olanak yoktur. Savaş için de aynı şey olabilir. Birleşik Amerika Cumhuriyeti'nin bundan uzak kalması imkansızdır."

Atatürk şu sözleri ilave etti:
"Bundan başka Amerika büyük ve kuvvetli ve dünyanın her yerinde ilişiği olan bir devlet olduğundan kendisinin siyaset ve ekonomi yönünden ikinci basamaktaki bir duruma düşmesine hiçbir zaman izin veremez."

Halka Değer Verme


Acı işgal günlerinde önemli devlet adamlarının da hazır bulundukları toplantıda herkes Türkiye'nin düştüğü acıklı duruma bir çare arıyor. Amerikan İngiliz koruyuculuğundan söz ediliyor. Bir ara Mustafa Kemal Paşa'ya da ne düşündüğünü sordular. Atatürk şu kısa cevabı verdi:

"Efendiler hepiniz konuştunuz isteklerinizi beyan ettiniz ve birbirinize sordunuz hepinizi dinledik. Fakat... Anadolu'ya bir şey sordunuz mu Anadolu'yu dinlediniz mi?
Ona da soralım bir de onu dinleyelim efendiler!

Bu Millet O Kadar Zengin Değil


Bir tarihte Atatürk Ege vapuru ile Mersin'e gitmiş. Dönüşte vapur Fethiye'de durmuş. Kasabada halk şenlik yaparken gemilerden de havai fişekler atılıyormuş. Kendisine refakat eden Zafer Torpidosu'nda bulunan Atatürk donanmanın şenliklerini seyrederken zafer torpidosu komutanına kumandanlardan biri bir torpil atmasını söylemiş. Torpido kumandanı:

"Hayhay efendim yanlız bir torpilin kıymeti elli bin liradır" demiş.

Bunun üzerine Atatürk:
"Vazgeçin torpil atmaktan bu millet o kadar zengin değildir."

Ve torpido kumandanına dönerek:
"Sizi tebrik ederim" diye iltifatta bulunmuş.

Atatürk'ün Bir Hediyesi


Bir gün Konya'da Behiç Bey'in evinde Mustafa Kemal General Tawsend şerefine büyük bir ziyafet verdi. Ziyafette Behiç Bey Muhtar Bey Salih Bozok bulunuyorlardı. Yemek çok güzel bir hava içinde geçti. Yemeğin sonunda Mustafa Kemal misafirine dedi ki:

"Biz Türklerde bir adet vardır. Misafirimize mutlaka bir hediye veririz. Ben asil bir milletin mütevazi bir başkumandanıyım. Size ancak bu tesbihi verebiliyorum" diyerek elindeki kırmızı mercan tesbihi hediye etti ve sofradan kalkılacağı sırada kolundaki saati çıkararak General'e dedi ki;

"Bu saati bana Anafartalar'da bir Türk askeri ölen bir İngiliz zabitinin kolundan çıkardığını söyleyerek verdi. Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır. Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım. İngiltere'ye döndüğünüzde ailesini bulur ve saati verirseniz çok memnun olurum" diyerek General'e teslim etti.

Vatanımın Toprağı Temizdir(EN İLGİNÇLERİNDEN)


Kral Edward İstanbul'a geldiği zaman yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı'na yanaştı. Atatürk de rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalı idi ve Kral'ın bindiği motor inip çıkıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de Kral'ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk:

"Vatanımın toprağı temizdir o elinizi kirletmez!" diyerek Kral'ı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.

"EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR".


M.KEMAL ATATÜRK

Kuzey isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
anıları, anıları or, anılarından, atatürk, atatürkün, en, güzel, kaçı, or atatürkün


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Hakkında Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0

ForumHane.Net Her Hakkı Saklıdır
Tasarım :Geveze Adam  

5651 sayılı kanunun 8. maddesi ve T.C.K'nın 125. maddesine göre; Forumhane.net olan forum sitemize eklenen içeriklerden, içeriği ekleyen kullanıcı sorumludur. Kullanıcı bazlı herhangi bir telif hakkından Forumhane.Net sitesi ve site yetkilileri sorumlu değildir. Telif hakkı kapsamında bulunan içerikler ile ilgili hukuksal bildirimleriniz için bu bağlantı ie iletişime geçebilirsiniz bu çevrede, Forumhane.net yönetimi en geç 48 saat içerisinde dönüş yapacaktır.


DMCA.com Protection Status

Bu foruma eklenen konular fikri mülkiyet telif hakları gereğince, DMCA Protection tarafından koruma altına alınmıştır.
Çoğaltılması ve yayın izni olmaksızın yasaktır.